Sosyal Medya Dipsiz Kuyu

Bir yılı aşkın süredir, sosyal medya denilen bu gayya kuyusunda fikri planda yazılar yazmıyor ve paylaşımda bulunmuyordum.

Bu platformda, kimsenin kimseyi ikna edemeyeceğini çok da iyi biliyorum. Bu platform, kişilerin çok kolay yargısız infazda bulunabildikleri bir ortam.

Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde yaşanan Kanjal olayları ile ilgili Ajans Kafkas’ta yayınlanan yazı ister istemez bizi bu dipsiz kuyuya çekti.

Yazılarımı genelde uzun yazdığım için, adım gibi eminim ki, büyük bir çoğunluk yazının tamamını okumadan yorum yapıyor.

Şimdi ben kısa yazacağım. Özetle ne demişim.

Kabardeyler Kanjal Savaşı Zaferi’ni kutlama konusunda yerden göğe kadar haklı. Bunu yapmalarının önünde hiçbir engel yok.

On sene önce yapılan törenlerde de olaylar çıkmıştı. Bu yıl yapılacak törenlerde böyle bir olayın çıkabileceği öngörülmedi mi?

Bu eylemin kolayca, ajan-provokatörler tarafından kışkırtılmaya müsait olduğu düşünülmedi mi?

En basitinden köyümüzden, mahallemizden geçen bazı kamyonların önüne geçip eylem yaptığımız bir noktada, burada da bazı Balkarların (tamamı demiyorum) kışkırtılabileceği öngörülmedi mi?

Yazının büyük bir kısmında, bu olayda kutlama yapmaya çalışan Kabardey gençlerinin haklı olmakla birlikte, olayda Balkarların hamisi pozisyonuna soyunan Rus istihbarat örgütlerinin provokasyon yapma ihtimallerini söylemedik mi?

Bütün hayatını Kafkasya’nın birliğini savunmakla geçiren ben, acaba ne hata ettim ki bu hakaretlere uğradım. Ne oldu da yıllarca 11 Mayıs Cumhuriyeti’ni küçümseyen, yok sayan, İmam Şamil’i Rus ajanı olarak damgalayan insanlar ile dostlarım aynı safta birleşerek Kafkas Vakfına cephe aldılar.

Kafkas Vakfı, bundan beş altı yıl önce kapılarını gençlere açtı. Kademeli olarak yönetimi onlara devretti. Bu çocuklar gençtir, kanları kaynıyor. Her zaman hata yapabilirler. Hatayı kabul etme erdemi zamanla kazanılıyor. Tecrübeyle elde ediliyor.

Gençlikte insanın başında kavak yelleri esiyor. Kendi doğrularını ikazlara rağmen savunmakta ısrar ediyor. Benim de gençlik döneminde savunduğum ama bu gün bambaşka bir yerde durduğum fikirlerim var.

Ne olur yapmayın. İnsanların okumadığı, asosyal olarak yaşadığı bir ortamda, bize göre yanlış da olsa fikir beyan eden geçlerimizi infaz etmeyelim. Onların fikirlerine katılmayalım, eleştirelim ama hakaret etmeyelim. Ola ki zamanla okuyan insanlar gerçekleri görme imkânı bulur.

Hayatım boyunca kimseye hakaret etmedim. En aykırı insanlarla bile güzel dostluklar kurdum. İnsana eşref-i mahluk olduğu için değer verdim.

Yazımın altına yorum yapanlar, dağdaki çobanın bile olayları benden daha iyi anlayıp değerlendirebileceğini söylemiş. Elhak doğrudur. Dağdaki çobanın, ilmi olmasa bile irfan noktasında benden ileri olacağına inanırım. Asla küçümsemem.

Ajans Kafkas elbette vakıf tarafından kurulmuş bir organdır. Ancak vakfın resmi sitesi www.kafkas.org.tr Ajans Kafkas’ta değişik zamanlarda farklı görüşlerde yazılar yayınlandığı olmuştur.

Bu yazının yazarının daha önceden Kabardey asıllı olduğunu yazdım. Bu yazının Türkçülük ya da Turancılık ile hiçbir ilgisi yoktur. Tam aksine “innemel mü’minine ihva” ayeti çerçevesinde yazıldığı ifade edilmiştir. Dileyen dilediği gibi yorumlayabilir.

Mahlas kullanılarak yazılmasını daha önce de belirttiğim gibi uygun bulmadığımı ifade ettim. Bu gencimizi söz verdiğim üzere sosyal medya canavarlarının önüne atıp linç edilmesine de izin vermeyeceğim. Zamanı gelince kendisinin ortaya çıkarak kendi adıyla kendini savunacağına inanıyorum. Büyük olmanın bazı sorumlulukları var. Onun yerine beni linç etmeye devam edin.

Son olarak yayınlanan Cihat Tuğan imzalı yazılar vakfın görüşünü yansıtmıyor. Bunu daha önce de ifade ettim. Bu yazıyı kaldırmak vakıf için çok basit bir olaydır. Bu yazı yayınlanıp sosyal medyada şüyuu bulmuştur. Bunu kaldırmakla bu fikri ortadan kaldıramıyorsunuz.

Bunun yerine bu yazıya tepki koyan başka yazıları da Ajans Kafkas sütunlarında kılına bile dokunmadan (küfür ve argo olmamak kaydıyla) yayınlamak istiyoruz.

Rivayet olunur; Hallac-ı Mansur ölüme giderken insanlar tarafından taş yağmuruna tutulur. O sırada halkın arasından biri, taş yerine elindeki gülü Mansur’a fırlatır. Mansur o şahsa dönerek “Ey dost şu insanların attığı taşlar emin ol senin attığın gül kadar beni yaralamadı” der.

Ben ömrünün elli yılını Kafkasya için harcayan, bu davaya omuz veren, Kafkasyalıların kardeşliğini savunan biri olarak, ne söylerseniz söyleyin sizleri seviyorum ve hakkımı helal ediyorum.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone