Kafkas Vakfı: Büyüyen Fidanlar, Sınırları Aşan Ormanlar

Kafkas Vakfı; projeleriyle hayata geçirdiği ve ürettiği değerlerle birlikte artık sadece Türkiye diasporasında değil, Avrupa sahnesinde de yerini alıyor. Vakfın bu yeni pozisyonunun birçok kişinin dikkatini çektiğinden eminim. Bu yazıda, vakfın ortaya koyduğu bu değerin içeriden bir yansımasını sizlere sunacağım.

Bir vakıf gönüllüsü olarak yaklaşık iki yıldır aktif şekilde projelerde görev alıyorum. Öncelikle belirtmek isterim ki sivil toplum kuruluşu (STK) dayanışması içinde projeler üretmek, gerçekten keyif alarak yaptığım bir iş. Vakıfta özellikle genç yaştaki gönüllüler kendi projelerini yazıp yönetiyor ve birbirleriyle dayanışma içinde yeni fikirler geliştiriyorlar. Kafkas Vakfı’nın iç dinamikleri o kadar doğal bir hâl almış ki kimse bu gençleri proje üretmeleri ya da program hazırlamaları doğrultusunda dürtmüyor; gençler birbirlerinden etkilenerek kendi projelerini geliştirip ortaya çıkarıyorlar. Her projede vakıf, tamamen bütünleşmiş bir organizma gibi hareket ediyor. Herkes her projede kendine yer edinebiliyor; bunu yaparken arkadaşlıklarını ve dostluklarını pekiştirmenin yanı sıra kendi kişisel gelişimlerine de çok büyük yatırımlar yapıyorlar.

Kafkas Vakfı’nın Avrupa çıkarması ise bu gençlerin sadece vizyonunu geliştirmekle kalmadı, onları ileride dünya genelinde söz sahibi olabilecekleri bir konuma ulaştırdı. Özellikle Brüksel’de gerçekleşen “NextGen Kafkasya: Ortak Hafıza, Ortak Gelecek” projesi; AP (Avrupa Parlamentosu) ziyareti, gençlik çalıştayları ve eğitimlerle geçen oldukça dolu bir programdı. Gençler burada Avrupa’nın en yetkili kurumlarını ziyaret ettiler; ancak bu ziyaretler sadece bir gözlemden ibaret değildi. Akıllarında Kafkasya ve Türkiye ile ilgili sorularla bu kurumlara gittiler. Gençlerin parlamenterlere sordukları sorular ve hayata geçirmeye çalıştıkları düşünceler de bu durumu teyit eder nitelikteydi.

Brüksel’de gerçekleşen bu proje son derece önemli bir konumda olsa da diğer çalışmalardan da bahsetmek gerekir. Bremen, Berlin ve Paris’te gerçekleştirilen “Dijital Miras” projesinde gençlerin Avrupa’da bulunan diğer kurumlarla tanışması ve onlarla ortak çalışmalar yürütmesi oldukça değerliydi. Proje kapsamında Avrupa’nın en gözde kütüphanelerini ziyaret ederek dijitalleşme adına çok önemli eğitimler alan bu gençler, dijitalleşen dünyada Kafkasya mirasını devam ettirebilmek adına önemli kazanımlar elde ettiler. Sadece kendi diasporalarının merkezinden değil, farklı gözlerden de Türkiye ve Kafkasya’ya nasıl bir bakış açısıyla yaklaşıldığını kavrayan bu gençler; Avrupa’da gerçekleşen kısa ziyaretlerin öncesinde ve sonrasında Kafkas Vakfı ile Şamil Vakfı’nın kütüphanelerinde vakit geçirerek kaybolmaya yüz tutmuş belge ve kitapları dijital ortama aktaran projeleri için çalıştılar.

Kafkas Vakfı’nın bu dönemdeki bir diğer önemli projesi ise Avusturya’da gerçekleşti. Drau Katliamı’nı unutmamak adına Avusturya’da bulunan İrschen köyünde, bu facia için yaptırılmış olan anıt ziyaret edildi. Ancak bu, tek başına, kuru kuruya yapılan bir ziyaret değildi; Kafkas Vakfı heyetinin yanında Anadolu Ajansı ekipleri de gelerek bu alanda kısa bir belgesel çalışması yaptılar. 1945’te yaşanan bu derin üzüntüyü unutmamak adına yapılan belgeleme çalışması, Kafkasyalılar için çok önemli ve değerli bir boyuttaydı. Bu programda sadece Kafkas Vakfı değil, Avrupa’nın dört bir yanından gelen Kafkasya kökenli derneklerin temsilcileri de yer aldı. Bu birlikteliğin Avrupa sahnesinde sergilenmesi, emin olun ki birçok kişinin gözünden kaçmadı.

Genç bir vakıf gönüllüsü olarak bu projeler kapsamında kendimde ve arkadaşlarımda gerçekten büyük, olumlu değişimler gördüm. Kişisel gelişimi ciddi anlamda destekleyen bu çalışmalar, benim için sadece öz geçmişe (CV) yazılacak birer etkinlikten ibaret değildi. Belçika’da, Almanya’da, Fransa’da ve Avusturya’da kendi köklerimden olan insanlarla tanıştım. Bu tanışmalarda sanki ailemin birer üyesiyle beraberim gibi hissettim. Onlarla birlikte çalışmak, ortak bir ideal üzerinde söz sahibi olmak ve Kafkasyalı olmak o kadar iyi hissettiriyordu ki kendimi Avusturya’da bir masa etrafında değil de Fatih’te, Kafkas Vakfı okumalarında sohbet ediyormuş gibi hissetmekten alıkoyamadım.

Umalım ki Türkiye’de bulunan sivil toplum kuruluşlarımızla Avrupa’daki soydaşlarımızın birlikteliği çok daha uzun yıllar sürsün. Bizler ne kadar bu durumdan memnun ve müteşekkir olsak da bundan rahatsızlık duyacak bir kesim mutlaka olacaktır. Kimseye kulak asmadan, mevzusu ve derdi Kafkasya olan insanların ortak düşünceleri ile ortak çabaları bizleri her zaman daha ileriye götürecektir. Bu projeler ve bu duruşlar bize bir kez daha, “Ne kadar birlikteysek o kadar güçlüyüz!” sözünün doğruluğunu göstermiştir.

[ssba]