Nafset Chenib: Özgün Çerkes müziklerini toplamayı umuyorum

Sanatçı Nafset Chenib, 5 Mayıs’ta ‘âşık olduğum kent’ diye tanımladığı İstanbul’da dinleyicileriyle buluştu. Chenib’le sanat hayatını ve önümüzdeki günlerde dinleyicilerini bekleyen çalışmalarını konuştuk.

Soçi Paralimpik Oyunları’nın kapanış töreninde José Carreras ile birlikte sahne alarak muhteşem bir konser veren, pek çok ünlü orkestrayla solo performanslar sergileyen soprano Nafset Chenib ‘âşık olduğum kent’ diye tanımladığı İstanbul’da. 5 Mayıs Pazar günü Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’nde piyanist Feruza Kosach eşliğindeki konserinin ikinci bölümünde Çerkesçe şarkılar seslendirecek sanatçıyla müziğini, projelerini konuşmak için buluştuk.

İstanbul’a hoş geldiniz. Öncelikle sizi tanıyalım.

Adigey Cumhuriyeti’nde küçük bir kent olan Adygheysk’te doğdum. Aslında, Adigey Cumhuriyeti’nde sadece iki kent var: Adigey’in başkenti olan Maykop ve doğduğum yer olan Adygheysk; geri kalanların hepsi kasaba-köy. Altı yaşındayken, Armavir’de (Krasnodar Kray’da bir kent) görme engelli çocuklar için açılan yatılı okula başladım. Burada 10 sene okuduktan sonra eğitimime Nikolay Rimsky-Korsakov
Krasnodar Müzik Okulu’nda devam ettim. Yani 2009 yılında Victor Popov Koro Sanatları Akademisi’ndeki eğitimim için Moskova’ya taşınana kadar Kuzeybatı Kafkasya’da yaşadım. Eğitim aldığım yer olan Krasnodar Kray’da daha fazla vakit geçirdim ve Adigey’e yalnızca tatillerde gidebildim.

Annem sağlık merkezinde çalışıyordu, babam da makine mühendisiydi. Ablam ise banka memuru olarak çalışıyordu. Ne yazık ki babam ben dört yaşındayken vefat etti. Annem ve benden üç yaş büyük olan ablam da (tek kardeşim) 2012’de, trafik kazasında hayatlarını kaybettiler. Ancak Adigey Cumhuriyeti’nde birçok akrabam var ve her sene onları ziyaret etmeye gidiyorum.

İstanbul’a ikinci gelişiniz ama ilk konseriniz. Sizin için diğer konserlerden ne farkı var, anlatır mısınız?

Öncelikle, İstanbul’a âşık olmama rağmen burada hiç sahne almadım. Bence bu konser ile ilgili en özel şey, konserin ikinci bölümünün tamamen Çerkesçe olması. Piyanistim Feruza Kosach ve ben, Çerkes bestecilerin müziklerini ve Çerkes halk şarkılarından düzenlemeleri icra edeceğiz.

Benim için onun kadar önemli diğer bir konu ise konserin Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilecek olması. Leyla Gencer en sevdiğim sanatçılardan biri ve onun isminin verildiği bu salonda sahne alacağım için çok mutluyum.

Konserde seslendireceğiniz, Murat Kabardokov’un “Yistambılakua”sını çok beğenerek dinliyoruz. Yine eserlerini seslendireceğiniz ünlü besteci Cebrail Haupa’yı da (ХьаIупэ ДжэбрэIил) biraz tanıtır mısınız bize?

“Yistambılakua” müthiş genç besteci Murat Kabardokov tarafından düzenlenen Çerkes halk şarkısı. Cebrail Haupa ise 1942’de Nalçik’te doğdu. Nalçik Müzik Okulu’nda ve daha sonra Tiflis Devlet Konservatuvarı’nda eğitim aldı. Eserleri arasında sonatlar, senfoniler, liedler, farklı enstrümanlar ve topluluklar için oda müziği ve piyano müziği vardır.Profesyonel Çerkes müzik geleneğinde en önemli bestecilerden biridir. Aynı zamanda, Kabardeyce eser üreten olağanüstü bir şairdir. Müzik ve şiirin yanında, Nalçik Müzik Okulu ve Nalçik Sanat Enstitüsü’nde teori ve kompozisyon dersleri vermektedir.

Farklı dillerde de şarkılar söylüyorsunuz… 

Bir klasik müzik sanatçısının farklı dillerde şarkı söyleyebilmesi yaygın bir şey. Bunlardan dördü (İngilizce, İtalyanca, Fransızca ve Almanca) zorunlu. Bu dört dilin yanında Çekçe, Rusça ve Çerkesçe şarkılar da seslendireceğim. Ancak bununla sınırlı değil; İbranice, Latince, Lehçe ve Norveççe şarkılar da söylüyorum. Tabii ki söylediğim tüm şarkıları tercüme ediyorum. Bu, eser üzerinde çalışmanın önemli bir parçası.

Yönetmen-senarist Alia Azamat’ın “Fearless” adlı belgeseline konu oldunuz, bize bu çalışmayı anlatır mısınız?

Henüz parçası olamadım. Bu bir proje; ancak filmi çekebilmek için para bulmak gerekiyor. Alia,goFundMe.org’da bağış kampanyası başlattı ama proje için finansal desteğimiz olmadığından çekimlere başlama noktasından hâlâ çok uzaktayız.

5 Mayıs’taki İstanbul konserinizde size piyanoda Feruza Kosach (феруза Косач) eşlik edecek. Kendisinden bahseder misiniz?

Feruza Kosach, Nalçikli (Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti) bir piyanist. Annesi, Feruza’nın müzik tutkusunun farkına varıp onu müzik eğitimini sürdürmeye teşvik etti. Nalçik Müzik Okulu’nun ardından Nalçik Kuzey Kafkasya Sanat Enstitüsü’nde eğitim gördü. Lisansüstü eğitimini Rostov Devlet Konservatuvarı’nda sürdürdü. Solo piyanist ve eşlikçi olarak sahne alıyor. Şu ana kadar birçok yarışma kazandı. Aynı zamanda, Nalçik Kuzey Kafkasya Sanat Enstitüsü’nde ders veriyor ve Devlet Dans Topluluğu “Kabardinka” için çalıyor.

Eğitiminizi Amerika’da sürdürüyorsunuz. Manhattan’da bir gününüz nasıl geçiyor?

Eskiden Manhattan’da yaşıyordum; fakat şu ara en yakın banliyöde yaşıyorum. Yine de bütün hayatım Manhattan’la bağlantılı. Bütün günlük işlerin yanı sıra Manhattan’da yürümeyi seviyorum. Bu iki sezon boyunca neredeyse tüm Metropolitan Opera gösterimlerine katıldım. Bana göre New York, farklı kültürlerin, geleneklerin ve dillerin karışımı olan çağdaş bir Babil.

Sesinizi nasıl koruyorsunuz? Yiyecek içeçek konusunda dikkat ettiğiniz şeyler nelerdir? 

Normalde sesimle ilgili özel bir şey yapmıyorum. Bazen kendimi kaptırdığımda pratik yapmayı bırakamıyorum ve sesim yoruluyor. Bu yüzden, pratik yaparken dikkatli olmam ve sesimi biraz dinlendirmem gerekiyor.

Yemek konusunda herhangi bir kısıtlama yok. Tabii ki şarkı söylemeden önce ayçekirdeği veya fındık yemiyorum, ama bu tüm hayatım için, her zaman için geçerli bir sınırlama değil, yalnızca şarkı söylemeden önce dikkat ediyorum. Soğuk su içmiyorum ama bunun sebebi de soğuk algınlığına yakalanmaktan korkmam değil; sadece sıcak veya soğuktansa orta sıcaklıkları seviyorum.

Müziğe, kariyerinize ilişkin projeleriniz neler?

New York Şehir Üniversitesi’nin (CUNY – The City University of New York) Etnomüzikoloji bölümünün doktora programına kabul edildim; öncelikle elimden geldiğince yeni şeyler öğrenmek istiyorum.

Gelecekte, bazı özgün Çerkes müziklerini toplamayı, onları farklı tarzlardaki müziklerle bir araya getirerek düzenlemeyi, belki de bazı sözleri İngilizceye çevirerek farklı ülkelerden ve kültürlerden gelen insanlar tarafından tanınmalarını sağlamayı umuyorum. Bu müziğin tanınabilmesi için, klasik Avrupa enstrümanlarının yanı sıra bazı Çerkes etnik enstrümanlarıyla seslendirilmesi gerekiyor. Bana göre bu enstrümanlar, 18. yüzyılın sonlarında benimsenen Adige mızıkasından (pşıne) çok daha eski ve özgün olan şiç’epşine (yaylı, kemençeyi andıran geleneksel bir enstrüman) ve kamıl (zurnaya benzeyen üflemeli bir çalgı) olmalıdır.

Farklı tarzlardaki müzikleri bir araya getirmekten ve İngilizce dizelerden bahsetmemin sebebi bu… Bu proje için besteciler, şairler ve müzisyenler bulmanın zor olacağını düşünmüyorum, ancak maddi olanaklar yaratmak gerekiyor, bence en büyük problem bu olacak.

İstanbul’a ikinci gelişiniz. Çerkes diasporası açısından da önemli bir kent. Bu buluşma neler hissettiriyor size?

Farklı kültürlerin özgün bir bileşimi olan bu şehri, ‘Kara Kitap’ ve ‘İstanbul’ kitaplarını çok severek okuduğum Orhan Pamuk ve Leyla Gencer’in şehrini, Çerkesler için çok önem taşıyan İstanbul’u seviyorum. En sevdiğim şarkıcılardan birinin adıyla anılan salonda konser veriyor olmak da büyük bir mutluluk… Konser tarihi olan 5 Mayıs, annemin doğum günü olduğu için de benim için ayrıca önemli.

 

DUVAR – Gül Yılmaz

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone