Fatih Altaylı’nın beyanı ve Türkiye’de Çerkes meselesine ilişkin algı yanlışlığı

Fatih Altaylı’nın 04 Aralık 2018 tarihinde Habertürk Televizyonunda yaptığı programda Çerkes halkına yönelik beyanı, Çerkes meselesinin memleketimizde ne şekilde algılandığını bir kez daha ortaya koydu.
Ortaya çıkan husus şudur ki;
Çerkes bireyler Türkiye’de ahlaki erdemleri ve bir takım yetenekleri dolayısıyla takdir edilip beğenilirken onların milli davası ve varoluş sorunları Türkiye kamuoyunda ne dün ne de bugün ciddi bir şekilde taraftarlık uyandırmamış hatta soğukça karşılanmıştır.
Orta Doğu, Kuzey Afrika hatta uzak Asya söz konusu olduğunda Türk kamuoyunda oluşan rikkat, Çerkes meselesi söz konusu olduğunda umarsızlığa dönüşür.
Bu durumun sorumlusu büyük ölçüde bizatihi Çerkeslerin kendileridir.
Onlar iki asır önce bağımsızlık savaşını verirken de bu savaşın neticesinde yurtlarından sürülürken de davalarını dünya kamuoyuna anlatamamış, sorunlarını yetkin ağızlardan dile getirememişlerdir.
Dolayısıyla Türkiye entelektüelitesi Çerkes meselesini gerçekçi bir zeminde değerlendirememektedir.

***

Çerkes halkı emperyalizmin yerinden yurdundan ettiği, yeryüzünün dört bir yanında dağıttığı bir halktır.
Binlerce yıllık yurdu elinden gitmiştir, kadim kültürü büyük ölçüde yok olmuştur, iki asırdır yaşadıkları farklı coğrafyalarda nüfusları sürekli erimektedir, dilleri hızlı bir şekilde iletişim dili olmaktan çıkmaktadır.
Bu halkın kaybettikleri, herhangi bir politik hamle, finansal proje ya da silahlı mücadele yoluyla geri kazanılması imkanı olmayan değerlerdir.
Onların temel sorunu yok oluş tehlikesiyle karşı karşıya olmaktır.

***

Türkiye devleti, siyaseti, medyası, sanat, kültür ve fikir dünyası Çerkes halkının halihazır durumuna ve geçmişine ilişkin sağlıklı, derli toplu bilgi sahibi değildir.
İlk yanılgı onların nüfusuna ilişkin sağlıklı bir verinin olmamasından kaynaklanmaktadır.
Hayır, Türkiye’de sanıldığı gibi on, yedi, beş ya da üç milyon Çerkes kökenli vatandaş bulunmamaktadır. Eldeki bir takım somut veriler değerlendirildiğinde görülecektir ki bir şekilde üst soyunda Çerkes kanı taşıyan insan sayısı fazla olsa da kendisini bu kimlikle ifade edebilen insan sayısı hiçbir şekilde bir milyonu bulmamaktadır. Bu nüfus Türkiye’deki etnik gruplar içinde çoğalamayan, sayısı sürekli azalan, eksilen ve eriyen yegane gruptur.
Çerkes halkının Türkiye’de yaşadığı bir buçuk asır boyunca planlı bir asimilasyona tabi tutulduğu kanaatinde olmadığımı da bildirmeliyim. Onların nüfus sorununun temeli Çerkes halkının karmaşık sosyal yapısı ve kadim gelenekleridir.

***

İkinci olarak;
Onların taleplerini dile getirebilecekleri bir Çerkezistanları yoktur. Anayurtlarının belli bölümlerinde oluşturulmuş rezervasyon alanlarında yaşamaktadırlar ve bu yaşam alanlarının çoğunda nüfusun sadece küçük bir kısmını teşkil etmektedirler.
Kadim yurtlarının belli köşelerine kurulu küçük cumhuriyetçiklerinde anadillerinde eğitim hakları bile yoktur. Bu cumhuriyetler bağlı oldukları Rusya Federasyonu’nun her türlü politik ve askeri tasallutuna açık durumdadırlar.

***

Bu halk sürüldüğü toprakları vatan kılmak için gereken her türlü özveriyi geçmişte göstermiştir, halihazırda da göstermektedir. Sürüldükleri toprakların bekası ve özgürlüğü için kan dökmüştür, evlatlarını kurban vermiştir, emeğini, terini, dehasını ve kültürünü bu toprakları vatan kılmak için kullanmıştır.
Yaşadıkları ülkelerde, devletine kurşun sıkanlar Çerkesler olmamıştır. Şehirleri kaçak yapılarla yaşanmaz kılanlar Çerkesler değildir. Dini duyguları sömürerek insanları devletine, toplumuna, insanlığa düşman edenler Çerkesler değildir. Sosyal yardım derneklerinden yardım alarak hayatını idame ettirenler arasında Çerkesler yoktur. Onların toplu olarak yaşadığı küçük yerleşim yerlerinde mahkemeye intikal etmiş vakıaya rastlanmaz. Çocuk yaşta kız çocuklarını evlendirenler Çerkesler değildir, kızlarını okutmayanlar, kadınlarını insandan saymayan kişiler arasında da Çerkesler yoktur.
Nerededir onlar?
Onları vatan müdafaasında şehit düşen ilkler listesinde arayınız. Onları sanat ve kültür dünyasında arayınız, onları kolluk güçlerinde, saygın bürokratlar arasında arayınız. Fedakar öğretmenler, başarılı yazar çizerler arasında arayınız. Zamanın gerçekleri ve toplumun değerleriyle barışık bir dini anlayışı sürdürenler arasında arayınız. Akademik dünyada arayınız onları, Anadolu bozkırının ortasında kurulu tertemiz köylerinde, şehirlerin müreffeh ve mutena semtlerinde arayınız. Bu topraklar için üreten, ter döken, emek veren insanlar arasında arayınız. Onlar oralardadır.

***

Pekiyi ne istemektedir Çerkesler;
Bugün kırk yaş altında olanlar arasında anadilini kullanabilen birey sayısı parmakla gösterilecek kadar azalmıştır. Bu demektir ki iyimser bir tahminle otuz yıl sonra bu topraklarda Çerkes dillerinden hiçbirisi iletişim dili olarak kullanılamayacaktır.
Bu toplumun kendi imkanlarıyla yok oluşa direnmesi mümkün değildir. İşte bu endişe ile bu halk emeğinin, terinin, kanının ve dehasının vatan kıldığı bu topraklardan varlığını sürdürmek için yardım beklemektedir.
Çünkü bu dil ve bu kültür bu topraklarda yok olup gittiğinde bu ülkenin rengi solacaktır, bu ülke çoraklaşacaktır.
Yoksa Çerkes halkının yaşadığı coğrafyada hiç kimseden hak talep ettiği yoktur.

***

Yüz altmış yıl önce Çerkesya’nın İstanbul Konsolosluğu görevinde bulunan Prens Zanıkue Sefer’den bugüne Çerkes halkı sorunlarını dışarıdaki dünyaya anlatamamıştır.
Millet olamamış, uluslaşma sürecini tamamlayamamış olmanın getirdiği bir nakısiyettir bu. Dertlerini diyemezler, etnik ve kültürel değerlerini savunurken bile bireysel hareket ederler.
Bunca acı tecrübelere rağmen birlik olup sorunlarını dile getiremezler. Kendi içlerinde elli çeşit anlamsız tefrika sebebi yaşatırlar. Bu onların en büyük açmazıdır.

***

Nitekim geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanı tarafından davet edilebilecekken kendi aralarında tefrikaya düştükleri için planlanan program gerçekleştirilemedi.

***

Onlar bu topraklarda da atayurtlarında da hiçbir zaman hiçbir maksat doğrultusunda ortak hareket edemediler. Görünen odur ki bundan sonra da edemeyecekler.
Bu sebeple birbirinden farklı birçok örgüt çatısı altında ve farklı platformlarda kültürlerinin, dillerinin ve değerlerinin yok olmaması için mücadele vermekteler.

***

Pekiyi bu gerekli midir? Yok olup gitse bu halk kıyamet mi kopar? Ne için uğraşıyor bu insanlar?
Günümüzde eski dünya kıtasında iletişim dili olarak kullanılan bütün diller İsrail’de kullanılmaktadır. İsrail devleti sadece birkaç bin kişilik nüfusa sahip Çerkes vatandaşları için anadilde eğitim imkanları sağlamıştır, onlara kendi dillerinde yayın yapan radyo ve televizyon açma imkanı vermiştir.
İsrail’de yaşayan beş bin kişilik Çerkes diasporası, sayısı milyonla ifade edilen Türkiye Çerkeslerinden daha etkin bir rol ifa etmektedir.
İsraillinin bilip Türkiyelinin bilmediği şudur; toprakların zenginliği üzerinde yaşayan insanların kültürel zenginliği ile ölçülür.
Dil ve kültür insanlığın ortak malıdır. Ziyaı durumunda kaybeden insanlıktır.
O bakımdan Çerkes halkı varlığını sürdürmeli, dilini korumalı, kültürünü yaşatmalıdır.
Türkiye’de Çerkeslerin var olması bu toprakların servetidir.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone

Diaspora

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Ajans Kafkas'ın editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Diğer Köşe Yazıları

Yorumlar