Suriye ve Ürdün İzlenimleri – 3

1 Ağustos günü otelde yaptığımız kahvaltı sonrası kara yolu ile Ürdün’e hareket edeceğiz. Yolculuğumuzun kaç saat süreceğini öngöremediğimiz için herhangi bir program koymuyoruz.

Ürdün Türklere vize uygulamıyor. Ürdün gümrüğüne geliyoruz ancak Suriyelilere vize uygulamanın yanı sıra, çok sıkı bir aramadan da geçiriyor. Bu sebepten gümrük kapısında neler yaşayacağımızı bilemiyoruz.

Saat on birden sonra yola çıkıyoruz. Şam ile Amman arası, gümrük olmasa normal şartlarda üç buçuk-dört saat arası sürüyormuş.

Suriyeden çıkışımız bile üç ayrı kontrolden sonra gerçekleşiyor. Sonunda Ürdün gümrük kapısına geliyoruz. Uzun bir araç kuyruğuna giriyoruz. Beş ayrı şerit ve kuyruk var. Kuyruğun biri hızlı ilerliyor. Burasının sadece Ürdünlülere mahsus olduğunu öğreniyoruz.

Burada sırası gelen araçlardaki bütün valizler indiriliyor, tek tek açılarak inceleniyor. İncelendikten sonra tekrar X-Ray cihazından geçiriliyor. Doğal olarak işlemler çok uzun sürüyor.

İki saati aşan bir bekleyişten sonra sıra bize geliyor. Valizlerimizi indiriyoruz. Gümrük görevlileri, Türk olduğumuz için sanırım, bizim valizlerimizi pek incelemiyorlar.

Üç saat gibi bir bekleyişten sonra yeniden yola koyuluyoruz. Ürdün’e geçtiğimiz gibi hava değişiyor. Yoldaki araçların modelleri, yaşları ve markaları da yepyeni görünüyor.

Saat 18.00 gibi Amman’daki Genova Otel’in lobisine giriyoruz. Yine Kafkas Vakfı gençlerinin organizasyon yeteneğine hayran oluyorum.

Anahtarlarımızı kısa sürede alıp ayrılmış odalarımıza giriyoruz. Saat 20.30 gibi akşam yemeğine gideceğiz. İki saatlik bir dinlenme vaktimiz var. Üzerimizi değiştirip kısa süre dinleniyoruz.

Saat 20.30 gibi lobide buluştuk. Lobide Abdullah Abzah adlı bir kardeşimiz bizlere hoş geldiniz demeye gelmiş. Kendisiyle tanışıyorum. Düzce, Aydınpınar (Şaguç) köyünden arsa almışlar; oradan ortak tanıdıklarımız var. Hemen kaynaşıyoruz.

Yemeğe geçiyoruz. Abdullah bizi, sahibi Adige olan, birkaç şubesi bulunan bir yere götürüyor. “She Şavarma” adlı bu mekân Amman’da oldukça ünlü imiş.

“Şavarma” aslında Türkçe “kavurma” kelimesiyle aynı anlama geliyor. Kavurma, etin dürüm hâlinde lavaşın içine sarılması ve bunların dilimlenmesi, yanına sos ilave edilmesi ile hazırlanıyor.

Gördüğüm kadarıyla oturma yeri az, en fazla otuz kişilik bir mekân gibi görünüyor. Dikkatimi çeken husus, paket servisinin vızır vızır çalışması. Allah hayırlı kazançlar versin diyerek ayrılıyoruz.

Tatlı yeme işini başka bir mekâna bırakıyoruz. Vakıf başkanımız Veysel, otelimizin tam karşısında ünlü bir tatlıcı olduğunu söylüyor.

Otele yürüme mesafesi on dakika sürüyor. Grup olarak yürüyoruz. Tatlıcıda Amman usulü künefe yiyoruz. Lezzeti fena sayılmaz. Gerçeği söylemek gerekirse, Hatay künefesinin yanından bile geçemez.

Tatlıcı dükkânının önünde, bilhassa gençler, Amman’dan da katılanlarla birlikte çay eşliğinde sohbete koyuluyorlar. Abdullah kardeşimiz, Türkçe ve İngilizceye de vakıf olmanın avantajıyla herkesle rahat diyalog kuruyor.

Gençler sohbete devam ederken, Fethi Hoca, Şakir ve ben gençleri baş başa bırakarak otele dönüyoruz. Ürdün programımız aslında Suriye’ye göre çok daha esnek. Burada asıl amaç, Ürdün gençlik komisyonları ile tanışmak.

Otele döndüğümüzde yoğun bir WhatsApp mesaj trafiğiyle karşılaştım. Kız kardeşim aramış; Uzunyayla festivalinde tanıştığı Ürdünlü bir aile, İzmit’e, bizim köye uğrayıp Çerkes müzesini ziyarete gelmiş. Kardeşim de onlara benim Amman’da olduğumu söylemiş.

Bloukh (Yehulh) ailesi dört ayrı numaradan WhatsApp mesajıyla bana ulaşmak istemiş. Mesajları otele geldiğimde gördüm. Gelen mesajı telefonla arayınca ulaşamadım. Ürdün’de WhatsApp’tan telefon araması yapılamadığını öğrendim. Sonunda sesli mesaj atarak Samir Bloukh ile irtibat kurdum.

Samir Bey ile sabah saat on birde otelde buluşmak üzere sözleştik. Saat on birde Samir Bey lobide bizi bekliyordu. Sanki kırk yıldır tanışıyor gibi kucaklaştık. Gerçekten de o andan itibaren Samir Bloukh bizi Amman’da kaldığımız sürede hiç yalnız bırakmadı.

Samir Bloukh, Dubai’de çalışan ve iki ay önce emekli olan bir profesör idi. Mikrobiyoloji alanında ihtisas yapmış, Dubai’de çalışan ünlü ve tecrübeli bir doktor idi. Aynı zamanda Türkiye damadı idi.

Eşi, Kayseri Pınarbaşı Lak Hable (Tersakan) köyünden Zehra Edis isimli bir Türkiyeli Çerkes. Babası Almanya’ya çalışmaya giden bir Çerkes. Almanya’da tanışmışlar ve evlenmişler. Zehra Hanım da kimya mühendisi. O da kocası ile birlikte Dubai’de çalışıyor.

Samir ve Zehra Hanım’ın üç çocukları var. Zehra Hanım’ın Almanya bağlantısı devam ettiği için çocukların yüksek tahsil eğitimi için burayı tercih ediyorlar. Biz Amman’da iken de Zehra Hanım Almanya’da çocukların ve baba tarafının yanında bulunuyordu.

Samir lobide vakfımızın gençleri ile de tanışıyor. Gençler Adıge lisanını konuşamasalar da aksansız İngilizceleri ile Samir’i şaşırtıyorlar. Ekibimizde olan Rumeysa Deniz kızımız, mikrobiyoloji öğrencisi olarak Samir ile koyu bir sohbet gerçekleştiriyor.

2 Ağustos programımızda Amman Kalesi’ni ziyaret etmek var. Hava sıcaklığı yaklaşık kırk derece. Bu saatte çok zor olacak diyorlar. Başka zamanımız yok. Kale gezisi yaklaşık üç saat sürecek.

Samir kendi aracıyla bizi götürdüğü için kafileden ayrı hareket ediyoruz. Yirmi dakikalık bir yolculuktan sonra kaleye varıyoruz. Burası Amman’ın eski mahallelerinin olduğu bir semt. Türkiye’de gecekondu olarak nitelendireceğimiz binaları görüyoruz.

Kalenin önündeki otoparkta araçları park ederek içeri giriyoruz. Gişede bilet kesen adamın şaşkınlığını görüyorum. Büyük bir ihtimalle, bu sıcakta kaleyi ziyarete gelen bu grup kim diye bakıyor olmalı.

Kalenin tarihi çok eski. Doğu Roma İmparatorluğu’na, hatta daha da eskiye dayandığı söyleniyor. Osmanlı zamanında da kullanılmış.

Kalenin en büyük özelliği, içinde Amman Arkeoloji Müzesi’ni barındırıyor olması. Bunun dışında da çok güzel panoramik bir seyir tepesi özelliği taşıması.

Kale ziyaretinin ardından Abdullah’ın rehberliği ile, yine sahibinin Çerkes olduğunu öğrendiğimiz güzel bir kafede dondurma ile birlikte soğuk sularımızı içerek biraz kendimize geldik.

Yediğimiz kırk derecelik sıcağın etkisini biraz olsun gidermek için otelimize geri dönüp akşam için hazırlık yapmak istiyoruz. Akşam, Amman’daki Çerkes Hayır Derneği ve onun gençlik yapılanmasını ziyaret edeceğiz.

Otelde bir müddet dinlendikten sonra akşam, otele yayan yürüme mesafesinde olan Amman Çerkes Hayır Derneği’ni ziyarete gidiyoruz.

Dostumuz Samir, yine aracıyla otele gelip bizi derneğe götürmek istiyor. Samir ile birlikte Çerkes Hayır Derneği’ne gidiyoruz.

Çerkes Hayır Derneği, Amman’ın merkezi bir yerinde birkaç dönüm arazi üzerine kurulmuş. 1932 yılında kurulan Ürdün Çerkes Hayır Derneği, Ürdün’ün en köklü sivil toplum kuruluşları arasında yer alıyor.

Amman’daki Çerkes Derneği ile aynı avluda Çerkes Derneği’nin gençlik yapılanması da bulunuyor. Vakfımızın gençleri ile Ürdün derneği gençleri arasında da önemli görüşmeler gerçekleşiyor.

Ürdün’de bizim gençlerle birlikte olan, sürekli onları araçları ile gezdiren Abdullah, Navaf ve Murat da bizim ile birlikteler.

Ürdün’de kafilemize, vakfımızın genç yönetiminden Miraç Albek kardeşimiz de dâhil oluyor. Miraç daha önce de Amman’a geldiği için dernek gençleri ile tanışıyor.

Miraç kardeşimiz bu arada özel bir projeyi yürütüyor. Geleneksel Kafkas müziğinin Orta Doğu coğrafyasındaki büyük ismi Ammanlı Abidat Omar ile ilgili bir belgesel çalışması yürütüyor.

Teknolojinin çok yaygın olmadığı dönemde akordiyonu ve mızıkası ile kitleleri etkileyen, kendine has yorumu ile Abidat tarzı adıyla anılan bir çalış tekniği oluşturan Abidat Omar ile ilgili çalışma gerçekten de çok önemli bir çalışma olacak.

Miraç kardeşimiz, Abidat Omar’ın Amman’da yaşayan, uzak yakın demeden bütün akrabaları ile çekimler yapıyor; onunla ilgili tarihe yeni bir kayıt düşmek istiyor.

Çerkes Derneği’nin yakınlarında Kafkas Vakfı’nın gençler grubu bizi bekliyorlar. Akşam namazını kılmak için camiye girdiğimiz için gençler bizden önce oraya varmışlar. Hep birlikte derneğin gençlik yapılanması olarak niteleyebileceğimiz Al-Jeel Al-Jadeed kulübünün bahçesine giriyoruz.

Burada bizi oldukça kalabalık bir grup karşılıyor. Derneğin bahçesinde gençlik yapılanmasının ikramlarını tadıyoruz. Karşılıklı olarak sohbet ediyor ve tanışma merasimini gerçekleştiriyoruz.

Gençlerin tesislerini geziyoruz. Sahnesi olan oldukça büyük bir salonda folklor ekibinin provasına tanık oluyoruz. Bizim girişimizle birlikte provalarına ara veriyorlar. Ekip hakkında burada bilgi alıyoruz. Toplu fotoğraf çekiminin ardından gençlere veda ediyoruz.

Çerkes Hayır Derneği olarak Türkçeye tercüme edebileceğimiz Ürdün Adıge Derneği’ne geçiyoruz. Aynı avlu içinde olduğunu söyleyebileceğimiz, ancak girişleri farklı olan iki ayrı yapı mevcut burada.

Çerkes Hayır Derneği’nde bizi yine yönetimden bir grup karşılıyor. Daha önceden ifade ettiğim gibi, dernek 1932 yılında kurulmuş. Bu güne kadar Ürdün siyasi hayatında da önemli roller üstlenmiş yöneticiler gelip geçmişler.

Çerkes Hayır Derneği on beş kişilik bir yönetim kurulu ile yönetiliyor. Derneğin farklı şehirlerde şubeleri var. Not aldığım kadarıyla, Wadi Seir, Naur, Zerka, Ceraş gibi şehirlerde bulunan dernekler de Amman Çerkes Hayır Derneği’ne bağlı.

Çerkes Hayır Derneği adına bizi yönetim kurulu üyesi Muhammed Ğış Bey karşıladı. Biz Vakfımızı ve faaliyetlerimizi anlattıktan sonra, kendileri de bize Ürdün derneğini tanıttılar.

Dernek oldukça geniş bir arsa üzerinde kurulmuş. 1932 yılından beri ihtiyaç durumuna göre binalar inşa etmiş.

Birkaç yıl önce, profesyonel olarak işletmeyi amaçladıkları bir kültür merkezi inşaatına başlamışlar. Muhammet Ğış Bey, neredeyse tamamlanan merkezi bize gezdirdi.

Gerçekten de muhteşem bir tesis yapmışlar. Milyonlarca dolarlarla ifade edilebilecek olan bu tesis, ticari bir işletme olarak değerlendirilecekmiş.

Derneğin yeterince binası ve lokali zaten mevcut. Bu yeni binada uluslararası kongreler, iş adamları ve büyük şirketler için butik toplantı salonları, lüks düğün salonları mevcut.

Otoparkları, aydınlatma sistemi, her türlü lüksü düşünülmüş mekânları ile müthiş bir kompleks ile karşılaştık.

Yüzde doksan dokuzu tamamlanmış diyebileceğimiz Çerkes Hayır Derneği tesislerine hayran kaldık. Muhammed Ğış Beyefendi, işletmesini yapmayı çok istediklerini ancak bu işin çok profesyonel bir yönetim gerektirdiğini söylüyor.

Henüz tam olarak karar veremediklerini, büyük bir ihtimalle özel bir sözleşme ile dışarıdan bir işletmeci ile anlaşarak kültür merkezini faaliyete geçirebileceklerini söylüyor.

Ürdün Çerkes Derneği ziyaretini bitirip dışarı çıkıyoruz. Yine Çerkes usulü, kapının önünde yarım saati aşan ayaküstü muhabbete devam ediyoruz. Dernek tabelası önünde topluca bir hatıra fotoğrafı çektirerek gecemizi noktalıyoruz.

SON BÖLÜM: NAUR VE SAMİR BLOUKH İLE ÜRDÜN GEZİSİ

 

[ssba]