Suriye ve Ürdün’e Dair…

Çarşamba öğleden sonra uçaktayken Şam’a doğru yol aldığımın yeni yeni farkına varıyordum. Uçaktan inerken yüzüme vuran sıcaklık bile beni kendime getirmeye yetmedi; ta ki alanda bekleyen insan kalabalığını görene kadar. O an gerçekten Şam’da olduğumu anladım. Bu seyahatin benim için çok daha derin ve duygusal bir anlamı vardı; on dört yıldır görmediğim yakın akrabalarımla kavuşacaktım. İçim kıpır kıpır bir heyecanla doluydu fakat bir yandan da derin bir endişe taşıyordum. Zihnimde onlara dair kalan hatıralar tazeydi; geçen yılların onları ne kadar değiştirmiş olabileceği düşüncesi beni ürkütüyordu. Havalimanında bizi karşılayan dayımı gördüğümde hislerimi tarif etmekte zorlandım. Bana sarılıp gözyaşı dökmeye başladığında bütün bu endişelerden sıyrıldım ve onun bu kederli sevincine ortak oldum.

​Havalimanından ayrılıp birkaç kısa ziyaret gerçekleştirdikten sonra akşamüzeri Rükneddin’deki Çerkes Hayır Derneği’ne geçtik. Dernek başkanı, yönetim kurulu ve gençlerin oluşturduğu Aza Team topluluğunun temsilcileri bizleri sıcak bir ilgiyle karşıladı. Kısa bir tanışma sohbetinin ardından ertesi günkü çalıştayın detaylarını netleştirip vaktin ilerlemesiyle birlikte otele döndük.

​Ertesi gün kahvaltımızı Feyruz’un ezgileri eşliğinde yaptıktan sonra küçük bir grupla önce Süleymaniye Külliyesi’ni, ardından Babü’s-Sağir’deki türbeleri ziyaret ettik. Fazla oyalanmadan dernek programına yetişmek üzere otele geçtik. Derneğe ulaştığımızda yaklaşık altmış kişilik dinamik bir genç grubun toplandığını gördük. Hiç vakit kaybetmeden çalıştay düzenine geçerek katılımcıları ilgi alanlarına ve sayılarına göre masalara paylaştırdık. İki saati aşkın süren verimli ve hararetli tartışmaların ardından çok kıymetli çıktılar elde ettik. Çalıştayın tamamlanmasıyla birlikte toparlanıp thamadelerin hitaplarını dinlemek üzere yerlerimizi aldık.

​Konuşmaların ardından thamadelerimiz dernekten ayrıldı ve zexes hazırlıkları başladı. Etkinliğin Xabze ilkelerine uygun şekilde yürütülmesi için yapılan kısa hatırlatmaların akabinde geleneksel oyunlara geçildi. Büyüklerimden dinleyerek büyüdüğüm oyunların orada birebir oynandığını görmek beni son derece mutlu etti. Kuşaklar boyunca bu oyunların hiç bozulmadan aktarılması, Suriye’deki Çerkes diasporasının kimliğini ne denli muhafaza ettiğini ve asimilasyona karşı nasıl dirençli durduğunu gösteren somut bir kanıttı. Oyunların getirdiği neşenin ardından alan düzenlendi; pşınavaların gelmesiyle birlikte coşkulu bir ceug gerçekleştirdik. Zexes sonrasında ikram edilen yemekleri yedik ve gece yarısına doğru Kasiyun Dağı’na çıktık. Şam’ın ayaklarımızın altına serilen manzarasını bir süre hayranlıkla seyrettikten sonra istirahat etmek üzere otelimize döndük.

​Şam’daki son günümüzde, Eski Şam sokaklarında yine Feyruz’un sesi eşliğinde kahvaltı ettik. Emevi Camii’nde Cuma namazını kıldıktan sonra Hamidiye Çarşısı’nın meşhur dondurmacısına uğrayıp tarihi dokuyu keşfe çıktık. Caminin çevresini ve Hristiyan mahallesini adımladıktan sonra bir Çerkes yerleşimi olan Merc es-Sultan’a doğru yola koyulduk. Köye yaklaştıkça çehre tamamen değişiyordu. Yol kenarlarında mermi ve bomba izlerini taşıyan harabeler arasında, eskiden ezanların ve salaların yankılandığı yarım bir minare hâlâ ayakta duruyordu. Köye vardığımızda yine içten bir misafirperverlikle karşılandık. Bütün seyahat boyunca desteğini esirgemeyen Aza Team burada da yanımızdaydı. Savaşın izlerini taşıyan köyü gezmeye başladık; kimi yapıların cepheleri delik deşikken kimisi tamamen enkaza dönmüştü. Köydeki dernek binasına dönüp kısa bir ceug yaptıktan sonra şehir merkezinde akşam yemeğimizi yiyerek günü tamamladık.

​Ertesi sabah Şam’daki dostlarımız ve akrabalarımızla vedalaşıp Ürdün’e doğru yola çıktık; böylelikle seyahatimizin Şam durağını noktalamış olduk.

​Şam’a dair hislerim tezatlarla doluydu. Şam’daki Çerkes toplumunu umduğumdan çok daha örgütlü ve diri buldum. Büyük çoğunluğu eğitimli, ne yaptığını bilen, aklıselim insanlardı ve bize kusursuz bir hüsnükabul gösterdiler. Ancak yerel halk için aynı şeyi söylemek oldukça güç. Bu yolculukta asıl yıkımın binalardan ziyade zihinlerde gerçekleştiğine şahit oldum. Halkın büyük bir kesimi ne yazık ki eğitimsiz bırakılmış; ailevi kültürel aktarım da zayıf kalınca yönsüz bir kalabalık ortaya çıkmıştı. Yine de insanların gözlerindeki yaşama tutunma arzusunu ve tebessümü görmemek imkânsızdı. Onca yıkıma rağmen moral bozmadan hayatı yeniden inşa etme çabaları takdire şayandı. Çerkes diasporasının ise özünü koruduğu açıkça görülüyordu. Kuşkusuz Xabze geleneği, aile bağlarının kuvvetli kalmasını sağlamış ve savaş yorgunu bu coğrafyada kimliklerini yaşatmalarına zemin hazırlamıştı.

​Ürdün sınırına öğle saatlerinde ulaştık ve yaklaşık iki saat süren gümrük işlemlerinin ardından ülkeye giriş yaptık. Uzun bir yolculuk sonrası otelimize yerleşip dinlendikten sonra El-Jeel Kulübü’ne geçtik. Kulüp ve dernek binalarını gezip oradaki soydaşlarımızla tanışarak verimli bir sohbet gerçekleştirdik, ardından otele döndük.

​Ertesi gün üç Ürdünlü Çerkes delikanlısıyla tanıştık; Ürdün’den ayrılacağımız ana kadar bize rehberlik ettiler. Bizi dağ yamacında kurulu tarihi kaleye ve içindeki arkeoloji müzesine götürdüler. Şık bir restoranda yediğimiz yemeğin ardından günü tamamladık.

​Sonraki gün öğle yemeğinin ardından, akşam saatlerinde derneğin tahsis ettiği araçla Naur bölgesindeki kermese katıldık. Çerkes kültürüne özgü motiflerin ve ürünlerin sergilendiği alanda kısa bir ceug yaptıktan sonra akşam yemeğimizi yiyip dinlenmeye çekildik.

​Son günümüzde Ürdün sokaklarını turladık. Bize eşlik eden gençlerden birinin ailesi akşam bizi evlerinde ağırladı. Birlikte yenen yemeğin ardından sınıra yakın, Ölü Deniz ve Filistin manzarasına hâkim yüksek bir tepeye çıktık. Oradaki kafede çaylarımızı yudumlayarak Ürdün programımızı da nihayete erdirdik.

​Ürdün’ün beni hayrete düşürdüğünü belirtmeliyim. Yönetime ve krallığa bağlılığı yüksek olan bu toplumun diğer Arap coğrafyalarından belirgin biçimde ayrıştığını duymuştum; yerinde görmek bunu pekiştirdi. Ürdünlü Araplar, görünüş olarak Suriye halkına benzese de zihniyet ve yaşam tarzı bakımından oldukça farklı bir çizgideydi. Kendilerini bölgedeki diğer ülkelerden ayrı konumlandırıyor, coğrafyadaki kaotik gerilimden uzak bir tutum sergiliyorlardı. Çerkesler ise ülkede son derece muteber konumlarda bulunuyor ve saygın bir yaşam sürdürüyorlar.

​Beni bu kıymetli çalışmaya dâhil eden Kafkas Vakfı’na ve süreci birlikte paylaştığımız tüm yol arkadaşlarıma teşekkür ederim. İleride gerçekleştirilecek yeni projeleri heyecanla bekliyorum.

[ssba]