Gurbette Kurulan Sofra: Münih Xase
Hafta sonu Avrupa’ya, güzel bir etkinlik daveti ile yola çıktım. Bu sefer menzil Münih’ti. Avrupa’daki Müslüman cemiyetleri ve Kafkasyalıların eski örgütlülüğünün olduğu bir yer. Daha önce Drau anma programı ile buradaki heyetle tanışmıştım. Başta eski başkan Ersan abiye ve yönetime davetlerinden dolayı teşekkür ederim. Drau anması ile başlayan dostluğumuz umarım hep devam edecektir.
Davete icabet etmek hem de yeni projeler için Münih’in yolunu tutmuştum. Cuma akşama doğru Münih’e iniş yaptım. Münih havaalanından fazla sıra beklemeden geçtim, şükür. Almanya’da sıra beklemeden geçmek ne hoş bir duygu. Kapıda biri beni karşılayacaktı. Hemen buluştuk. İlk o bana baktı, biraz süzdü. Sonra ben de baktım. Kim beni alamaya gelen tanımadık dost. “Kimdir acep?” dedi bu genç. Ben de içimden “Nedir, kimlerdendir acep bu adam?” dedim. Bizim ırkın temel dinamiği… O malum soru: Nerelisin? Adana… Ben de atak yaptım. Sonra mıknatıs gibi birbirimizi çektik. Jargon belli zaten. Belli ki bu yolculukta Adigelik yapılacak 🙂 Tabii bunlar şaka. İlk intiba oluşmasından geçen ve gelişen dinamikler aslında. Sert toplumların ilk dakikaları, tatlı tanışmalara atıf sadece:))
Merzifon eşrafından bir Adige. Gençlik yıllarında düşmüş yolu bu yabancı ellere. Zor süreçlerden geçmiş. “Ya tahammül ya sefer” demiş. Dua etmiş. Sonra nasip demiş, çıkmış yola. Güzel bir aile kurmuş. Merzifon eşrafından Erhan abi…
Şaka bir yana, ilk sorulardan sonra güzelce tanıştık Erhan abi ile. 15 dakika içinde birbirimize alıştık. O anlattı, ben dinledim. Arada ben de gevezelik yaptım. Anlatacak kadar konuşmaya başladım. Galiba ihtiyarlıyorum. Galiba artık birileri benden sıkılacak…
“Yolumuz uzun Veysel Efendi, gel seninle bir yemek yiyelim” dedi. Ben programa yetişme derdine düşelim derken kendimizi sofrada bulduk. Güzel oldu. Münih’te epey Türk vardı. Mutfak da güzel tabii. Derken muhabbet, sohbet… Erhan abi anlattı, ben dinledim. Tatlı tatlı anlatıyor. Ben de gözlerimi dikmiş Erhan abiyi dinliyorum. Sonra gülüş… Derken muhabbete devam…
Münih bizi muhabbetle karşıladı. Derken organizasyonun yapılacağı yere geldik. Münih’e bir saat uzaklıkta Bad Tölz’e vardık. Alpler karşımızda, zirveler ve etekler karlı. Ne çok karşılaşır olduk Alpler ile bu ara. Bizi sevdi demek, ara ara çağırıyor bizi.
Salonda girişler yapılıyordu. Eş dost birbirini görmeye geliyordu. Güzel bir buluşma. Bu buluşmalar genellikle konaklamalı ve 2–3 günlük oluyor. Münih Derneği de 2 gecelik bir program hazırlamıştı. Cuma akşam başlayıp pazar akşam bitecek şekilde.
Erhan abinin tatlı muhabbeti ile akşam salondaki açılışa yetiştik. Türkiye’den de misafir STK’lar vardı. İKKD, Bahçelievler ve KAFFED temsilcileri katılanlar arasındaydı. Yine Avrupa’nın birçok yerinden dernekler gelmişti. Salonda güzel bir enerji vardı. Ne güzel…
Konuşmalar yapıldı, temenniler edildi. Birlik çağrıları hep içimizde vardı. Akşam güzel bir düğün kuruldu. Akordeon sesini duyan Çerkesler hasta yatağında olsa kalkar oynar galiba. Zaten ortam çok pozitifti, bir de düğün ile başlanınca…
Güzel sohbetler, muhabbetler, ağıtlar ve kahkahalar eşliğinde gece sabaha kadar devam etti. Eğlence ortamları kurulurken Abazalar bir tık daha heyecan gösteriyor, belli de oluyor. Arkadan bir ses: “Abazalar işi biliyor, eğlenmeyi de…” Gençler mutlu, orta yaşlılar muhabbette, yaşlılar ise uykuda 🙂
Bir an köyde katıldığım düğünler aklıma geldi. Enerji aynı. Bir an kulağıma bizim köyde sıkça kullanılan wored geldi: “Amara woaskhad, woasgi di Darikhan, Darikhan gi dıuwkaşen, Dıuwkaşan gi dıağlamatb.”
“Güneşler değesin, güneşe değen de Darıkhan. Darıkhan da kaşenin, kaşenin de alamet.”
Bu bizim aramızda kullanılan özel bir deyimdir. Ona ulaşabilen, onunla “kaşen”, yani oyun arkadaşı olan kişi mutlu olur. Bu yüzden “amara woskhad” denir; yani “mutlu olasın” anlamında bir temennidir. Çünkü Darıkhan ile kaşen olan kişi mutlu olur.
Düğünler gece 12’de başlar, sabah namazında biterdi. Burası da böyle, burası da köyümüz gibi. Münih’te bizden bir şeyler vardı. Bunu görmek ne güzel… İnsanın köyü bazen uzaklarda olabiliyor; aynı dili konuşan insanların olduğu yerdedir. Biz nereye gidersek gidelim, köyümüzü de yanımızda götürüyoruz.
İkinci güne sabah yürüyüşü ile başladım. Sabah 10.30 gibi programlar başladı. Gün, bilgilendirme ve belgesel gösterimleri ile devam edecekti. Programa güzel ve önemli bir konuk gelmişti: Irschen Tarih Derneği Başkanı Hansjörg Mandler ve eşi. 2025 yılında Drau katliamı anmalarında Münih Derneği yönetimi ile tanışmışlardı. Güzel bir jest ile programlarına Mandler ve eşini davet etmişler. Mandler, geçen sene yaptığımız Drau anmaları ile alakalı bir sergi, sunum ve belgesel gösterimi yaptı. Sonra Mandler ile sohbet ettik. Kendileri 15 gün sonra İstanbul’da misafirimiz olacaktı. Sonra Fatih kardeşimizin hazırladığı belgeseli izledik. Üstüne değerlendirmeler yaptık. Var olsun…
Gün boyu eğitim, seminer ve gösterimler ile verimli toplantılar yapıldı. Yeni insanlar ile tanıştık. İtalya’dan gelen müzik ekibi ile tanıştık. Sosyal medyada gördükleri bir paylaşım ile “Ağlatan Kafe”yi dinledikten sonra merak duymuşlar ve ilginç bir şekilde keman ile performans sergilediler. Aslen İtalyanlar. Ne ilginç değil mi; bir sosyal medya paylaşımı ile yolları Çerkeslerle kesişiyor. Onlarla da ne gibi işler yapabiliriz diye güzel bir sohbet yaptık. Gün boyu tanışmalar, sohbet ve muhabbetler devam ediyordu. Ne güzel imkân kurulmuş, ne iyi bir çatı oluşmuştu.
Akşam ise güzel bir gösteri hazırlanmıştı. Almanya’nın farklı yerlerinden gelen ses sanatçıları ve ekipler güzel performanslar sergiliyordu. Çerkesler yine eğleniyordu. Eğlenmeyi seviyordu bu halk. Eğlence bu halkın bakışlarına bile yansıyordu. Program gece 12 gibi bitmişti. Daha sonra salonun olduğu yerden konaklama yerine geçildi. Benim de pil bitmişti tabii. Otele geçtim ama sabah öğrendim ki sabah 5’e kadar insanlar sohbet ve muhabbetle günü geçirmiş.
Üçüncü gün sabahı kalktığımda herkes dünkü programların güzelliğinden bahsediyordu. Sohbet ve muhabbet eşliğinde geçmiş. Viyana’dan gelen Abdullah abi, “Çocukluğumdaki Çerkes ortamları gibiydi, o günleri özlüyordum, burada tekrar hatırlamış oldum” dedi. Ne güzeldi… Bir insanın çocukluk günlerini özlemesi ve o duyguyu tekrar yaşaması… İşte böyle bir ortamdı. Bu ortamların devam etmesi gerek.
Pazar sabahı kalkıp Viyana ekibi ile Bad Tölz kasabasını gezdik.Viyana benim Avrupa’da gözümü açtığım şehir diyebilirim. Geçen sene yaptığımız projelerde çok kıymetli destekleri oldu Viyana Xase’nin.. Sağolsunlar, varolsunlar. Etrafta tanıdık simalar vardı. Güzel güneşli günün tadını çıkarıyordu insanlar. Genellikle bölge insanı vardı. Bizim yabancı olduğumuz belliydi. Gözler bize adeta “Kimsiniz siz?” diyordu. Daha sonra Münih’e doğru yol aldık. Hedef Münih Müslüman Mezarlığı idi. Bu mezarlıkta tanıdık birkaç isme dua etmek istedik. İlk başta yanlış bir mezara gitmişiz. Yaklaşık bir saat Müslüman mezarlarını aradık ama bulamadık. Daha sonra başka bir mezarlığa ulaştık. Müslümanların mezarını bulmuştuk ama istediğimiz, dua edeceğimiz kişilerin tam yerini bulamadık. Ama oradaki Müslümanlara dua etmiş olduk. Dünyanın farklı yerlerinden gelen Müslümanlar Münih’te yan yanaydı.
İnsan mezarlıklara gelince hayatı anlıyor. Kötülüğün de iyiliğin de burada bittiğini anlıyor. Anladığımız şey, herkesin aynı yerde yaptıkları ile sakince yatmasıydı. Mezarlıklar bize çok şey anlatıyordu aslında.
Daha sonra Münih merkezinde, meydanda derneğin kapanış gösterisine iştirak ettik. Çerkesler görünür olmak için meydanlarda bu tip etkinlikler yapıyor. Etki de ediyor bence. Hem de insanlar farklı kültürleri yerinde görmüş oluyor. Sonra arkadan bir ses: “Abazalar işi biliyor” diyor. “Abazalar ortamı neşelendiriyor” diyor. Evet, ben de “Doğrudur” diyorum 🙂
Kucaklaşmalar ve vedalaşma ile tanıdıklara selam veriyoruz. Erhan abi ile başlayan yolculuk yine Erhan abi ile bitiyor. “Erhan abi seni sevdim kardeş” diyor. Ben de “Seni sevdim sigoş Erhan abi…” diyorum. Biz iyi bir aileyiz, güzel bir düzenimiz var. Kardeşliğimiz ve düzenimiz bizi birbirine bağlıyor. Erhan abi özelinde anlattığım aslında bütün katılımcılar için de aynı. Biz bir aileyiz yani.
Akşam uçağı ile İstanbul’a dönüş yoluna geçiyoruz… Gördüğüm kadarıyla bu buluşmalar bir avuç yürekli insanın azmi ile yapılıyor. Bu buluşmalar sadece bir etkinlik değil, bir kimliğin nesilden nesile sessizce devredilmesidir. Avrupa’da kurulan her sofra, aslında Kafkasya’nın ve kimliğin nesiller boyu yaşaması demektir.
Gençler çok güzel organize olmuş. Gençler koşturuyor, büyükler de arkadan destek veriyor, belli. Tek dertleri Kafkas kültürünü Avrupa’daki gençlere, yeni nesillere teslim etmek. Gurbet zor zira. Gençlerin çoğu 3. veya 4. nesil, Türkiye’den gitme. Suriye ve Ürdün’den gelenler de var. Kafkasya’dan gelenler ise az. Genellikle Almanca, Adigece ve Türkçe konuşuluyor.
Diğer bir amaç ise insanların özlem gidermesi. Büyükler bu tip etkinlikler ile birbirini görmeye geliyor. Hasret gideriyorlar. Coşkulu geçiyor…
Bu güzel organizasyonu hazırlayan, bizleri gurbette bir sofra etrafında buluşturan Münih Xase Başkanı Sayın Ahmet Göztaş’a, eski başkan değerli Ersan Göztaş abime ve kıymetli yönetimine gönülden teşekkür ederim. Bu tür buluşmaların gerçekleşmesi için emek veren, koşturan, düşünen herkese ayrıca şükran borçluyuz. Gurbette kurulan her sofrada, kurulan her muhabbette aslında bir kültür yaşatılıyor. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun.
Münih’te tatlı iki gece geçirdim. Gurbette kurulan sofraya beni de davet ettiğiniz için teşekkürler Münih Xase… Tanıdıklarla görüştük, yeni kişiler ile tanış olduk. Münih bende güzel hatıralar ile kalacak. Münih’te gördüğümüz şey aslında şuydu: Kafkasya hâlâ insanların ve gençlerin kalbinde yaşıyor. Bu sevinç ve bu bağ hep yaşasın. Tekrar görüşmek ümidiyle…
Veysel Arıhan, 6 Nisan 2026
[ssba]
