Bir yıl, boş bir rüya gibi geçti

Ben Sohumluyum. Bu küçük, ama bir kenti olmayan şehir benim için her zaman rahattı. Sevimli sahil şehri. Memleketime ahengini elbette Rastrelli, Gaudi ve Montferrand vermedi. Ama 2500 yıldan eskiye dayandırılan zengin bir tarihi var. Şehrimde Eski Yunanlıların, Bizansın, Araplar ve Türklerin iz bırakmış olması hoşuma gidiyor. Sohum merkezindeki büyük Abaza duvarı ve Dioskur kalıntıları tarihin o dönemlerini hatırlatıyor. Abhazya’nın başkentinin modern mimari görüntüsü ise geçen yüzyılın başına doğru oluştu. Bu da benim Sohum’um. Bahçelerin yerine evler, villalar, restoranlar, oteller inşa edenler, sanat hamileri, sanayiciler, tüccarlar tarafından kurulan şehir.
Son yıllarda Abhazya’nın başkenti değişti. Maalesef sadece savaş yüzünden değil. Başkent yönetimlerinin şehrin mimari yapısına yaklaşımları da buna neden oldu. Savaştan kısa süre sonra bakım için kaynak yetersizliğinden dolayı fıskiyeler durduruldu. Yaşam şartları evlerdeki Venedik fayanslarını ucuz metal kaplamalarla değiştirdi. Bir çok bina bakım ve restorasyon için maddi yetersizlikten ikinci el oto fiyatına hemen satıldı.

Üzücü olsa da fakirlik, başkentin çehresini o kadar da etkilemedi. En zor zamanlar, Abhazya’da yatırımın ortaya çıkması ve şehrin kendiliğinden gelişmesiyle başladı. Bu başına buyrukluk belediyelerin bilinçli veya bilinçsiz oyunun kurallarını oluşturmamış olmasıyla alakalı. İnsanlar Sohum’un mimari planının masraflı olduğuyla ilgili sonu gelmeyen konuşmalarla duyurulurken, modern ve neogotik sitildeki kullanışlı binalar yıkıldı. Yerlerine cam-beton ucubeleri ortaya çıktı. Parklarda ve bahçelerde özelliksiz yapılar peyda oldu. Kapılar üzerindeki desenlerin yerini kaba beton duvarlar aldı.

Tam bir yıl önce, Canaşiya ve Ardzınba caddelerinde mimari değer taşıyan iki binanın yıkılmasına tepki gösteren Sohum sakinleri, şehir yönetimine, yeni şehir planlaması kanunu kabul edilinceye kadar, tarih-kültür mirası listesindeki binalarla ilgili konuların incelenmesi hakkında moratoryum ilan edilmesi talebiyle başvuruda bulundu. Vatandaşların talebi şehir meclisi ve parlamento milletvekillerince desteklendi. Bina sahiplerine acil ve binaların aslına uygun olarak yeniden inşa edilmesiyle ilgili talimatnameler gönderildi. Başbakan Artur Mikvabiya -o zaman sadece milletvekili idi- her iki binanın sahipleri hakkında suç duyurusunda bulunulması ve arsaların sahiplerinden alınması gerektiğini açıkladı…

Bir yıl, boş bir rüya gibi geçti… Her gün Canaşiya caddesinde yürüyorum, çocukluğumun geçtiği yıkılan binanın yanından geçiyorum. Benim için hangisinin daha acı verici olduğunu bilmiyorum bile. Sohum belediye başkanı yardımcısı Tkebuçav’ın yıktığı bina mı yoksa sonbaharlarda sarı yelpaze yaprakları ile tüm kaldırımı kaplayan asırlık Ginkgo Biloba ağacı mı…

Eski ihtişamın yerinde çok katlı binaların inşaatı devam ediyor. Kendimi yeni binanın, şehrim hakkındaki düşüncelerime uyacağını ve çocukluğumda olduğundan daha iyi ve güzel olabileceği düşüncesiyle teselli ediyorum. Ginkgo Biloba? Onu da yeniden dikmek mümkün. Tabii ki buraya değil, burada onun için yer bırakmadılar, ama Sohum’da başka bir yere…

Ama iyisi mi hiç teselli aramadan, Vendome Sütunu yıkımı öncülerinden biri olan ressam Courbet’in hikayesini hatırlayalım. Fransa hükümeti onu altı ay hapis cezasına çarptırdı, ressamın mal varlığına el konuldu. Courbet her yıl 10 bin frank ödedi. Büyük bir borç yükü altında fakir şekilde öldü. Vendome Sütunu yeniden inşa edildi ve yeniden yapımında Courbet’in katkısı var. Herkes için örnektir.

Kaynak: Ekho Kavkaza
Çeviri: Ajans Kafkas

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone