Rusya Müslümanları’nın dünü ve bugünü

Bugün Rusya Federasyonu içerisinde yer alan topraklar, İslam ile tanıştığında bu bölgelerde henüz Rus hakimiyeti yoktu. Müslüman Altınorda Devleti’nin parçalanmasından sonra ortaya çıkan boşluk Ruslar tarafından dolduruldu.

Rusya Federasyonu içerisinde yer alan toprakların İslam’la ilk tanışması 10. yüzyılda İdil Bulgarları’nın Müslüman olmasıyla başladı. Uzun süre bu topraklarda hüküm süren Altınorda Devleti’nin de İslam’ı kabul etmesiyle Müslümanların sayısı hızla arttı. Bu dönemler henüz bölge Rusya’nın kontrolü altında değildi.

Ancak Altınorda Devleti’nin zayıflaması ve hanlıklara ayrılması ile dengeler değişti. 1552 yılında Korkunç İvan’ın Kazan Hanlığı’nı ele geçirmesiyle birlikte Rus devleti ilk kez Müslüman bir tebaaya sahip oldu. Çarlık Rusyası’nın, topraklarını Doğu’ya doğru genişletmesiyle, ülke içindeki Müslüman nüfus da giderek arttı.

1556 yılında Hazar Denizi’nin kuzeyindeki Astrahan Hanlığı, 1783 yılında Karadeniz kıyısındaki Kırım Hanlığı işgal edildi.

Böylelikle Kazan ile beraber Müslüman Tatar halklarının hemen hemen hepsi Çarlık Rusyası’nın hakimiyetine girdi. 1800’lü yılların ilk yarısında Kafkasya, ikinci yarısında ise Türkistan bütünüyle işgal edildi. Böylelikle Kafkasya Müslümanları ve Asya’nın Türk kökenli halkları da Çarlık Rusyası’nın bir parçası oldu.

Çarlık rejimi, tüm bölgelerde birer genel valilik kurdu. Müslüman halklar Moskova’dan atanan valilerce yönetildi. Çarlık Rusyası, bu bölgelerde yaşayan halkların Hristiyanlaştırılması için sistematik bir politika izledi. Çok sayıda cami, mescid ve dini tesis yıkıldı. Ancak bu baskı, isyan hareketlerini de beraberinde getirdi.

İsyanların artmasıyla 1762 yılında tahta çıkan II. Katherina bir dizi reform kararı aldı.

Bugünkü Başkurdistan’ın başkenti Ufa’da halen hizmet vermekte olan bir müftülük kuruldu. II. Katherina’nın başlattığı bu ılımlı politika, sonraki çarlar tarafından da devam ettirildi. Ancak çarlık rejimi yıkılana kadar Müslümanlara yönelik ayrımcılık yine de devam etti.

Ayrımcılık isyan ve uyanışı getirdi

Çarlık Rusyası’nın hakimiyeti altındaki Müslüman halklar, 19’uncu yüzyılın ikinci yarısından ititbaren, maruz kaldıkları ayrımcılığa ve yer yer asimilasyona varan baskı politiklarına karşı örgütlenmeye başladı. Başlıca mücadele alanı ise eğitim oldu. Zira, Müslüman halkın yoğun olarak yaşadığı bölgelerde Rusça eğitim veren okulların sayısı artırılmıştı. Bu okullar, öğrencilerine daha iyi bir gelecek sunduğu için Rus okullarına yönelik ilgi de artıyordu.

İslam okullarında verilen eğitimin niteliğine dair de eleştiriler vardı. Müslümanların hayatın her alanında ikinci bir plana itilmesi, yeni bir uyanışı da beraberinde getirdi. Bu uyanışın sembol ismi ise düşüncelerinin etkisi Çarlık Rusyası ile sınırlı kalmayan İsmail Bey Gaspıralı’ydı. Kırım’ın önemli ailelerinden birine mensup olan Gaspıralı İsmail, Rus okullarında eğitim almış, Paris ve İstanbul’a seyahat ederek Çarlık dışındaki hayatı görmüş bir aydındı.

Gaspıralı’ya göre tüm Rusya Müslümanlarının içinde bulunduğu durumun ana nedeni eğitimdeki yetersizlikti. Gaspıralı, medreselerde verilen eğitimin hem içerik, hem de biçim olarak yenilenmesi taraftarıydı. Bu nedenle “Usul-ü Cedid”, yani “Yeni Yöntem” ile eğitim veren okulların kurulmasına öncülük etti.

Okuma yazma öğreniminde ise “heceleme” tekniği yerine “Usul-ü savtiye” yani duyma yöntemine dayanan yeni bir teknik geliştirdi. Bu sayede Kırım ve diğer Rusya Müslümanları arasında okuma yazma oranı hızla arttı. Eğitimin sadece dini boyutta kalmaması gerektiğini söyleyen Gaspıralı, pozitif bilimlerin müfredata alınmasına da ön ayak oldu.

Gaspıralı, bu çabalarında yalnız değildi. Kazan ve Bakü’deki Müslüman aydınlar da eğitim alanında yaşanan tecdid hareketlerinde önemli roller üstlendi. Pek çok okul, o bölgelerde yaşayan zengin tüccarlar tarafından finanse edildi. 1884’te Kırım’da başlayan “Usul-ü cedid” hareketi kısa sürede meyvelerini verdi. Sadece 20 yıl sonra Kırım, Kazan, Azerbaycan ve tüm Türkistan’da yeni usüle göre eğitim veren okulların sayısı 5 bini aşmıştı.

Müslüman aydınlar örgütlendiler

“Usul-ü Cedid” hareketiyle birlikte kurulan okullardan yetişen yeni nesil, Rusya’daki Müslüman halkların maruz kaldığı ayrımcılığın son bulması için siyasi bir örgütlenmeye yöneldi. O yıllarda Çarlık Rusyası da çalkantılı bir dönemden geçiyordu. Rus ordularının 1905’te Japonlar karşısında yaşadığı beklenmedik hezimet, Çar’a yönelik tepkileri artırmıştı.

Sular, meşrutiyetin ilan edilmesiyle geçici de olsa duruldu. Meşrutiyetin ilanı, Rusya Müslümanlarının örgütlenmesinin önündeki engelleri de kısmen kaldırmıştı.

1905’in Ağustos ayında Nijni Novograd’da aralarında İsmail Gaspıralı, Ali Merdan Topçubaşı, Sadri Maksudi Arsal gibi isimlerin de bulunduğu Müslüman aydınların bir araya gelmesiyle Rusya Müslümanları 1. Kongresi toplandı. Kongreye 28’i Kafkasya’dan, 80’i İdil Ural bölgesinden ve 16’sı da Kırım’dan olmak üzere 108 kişi katıldı. Farklı etnik köken ve mezheplere mensup Müslüman aydınları tek çatı altında toplayan kongrede “Rusya Müslümanları İttifakı” adı altında bir siyasi parti kurulması kararlaştırıldı. Kurulan ittifakın siyasi programı, sadece Müslümanların değil tüm Rusya halklarının beklentilerine karşılık verecek şekilde hazırlandı.

rusya-muslumanlari3-630x356

Siyasi programda öne çıkan bazı başlıklar şöyleydi:

– Rusya Müslümanları ittifakı siyasi programı,

– Devlet idaresinin anayasaya dayandırılması,

– Din ve vicdan özgürlüğünün sağlanması,

– Etnik ve dini ayrımcılığın ortadan kaldırılması,

– İlkokul eğitiminin mecburi olması ve anadilde yapılması,

– Topraksız köylülere toprak verilmesi,

– Sendikal hakların yasal güvence altına alınması,

– Kanun önünde kadın erkek eşitliğinin sağlanması.

Rusya Müslümanları İttifakı, Rus partileri ile kurulan seçim işbirliğinin ardından Duma’da 25 sandalyelik bir temsil hakkı elde etti. Ancak Rusya’da meşrutiyet dönemi fazla uzun sürmedi. Çarlık rejimi, meclisi kapatma kararı alırken, çok geçmeden patlak veren Birinci Dünya Savaşı, Rusya Müslümanları için de yeni bir dönemin başlangıcı olacaktı.

Sovyet döneminde de baskılar sürdü

Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusya’da başlayan siyasi hareketlilik, Çarlık rejiminin sonunu getirdi. Çarlık Rusyası’nın çöküşüyle birlikte, Müslüman halkların yaşadığı Kafkasya, İdil Ural ve Türkistan bölgelerinde yerel hükümetler kuruldu ve bağımsızlık söylemleri güç kazandı. Ancak Bolşevik Devrimi’yle beraber şartlar değişti. Moskova’da yönetimi ele geçiren Bolşevikler, kurulacak Sovyetler Birliği’nde Çarlık Rusyası’ndaki ayrımcılığın ve baskıların son bulacağını vaad ediyordu.

“Kendi kaderini tayin hakkı” üzerinde duruluyor, “eşit yurttaşlık” teması işleniyordu. Hatta Lenin ve Stalin’in birlikte yayımladıkları 15 Kasım 1917 tarihli bildiride Müslümanlara yönelik şu ifadeler yer alıyordu: “Rus Müslümanları, Volga ve Kırım Tatarları, Sibirya ve Türkistan Kırgızları, Kafkas ötesinin Türkleri, Çeçenler ve diğer Kafkas dağlıları, sizler! Zalim Rus çarları tarafından camileri ve ibadethaneleri yıkılan bütün halklar! Bundan böyle inancınızın hür, milli ve kültürel müesseselerinizin dokunulmaz olduğunuzu ilan ediyoruz.”

Moskova’dan yükselen bu ses, Müslüman halklar için Sovyetler Birliği’ni yeni bir umuda dönüştürdü̈. Hatta Mirseyid Sultan Galiyev gibi pek çok Müslüman aydın, Bolşevik devrimiyle birlikte Moskova’ya hakim olan düşüncelerin ülke geneline yayılması için mücadeleye girişti. Ancak Sovyet dönemi, Rusya Müslümanları açısından Çarlık Rusya’sını aratmayacak baskıları da beraberinde getirecekti.

Stalin döneminde Müslüman halklar üzerindeki baskı giderek arttı

Sovyetler Birliği’nin kurulmasıyla beraber Müslüman halklar için de yeni bir dönem başlamıştı. Yeni rejim, Müslüman nüfusun yoğun olduğu bölgelerde oluşturulacak yerel meclislerle, halkın kendi kendini yöneteceğini ve kendi kaderini tayin edebileceğini vaat ediyordu. Ancak uygulama, söylendiği gibi olmadı.

Özellikle Lenin’in ölümünün ardından işbaşına gelen Stalin döneminde Müslüman halklar üzerindeki baskı giderek arttı.

Kurulan özerk yapılarla görünürde Müslüman halklara kendilerini yönetme imkanı veren Stalin, aslında oluşturduğu yapay sınırlarla Müslüman halklar arasına yeni duvarlar örüyordu. Müslümanların sadece birbiriyle olan bağı değil, dünyayla olan iletişimi de kesilmişti. Sovyet yönetimi, toprakların kolektifleştirilmesi sırasında en büyük direnişi Müslüman nüfusun yaşadığı kırsal alanlarda gördü. Kolektif tarım çiftliklerinin kurulmasına karşı çıkan binlerce köylü, bunun bedelini hayatıyla ödedi.

Bu bölgelerde kurulan meclislerde de kontrol zamanla yerel siyasetçilerin elinden alındı. Kurulan yeni yönetimlerde son sözü artık Moskova’dan atanan isimler söylüyordu. 1930’lu yıllarda Müslüman aydınların çoğu, rejim karşıtı propaganda ve casusluk gibi asılsız suçlamlarla kurşuna dizildi. Diğer yandan din üzerindeki sistematik baskılar da günden güne arttı. Sovyetler Birliği’nin kurulduğu yıllarda ülke genelindeki cami sayısı 30 binden fazlaydı.

Ancak 1960’lara gelindiğinde ibadete açık camilerin sayısı artık yüzü geçmiyordu. Eğitim sistemi de, etnik ve dini kimliği dışlayan bir müfredat üzerine kurgulanmıştı. Müslüman halk üzerindeki baskılar, 1980’li yıllarda başlayan reform hareketleriyle hafiflemeye başladı ve Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında tarih sahnesinden silinmesiyle son buldu. Nüfusun Müslüman olduğu sovyet cumhuriyetleri bağımsızlıklarına kavuştu. Müslüman halkların çoğunluk olduğu özerk yapılar ise bugün Rusya federasyonu içerisindeki varlığını sürdürüyor.

Federasyon bünyesinde bugün 20 milyon Müslüman var

Doğu Avrupa’dan Uzak Asya’ya uzanan 17 milyon metrekarelik devasa bir yüzölçümüne sahip Rusya, 180’den fazla etnik grubu bünyesinde barından federatif bir

yapı. Rusya Federasyonu’nun içinde yaşayan halkların büyük bölümü bugün 21 ayrı özerk cumhuriyete ve 80’i aşkın idari bölgeye dağılmış durumda.

Sözkonusu özerk cumhuriyetlerin 7’si, yani üçte biri Kuzey Kafkasya’da yer alıyor. Kendi hükümetlerine ve anayasalarına sahip bu cumhuriyetlerin içinde de, pek çok farklı etnik grup bir arada yaşıyor. Kuzey Kafkasya’da konuşulan ortak dil Rusça olsa da, 20’ye yakın dil, yerel resmi dil statüsünde. Çeçenler, İnguşlar, Çerkesler, Karbardeyler, Osetler, Avarlar, Lezgiler bölgede yaşayan halklardan sadece bazıları. Bölge ayrıca Türk kökenli halklardan Karaçaylar’a ve Balkarlar’a da ev sahipliği yapıyor. Bu halkların büyük bölümü Müslüman topluluklar.

Rusya’daki Müslümanların özerk cumhuriyetlerde toplandığı bir başka coğrafi alan ise Ural Volga bölgesi. Başkurdıstan ve Tataristan’ın yanı sıra Çuvaşistan da bu bölgede bulunuyor. Bölge ayrıca Komiler, Mordovlar, Marı ve Udmurtlar gibi farklı inanç ve kültürlere sahip halklara da ev sahipliği yapıyor.

Rusya’nın devasa yüzölçümünün önemli bir bölümü ise Ural Dağları ile Pasifik Okyanusu arasında kalan Sibirya’dan oluşuyor. Sibirya’nın yüzölçümü 13 milyon metrekare. Yani uçsuz bucaksız steplerden oluşan bu alan, Rusya Federasyonu’nun neredeyse yüzde 75’ini meydana getiriyor. Ancak 143 milyonluk toplam nüfus içinde Sibirya’da yaşayanların sayısı 30 milyon ile sınırlı. Sibirya’da Moskova’ya bağlı çok sayıda idari bölge bulunuyor. Bu idari bölgelerin yanı sıra Altay, Tuva ve Yakutistan gibi Türk kökenli halkların yaşadığı özerk cumhuriyetler de Sibirya sınırları içinde. Tüm bu bölgelerde coğrafi şartlar nedeniyle sanayi yatırımlarının yapılmamış olması yüzünden, ekonomi daha çok tarım ve hayvancılığıa dayanıyor.

Bölgenin uzakdoğusundaki Kamçatka Yarımadası ve Sahalin bölgesindeki zengin yeraltı kaynakları ise Rus ekonomisi için hayati önem taşıyor. Sibirya’daki etnik dağılım ulaşım güzergahlarıyla şekillenmiş. 20. yüzyılın başında inşa edilen Trans Sibirya demiryolunun çevresinde kalan bölgelerde nüfusun yaklaşık yüzde 90’ını Ruslar oluşturuken, geri kalan bölümlerde daha çok yerel halklar yaşıyor.

rusya-muslumanlari1-630x356

Rusya’da Hristiyanlardan sonra ikinci büyük topluluğu teşkil eden Müslümanlar, ülke yönetiminde yerel düzeyde bazı roller üstlense de, ulusal çaptaki resmi kuruluşların büyük bir bölümünde temsil edilmiyor. Resmi olmayan rakamlara göre Rusya’daki Müslümanların sayısı 20 milyonun üzerinde. Bu, toplam nüfusun neredeyse yüzde 15’ine denk geliyor.

Ortodoks Slav nüfusun düşüşe geçtiğine dikkati çeken uzmanlar, bunun aksine Müslüman nüfusun hızla arttığına işaret ediyor. Bu istatistik, Rusya içinde faaliyet gösteren aşırı sağcı gruplar tarafından sık sık gündeme getiriliyor. Ancak başta Devlet Başkanı Vladimir Putin olmak üzere pek çok üst düzey isim bu araştırmaların abartılı olduğu kanaatinde. Ağırlıklı olarak Tataristan, Başkurdistan ve Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinde yaşayan Müslümanların 3 milyona yakını da hayatlarını Moskova, St. Petersburg, Nijni Novgorod gibi büyük şehirlerde sürdürüyor.

“Bir insanın renginin, dilinin, dininin ne önemi var”

Sovyetler döneminde baskı altında yaşayan Müslümanlar, Rusya federasyonunun kuruluşuyla görece rahat bir ortama kavuştu. Ancak ibadethaneler ve eğitimle ilgili pek çok sorun halen çözüm bekliyor. Ortadoğu coğrafyasında son yıllarda artan çatışmalar Rusya’da yaşayan Müslümanları da derinden kaygılandırıyor.

Rusya Müftüler Konseyi üyesi Ruşen Abbasov, İslam’ın dünya halkları tarafından artık gerçek yüzüyle bilinmesi gerektiğini vurguladı. Ruşen Abbasov, şu şekilde konuştu: “İslam’ın doğuşuna baktığımızda anlaşmazlıklar ve çatışmalarla dolu bir cahiliye devrini görürüz. Diri diri gömülen kız çocuklarından vahşi savaşlara kadar anlatmaya bile zorlanacağınız acılı ve zor bir dönem. İslam tam bu zamanda barışı ve anlaşmayı, uzlaşmayı, huzur içinde yaşamayı işaret etmek için geldi. Eğer Allah insan kanı dökülmesine müsaade etseydi İbrahim Peygamber evladını kurban etmeye hazırlanırken hiçbir şey yapmazdı. Bugün yaşanan çatışmalar, savaşlar İslam’ı anlayamayanlarca gerçekleştiriliyor. Bizim dinimiz barışı emreder, dünyadaki tüm halkların bu gerçeği görmesi için çalışmalıyız.”

Zaman zaman Ortadoğu’daki çatışmalara Rusya’dan katıldığı ileri sürülen Müslümanlar dünya kamuoyunun gündemine düşüyor. Abbasov, münferit sayılabilecek bu haberlerin ülkede yaşayan Müslümanlar tarafından da kınandığını belirtirken, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Allah Kur’an-ı Kerim’de söylüyor. Ben sizi kadın ve erkek olarak ayrı ve farklı kabileler halinde yarattım ki tanışasınız. Bu ayrılık insanların kavga edip birbirini öldürmesi için değil, tanışmak için var. Bir insanın renginin, dilinin, dininin ne önemi var. Kutsal kitabımız bize ayrımcılık yapmayı öğütlemiyor ki. İslam coğrafyasında yaşanan acılar, katliamlar, mülteci dramları ne kadar uzak da olsak da bizi derinden yaralıyor. Rusya Müslümanları çocukların ölmediği, insanların barış içinde yaşadığı bir dünyayı düşlüyor. Masumları öldürmek için Ortadoğu’ya giden Ruslar burada kabul görmüyor, Rusya Müslümanları olarak barışı savunuyoruz.”

Gençler büyük şehirlerde İslâm’ın gereklerini yaşamakta sıkıntı çekiyor

11 Eylül saldırılarının ardından Batı dünyasında hızla yayılan İslam karştılığının izlerini Rusya’da da görmek mümkün. Ülke önemli bir Müslüman nüfusu bünyesinde barındırmasına rağmen, İslam toplumu aşırı sağcı grupların hedefinde. 1990’lı yılların başında Kafkasya’da yaşananlar, Rus pasaportu taşıyan bazı militanların Ortadoğu’da çatışmalara katıldığı yönündeki haberler, özellikle Rusya’nın büyük kentlerinde yaşayan Müslümanları hedef haline getiriyor.

Aşırı sağcı gruplar, ülkedeki Müslüman nüfusu bir “iç tehdit” olarak tanımlıyor. İslamofobi ile ilişkilendirilen eylemlerin sayısında görülen artış, Rusya’daki Müslüman toplumunun kanaat önderlerini de harekete geçirdi. En son Çarlık döneminde yapılan Rusya Müslümanları İstişare Toplantısı, yaklaşık 100 yıl aradan sonra yeniden Moskova’da gerçekleştirildi. İslam karşıtı eğilimlerin belirmesinden sonra toplanan din âlimleri, yeni yasalar çıkarılması gereğini vurguladı. Bu yılın Şubat ayında yapılan toplantıya katılan önemli isimlerden biri de Sovyetler döneminde Orta Asya Müftülüğü yapmış, daha sonra bağımsızlığını kazanan Özbekistan’ın ilk dini lideri olmuş Şeyh Yusuf Muhammed Sadık’tı.

Rusya’da Müslümanlara baskı döneminin kapandığını ifade eden Sadık, artık başka tehlikelerin belirdiğini savunurken, şu ifadeleri kullandı: “Müslümanlar Rusya’da rahat. Eğitimlerini istedikleri gibi alıyor, örgütlenmelerini istedikleri düzeyde gerçekleştirebiliyor. İbadet yeri sıkıntısı var evet ama gençleri bekleyen diğer tehlikeler bununla kıyaslanamaz. Gençler büyük şehirlerde İslâm’ın gereklerini yaşamakta sıkıntı çekiyor. Esas sıkıntı budur. Bu, gençlerimizin dikkat ederek, doğru yaşayarak üstesinden gelebileceği bir tehlike. Ama memleketlerinden gelip burada yaşayan insanlara sadece Müslüman oldukları için saldıranlar var bir de. Bunun karşısında bizim yapacağımız bir şey yok. Bu tehlikeyi devlet önleyecek.”

Kazan, Avrupa’yı Doğu’ya bağlıyor

Rusya Federasyonu’nu oluşturan bölgelerin en önemlilerinden biri Tataristan ve onun yüzyıllarca yıllık tarihi barındıran başkenti Kazan. İstanbul, Eskişehir ve Balıkesir’in kardeş şehri Kazan, bugün Avrupa’yı Doğu’ya bağlayan en önemli geçiş noktalarından.

tataristan-kul-serif-camii

Son yıllarda artan enerji gelirleriyle ekonomik açıdan yükselişe geçen şehir, bu yıl gerçekleştirilen üniversite oyunlarının da rüzgarıyla çok boyutlu bir imar hamlesini tamamladı. Şehir modern binalarla tanışsa da tarihin izleri hâlâ ön planda. Dünya savaşlarından korunmasını bilmiş Kazan Kremlini içinde yer alan Kul Şerif Camii de bu tarihin dünya mirası listesine armağan ettiği özel örneklerden. Avrupa’nın en büyük camiilerinden biri olan Kul Şerif Camii, Sovyetler döneminde yaşadığı uzun bir suskunluktan sonra Rusya Federasyonu’nun kurulmasıyla eski ihtişamını kazandı.

Başkent Moskova başta olmak üzere birçok büyük Rus şehrinde yaşayan Tatar nüfusu, yüzyıllar öncesine dayanan geleneklerini ve kültürünü korumakta sıkıntı duymuyor. Tataristan’ın başkenti Kazan’da da Ruslar ve Tatarlar uyumlu görüntüleriyle bu örnek tarihin devamına katkı sağlıyor. Yükselen kalkınma hızıyla Rusya’nın örnek bölgelerinden biri haline gelen Kazan, 2018 Dünya Kupası’nın evsahibi şehirlerinden biri olacak. Henüz hızlı tren seferlerinin sınırlı programla hizmet verdiği ülkede, Dünya Kupası yaklaşırken Kazan’a başkentten ve St. Petersburg’dan birkaç saatte ulaşılabilecek. İstanbul’dan her gün karşılıklı uçak seferlerinin mevcut olduğu şehirde Türk girişimcilerin artan varlığı da Tataristan’la türkiye arasındaki bağları güçlendiriyor.

Ufa, İslam eserlerine evsahipliği yapıyor

Ural dağlarının eteklerinde, Avrupa ile Asya arasında bulunan Başkurdistan, Rusya Federasyonu’na bağlı özerk cumhuriyetlerden biri. Son olarak 2010 yılında yapılan nüfus sayımına göre bölgenin yüzde 36’sını Ruslar, yüzde 29,5’unu Başkurtlar, yüzde 25’ini Tatarlar ve yüzde 2,5’unu Çuvaşlar oluşturuyor.

Başkurdistan’ın başkenti Ufa. Kentte, Ufa’nın ve Başkurt halkının Müslüman kimliğini anlatan pek çok eser mevcut. Bu eserlerden biri şehrin kuzey bölgesinde yer alan Lale Camii. Cami, Osmanlı lalerinden ilham alınarak yaptırılmış. Sovyetler Birliği döneminde din alanında büyük baskılara maruz kalan Başkurtlar için kentteki en önemli yapılardan biri de Abdülkadir Geylani Camii. Cami, aynı zamanda Sovyet döneminde kentte ayakta kalan tek ibadethane.

Köklü bir tarihi olan Ufa’nın en yüksek bölgesinde, Salavat Yulayev’in at üzerindeki görkemli heykeli bulunuyor. Bu, Avrupa’nın en büyük atlı heykellerinden biri. Çariçe Katerina’ya karşı başlatılan ayaklanmada Başkurtların lideri olmuş Salavat Yulayev’in adını anmak 200 yıl boyunca yasaklandı. Ancak o bugün tüm Başkurtların milli kahramanı.

Ufa’nın nüfusu 1 milyon 200 binin üzerinde. Kent, yaşam kalitesi, modern ve planlı yapılarıyla Rusya Federasyonu’nun en önemli şehirlerinden biri. Rusya’nın en büyük enerji santrallerinden birine sahip olan Başkurdistan, ekonomik kalkınması ve yüksek gelir düzeyiyle federasyon içindeki diğer cumhuriyetlerden ayrılıyor.

Derin acıların başkenti: Grozni

Trafiğin normal seyrinde akıp gittiği sakin Grozni caddelerinde bundan 15 yıl önce sadece tankların palet sesleri yankılanıyordu. Modern binaların yerinde ise kullanılmaz hale gelmiş apartmanlar ve kamu binaları vardı. Çeçenistan’ın başkenti Grozni barut kokuları içinde bir harabeyi andırıyordu.

Sovyetler Birliği’nin dağıldığı karmaşa günlerinde 1 milyon nüfuslu küçük bir özerk cumhuriyet olan Çeçenistan’ın bağımsızlık kararı dünya medyasında fazla yankı bulmadı. Ancak Kızıl Ordu’nun komuta kademesinde önemli yerlere gelmiş bir general olan Cahar Dudayev, tam da o günlerde Grozni’de yeni bir devletin temellerini atıyordu. Önce kendi derdine düşen ve Çeçenistan’daki gelişmeleri sessizce takip eden Moskova yönetimi, 1994 yılında müdahale kararı aldı. Bu müdahale ile başlayan kanlı savaş 1997’de geçici olarak dursa da, çatışmalar 1999’da yeniden alevlendi. Putin’in iktidara gelmesinin ardından Rus ordusunun bölgedeki etkinliği de giderek arttı. 11 Eylül saldırılarıyla birlikte Batı dünyasının da Çeçen direnişçilere sırtını dönmesiyle Kremlin bölgeye yeniden hakim oldu.

Bugünse Çeçenistan büyük bir dönüşüm yaşıyor. Putin ile olan ilişkileri zaman zaman eleştiri konusu olan Çeçen lider Ramazan Kadirov’un önceliklerinin başında başkent Grozni’nin yeniden imar edilmesi geliyor. Savaş yıllarında harabeye dönen Grozni’nin her tarafında bugün yeni binalar yükseliyor. Tüm kentte hummalı bir inşaat çalışması var. Kent, değişen alt ve üst yapısıyla sanki yeni bir kimliğe bürünüyor.

Yaşanan dönüşümde, Grozni’nin Müslüman kimliği de ön planda. 2005 yılındaki bir bombalı saldırıda hayatını kaybeden Ahmet Kadirov adına bir cami yaptırıldı. Cami, İslam dünyasının en büyük ibadethanelerinden biri. Çeçenistan’da çatışmalar artık sona erdi ve yaralar sarılmaya başlandı. Ancak Kadirov yönetimi ve Kremlin’e yönelik eleştiriler de mevcut. İnsan hakları örgütlerinin raporlarında, yaşanan ihlaller ve muhalifler üzerinde kurulan baskılara geniş yer ayrılıyor.

Moskova Merkez Camii açılıyor

Yaklaşık 10 bin kişinin namaz kılabileceği Moskova Merkez Camii 23 Eylül Çarşamba günü törenle açılacak. Açılışa, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Türk cumhuriyetleri devlet başkanları, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve İslam ülkelerinin liderlerinin katılması bekleniyor.

Rusya’nın başkenti Moskova’da Rusya dini idaresi tarafından inşa ettirilen caminin iç dekorasyonu, klasik Osmanlı sanatları üslubuyla Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yaptırıldı. Türkiye, caminin tezhip, mermer, ahşap gibi işlerine yardım sağladı. Caminin minber, mihrap, çini ve avizelerin yanı sıra halılarının maliyeti de vakıf tarafından karşılandı.

Moskova’nın en büyük caddelerinden biri olan Prospekt Mira’da yer alan cami, kapladığı 19 bin metrekarelik alanla, aynı zamanda Avrupa’nın da en geniş camii. Cami alanında konferans ve sergi salonları da bulunuyor.

Rusya Müftü Yardımcısı Ruşan Abyasov, Moskova Merkez Camii’nin açılışının ‘Sadece Rusya’daki değil dünyadaki tüm Müslümanlar için önemli bir olay olduğunu’ ifade etti. Abyasov, ”Caminin açılışı Rusya’nın İslam dünyasında önemli bir rolü olduğunun göstergesi” dedi.

Kaynak: Kuzey Haber Ajansı/Dünyabizim

http://www.dunyabizim.com/?aType=haber&ArticleID=21545

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone

Yorumlar
  1. aytekin

    Neden bu makalede hep tatarlardan yada diğer türk kokenli kavimlerden bahsediyor.sanki hiç cerkesler kabardeyler abzehler vs… Hiç yaşamamış.sanki onlar müslüman degiller