Kanjal Olayları, Mikro Milliyetçilik ve Ajans Kafkas

Yıl 1998, Sırplar Kosova’ya saldırmışlar, ortalık kan gölü. Türkiye o sırada bu olayları önlemek için elinden geldiği kadarıyla çaba sarf ediyor. Bir taraftan da, Kosova’dan kaçan, canını kurtaran çoğunluğu Arnavut olan mültecilere de kucak açmış, Kırklareli’ndeki mülteci kampını onlara tahsis etmiş durumda.

Bir süre sonra, kulağıma bir haber çalındı. Kırklareli kampındaki mülteciler arasında, yüz civarında Çerkesin bulunduğu ifade ediliyordu. Bu durumu yakından görmek için Kırklareli’ne gittim. Kamp idaresinden gerekli izni aldıktan sonra içeri girdim.

Ben tam içeri girmiştim ki; yaşlıca bir kadın önüme çıktı. Beni bir yetkili zannetmiş olmalı ki; Türkçe olarak bana saydırmaya başladı. “Allah aşkına bu Arnavutlara su bile vermeyin. Onlar ne kadar zalim siz bilemezsiniz. Tito bile onlardan iyiydi. Yugoslavya dağılınca, bize saldırmaya, topraklarımıza el koymaya, bizi yerimizden sürmeye başladılar.” Bu sözler beni düşünmeye sevk etti.

İmparatorluk geleneğini tanımayan küçük ulus devletler, ya da federatif yapı içinde yönetim erkine hâkim olan topluluklar, içlerinde bulunan küçük toplulukları sindirmeyi çok severler. Bu durum insan fıtratının bir tezahürüdür.

ABD eski Cumhurbaşkanlarından Benjamin Franklin’in çok güzel bir sözü vardır. Der ki; “Bir kölenin en büyük arzusu, azat olup kendine bir köle edinmektir.”

Tarihin çok eski çağlarından bu yana, güçlü toplumlar zayıfları eze gelmişler, bu sebeple de günümüz dünyasında büyük bir eşitsizliğin yaşanmasına sebep olmuşlardır.

Bu yazıya bu kadar uzun giriş yapmamızın sebebi; olayın hassasiyeti ve ehemmiyetidir. Kuzey Kafkasya toplumu, binlerce yıldır ülkesinde diğer kardeş halklarla istisnalar hariç, ufak tefek problemler dışında yan yana bir arada yaşama kültürünü geliştirmişlerdir.

1864 sürgünü sonrası anavatanda kalanlar, yine aynı şekilde birlikte var olma mücadelesi için çaba sarf etmişlerdir. 11 Mayıs 1918 bağımsızlık hareketinin ezilmesinden sonra kurulan Sovyet sistemi, Kafkasya’da maalesef yeni bir yapı oluşturmuştur.

Bugün Kafkasya’da var olan federal yapıların sınırları Stalin tarafından çizilmiştir. Bu sınırlar, bilinçli olarak bu şekilde oluşturulmuştur. Hal böyle iken yapay sınırlar için birbiriyle kavga eden toplumları anlamakta güçlük çekiyorum.

1944 yılında bir emirle 24 saat içinde boşaltılan, yıllarca yaşanan sürgünleri gören toplumlar hangi mülkiyetin kavgasını yapıyorlar. Federal Cumhuriyetlerin dillerini seçmeli hale getiren, hızla Ruslaştırma politikasını devreye sokan bir yönetim varken, biz neyin kavgasını veriyoruz. Hala “cambaza bak” diyen sese yönelip dikkatimizi dağıtıyoruz.

Ben kendim şahsen Kafkas Vakfının Kurucularından ve Vakfın uzun yıllar Başkanlığını yapmış biri olarak, bugün Kafkasya’da yaşanan olayları anlamakta zorluk çekiyorum. Bu olaylar provokasyon değilse başka bir isim bulamıyorum.

Balkarlar, federal yapı içinde çok küçük bir toplum. Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde Balkar nüfusu %12 civarındadır. Ülke nüfusunun yüzde altmıştan fazlasını oluşturan Kabardey toplumunun görevlerinden biri de, kardeş Balkar halkına sahip çıkmaktır.

Balkar toplumuna azınlık hissini yaşatmamak gerekir. Onları Rusya’nın müttefiki haline getirmemek gerekir. Kabardey ve Balkar toplumu etle tırnak gibi kaynaşmıştır. Bunları birbirinden ayırmak mümkün değildir. İki halk arasında o kadar çok evlilik olmuştur ki, bir kan birliği oluşmuştur.

11 Mayıs 1918 Cumhuriyeti’nin İkinci Devlet Başkanı merhum Pşımaho Kosok’un eşi Nefiset Hanım bir Balkar’dı. Aynı şekilde yanılmıyorsan şimdiki Başkan Kokov’un eşi de Balkar.

O halde biz neyin kavgasını veriyoruz. Neyi paylaşamıyoruz. Kanjal Zaferi’nin 310. Yıl Dönümü kutlanıyormuş. Çok emin değilim ama bu zaferin farklı yıl dönümleri böylesine şaşalı biçimde kutlandı mı? Kutlandıysa, ben hatırlamıyorum ama yine böyle olaylar yaşandı mı?

Ben Balkar değilim, Adıge ve Şapsığ boyuna mensubum. Allah yaratsaydı Balkar, Çeçen, Karaçay, Oset ya da başka bir etnikten olabilirdim. Ben sadece empati yapıyorum. Kanjal Zaferi’ni kutlama faaliyetlerine de saygı duyuyorum. Benim anlamadığım bu olaylar niçin 310. yılda bu boyuta çıktı.

Yüzlerce atlıdan oluşan ve Kanjal dağına çıkan gurubun, Kündelen köyünden başka bir güzergahı yok muydu? İbrahim Yağan’dan öğrendiğime göre, bu köye hiç uğramadan atlar için daha kestirme bir yol var imiş. Kendisi dağa giderken bu yolu kullanırmış. Neden bu yol kullanılmamış?

Oldu ki, köyün içinden geçme tercih edilmiş. Böyle bir durumda, Balkar halkı yol kenarına dizilip dağa çıkan Kabardey atlılarını alkışlasa ne olurdu. Belki de olması gereken bu idi.

Sonuçta anlaşılıyor ki, bu işte bir provokasyon kokusu var. İki kardeş toplumu birbirine kışkırtıp, araya uzlaştırıcı ve hami pozisyonunda girip, Balkar toplumunun sevgisini ve güvenini kazanmak isteyen Rusya’nın tuzağına gelinmiştir.

Omon birlikleri tarafından hırpalanan ve göz altına alınan Kabardey gençleri, bu olayın faturasını Balkar toplumuna kesmişlerdir. Abartıya varan, orantısız bir güç kullanan Omon birliklerinin şiddetinden bahseden sesler neredeyse yok gibi.

Bu olaylar karşısında Kafkas Vakfının tavrı son derece nettir. Kafkas Vakfı bu olaylarda taraf değildir. Her zaman olduğu gibi birleşik bir Kafkasya’dan yanadır. Bu durum zaten vakıf kurucularının profilinden de anlaşılabilir. Vakıfta bütün Kafkas halklarının temsilcileri bulunmaktadır.

Kafkas Vakfı, son altı yedi yıldır yönetimi geleceğimiz olan gençlerin ellerine bırakmıştır. Gençlerimizin özgür bir ortamda fikirlerini rahatlıkla serdedebilecekleri bir ortam hazırlamak bizim en tabi görevimizdir.

Gönül diler ki; Ajans Kafkas sayfalarında birbiriyle çatışan fikirler özgür bir ortamda yayınlansın. Ancak bu dilemekle olmuyor. Ajans’ta Cihat Tuğan imzasıyla yayınlanan bir köşe yazısı, fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeyip, sanal medyada vakfın tüzel kişiliğine mal edilip, vakfın bugüne kadar yaptığı faaliyetleri bir kalemde silen görüşlere yer verilmiştir.

Kanaatimce, yazının ana omurgası doğruları ifade etmekle birlikte, son üç paragrafının dili sorunludur. Burada kullanılan ifadeler asla Kafkas Vakfının görüşlerini yansıtmaz ve yazarını bağlar.

Son bölümde merhum M. Aydın Turan ismine atıf yapılarak, yazıya meşruiyet kazandırma çabaları da hoş olmamış. M. Aydın Turan’ı yakından tanıyan biri olarak ne yapardı diye sorarsanız; bu olaylara karışmazdı. Bu konuda yorum yapanları muhatap almazdı. Sanal ortamla zaten alakası ve vakti yoktu. Kısacası onları yok hükmünde görür, cevap vermeye değer bulmazdı.

Gelelim meselenin bir diğer boyutuna, bu yazıyla Kafkas Vakfı Genel Müdürü Yusuf Tunçbilek’in linç edilmesi olayı tam bir haksızlıktır. Bu yazıyı yazan kesinlikle kendisi değildir. Yazıyı yazan bütün şeceresi ile birlikte Kabardey asıllı bir gençtir.

Kendisi ile uzun bir görüşme yaptım. Görüşlerine katılmadığımı açık açık ifade ettim. Bana fikir özgürlüğünden dem vurarak hassas noktamdan vurdu.

Yazdığı ikinci yazısıyla da aynı görüşlerini savunduğunu ifade etti. Biz zaman zaman yaptığımız toplantılarda Ajans Kafkas sayfalarında farklı görüşlerin dile getirilmesi konusunu savunmuştuk. Anlaşıldığı kadarıyla toplumumuz buna hazır değil. Oysa bu yazıya tepki gösterenler telefon ya da sanal medya yerine benim gibi Ajans Kafkas sütunlarını kullansalar daha iyi olurdu.

Cihat Tuğan’ın yazısını Ajans Kafkas sütunlarından kaldırmak basit bir iştir. Bu yazı yazılmış ve sütun bulmuştur. Katılmadığımız halde fikir özgürlüğü olarak mütalaa ediyoruz. Tekrar temin ediyorum ki, bir Balkar ya da Karaçay tarafından yazılmamıştır.

Kendisi aykırı fikirleri ile bilinen biridir. Kısa bir zaman sonra kendi ismiyle ortaya çıkacağını ümit ediyorum. Kendi ifadesi ile bunlar kendi tarafsız ve şahsi fikirleri.

Bu satırların yazarı, daha önce de belirttiğim gibi Vakıf yönetiminden biri değildir. Yusuf Tunçbilek asla değildir. Bu fikirler Kafkas Vakfının resmi görüşünü asla yansıtmıyor. Yazarı istemediği için adını burada zikretmek uygun olmuyor.

Değerli dostlar, gün kavga günü değildir. Aksine, teenniyle hareket etme günüdür. Yıllarca Kafkas Vakfının başkanlığını yapmış, onu birçok platformda temsil etmiş biri olarak bana inanın. Bu olayda Vakıf yönetiminin bir dahli yoktur. Fikir özgürlüğü platformunda yayınladığımız yazının sahibi, fikirlerini geri çekmediği müddetçe, müdahale etmeyi etik bulmuyoruz.

Tekrar tekrar ifade ediyorum! Ne olur bu yazıyı baz alarak Vakfımız hakkında olumsuz yargılara varmayın. Vakıf aynı durduğu çizgide duruyor. Biz Birleşik Kafkasya’yı kurucu profilimizle gerçekleştirmiş bir kurumuz. Bunu ispat etmek abesle iştigaldir.

Ajans’ta yazılan yazıya karşılık ben bu satırları kaleme aldım. Sizden de ricam; özgürce tartışma ortamına bu şekilde katkı sağlamanızdır.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone

Yorumlar
  1. Tuncay

    Cihqt TUGAN ismi takma bir isimmidir. Yazar ın gercek ismi degil anladığım kadarıyla. Bizim toplumumuzda gercek isminin yazılmasını istememek doğru degildir. Bu durum kisinin niyetini de doğruluktan çıkarır