Kafkasya’nın Hafızası Hızır’ın Yüreğinde Saklı

İnsanlık, Habil ile Kabil kıssasından ibret aldığı gibi, asırlar boyunca nice güzel menkıbeler, örnek hayat hikâyeleri ve anlamlı anlatılar sayesinde de unuttuğu istikameti yeniden hatırlamıştır.

Kültürel normlar da aynı şekilde anlatılar ve sözlü tarih aracılığıyla toplumları ortak değerler etrafında diri tutmuştur. Kafkasyalılık da böyledir. Bu kültürün kodları kitaplardan çok hayatın içinde yaşanarak öğrenilir. Ailede sözle anlatılır, toplumda hâl ile yaşanır. Nesilden nesile aktarılan bu miras, zamanla bir ahlak ve karakter inşasına dönüşür.

Şehir hayatının insanı dönüştürdüğü ise bir gerçektir. Bu nedenle zaman zaman bu normların değiştiği, hatta güncellenmesi gerektiği konuşulur. Zaten taşınması güç olan bazı töreler zamanla kendiliğinden terk edilir. Buna rağmen nice insan da bu değerleri yaşatmaya gayret gösterir.

Sivil toplum çalışmaları vesilesiyle hem Kafkasyalı gençleri hem de Kafkasyalı gençlere nazaran modern dünya ile irtibatı daha güçlü gençleri yakından gözlemleme fırsatı buluyoruz. Aslında biz de bu dönüşümün içindeyiz. Bu düzenin bir parçası olduğumuz için kendimize de özeleştiri yapıyoruz. Değişim ve dönüşümün kaçınılmaz olduğunu biliyoruz. Bu süreç zaman zaman insanı düşündürüyor. Aynı zamanda bize kendi insanımızı diğer toplumlarla kıyaslama imkânı da veriyor.

Mesele kendimizi övmek değildir. Asıl mesele, çağın ihtiyaçlarını doğru okuyarak hangi değerlerin insanı ayakta tuttuğunu görebilmektir. Genç arkadaşlarımla yaptığımız sohbetlerde bunu açıkça hissediyoruz. Küreselleşen dünyada bazı geleneklerin “iyi ki korunmuş” dedirttiğini görüyoruz. Bazı alışkanlıkların ise gerçekten sorgulanması gerektiği dile getiriliyor. Bu da doğaldır. 

Fakat yeni neslin kendi kültürüne sahip çıkma konusunda düşündüğümüzden çok daha gayretli olduğunu görüyorum. Elbette bazı gençler, dünyanın sunduğu imkânlara ve bunun beraberinde getirdiği yaşam tarzına daha fazla angaje olabiliyor. Çevremdeki nice gençler, adeta eski Kafkas abrekleri gibi bir duruş sergiliyor ve hayatın içinde büyük fedakârlıklar yapıyor. Nice genç hanımefendiler ise Setenay Guaşe’nin zarafetini, asaletini ve merhametini yaşatmaya çalışıyor.

Son yıllarda sosyal medyada da bunun birçok örneğini görüyoruz. Bazen Kafkasya’nın dansları, bazen münbit doğası övülüyor. Fakat en çok dikkat çeken, saygı temelli duruş oluyor. Kimi zaman sosyal medyaya düşen bir videoda Çeçen gençlerinin büyükleri içeri girdiğinde ayağa kalkması milyonlarca insanın dikkatini çekiyor, kimi zaman ise bir Kafkasyalı gencin başkası için canını ortaya koyduğu görüntüler gündeme geliyor.

Bu videoların milyonlarca kez izlenmesi bize şunu gösteriyor: Saygı, her şeyden önce gelen büyük bir ahlaki meziyettir. Bizim sıradan gördüğümüz birçok davranış, aslında insanlığın özlediği değerlerdir.

Çeçen gençlerinin büyüklerini görünce ayağa kalkmasını izlediğimizde ister istemez gurur duyuyoruz. Çünkü anlıyoruz ki; Büyüklerdir bize yol gösteren…

Büyüklerdir bize o kutlu mirası bırakan…

Büyüklerdir Kafkasya’nın özgür günlerini hasretle anlatan…

Ve büyüklerdir bizi biz yapan…

İşte bazen bir milleti anlatan şey, ciltler dolusu kitaplar değil tek bir hikayedir. Bir insanın zor bir anda verdiği karar, bir çocuğun gösterdiği cesaret ya da bir toplumun o olaya verdiği ortak tepki, o milletin karakterini ortaya koyar. Çünkü değerler, en çok kriz anlarında görünür hâle gelir. Son günlerde Kafkasya’dan tüm dünyaya yayılan Hızır’ın hikâyesi de bize tam olarak bunu yeniden hatırlattı.

Tam da bu günlerde bir video daha dolaşıma girdi. Sosyal medyanın gücüyle tüm dünyaya yayıldı. Türk basınında çok yer almasa da sosyal medyada büyük yankı buldu.

Peki, bu videoda dikkat çeken neydi?

Binlerce insan Sunja nehrinin kenarında… Kiminin elinde sopa, kiminin elinde ip… Kimi dua ediyor, kimi tekbir getiriyor… Herkes tek bir izin peşinde.

Aranan şey, sekiz yaşındaki Hızır’ın geride bıraktığı asil bir izdi. Hızır, İnguş dağlarında büyüyen her çocuk gibi küçük yaşlardan itibaren doğayla iç içe yetişmişti. Yüzmeyi çoğu dağ çocuğu gibi kendi cesaretiyle öğrenmişti. Bir gün, arkadaşlarıyla birlikte serinlemek için Sunja Nehri’ne girdiklerinde, içlerinden biri güçlü akıntıya kapıldı.

O an herkes ne yapacağını bilemedi. Suyun debisi yüksekti, akıntı çok sertti. Tereddüt edenler oldu. Yardım çığlıkları yankılandı. Ama Hızır’ın dilinden sadece şu söz döküldü:

“Biz adam değil miyiz?”

Ve hiç düşünmeden suya atladı. Arkadaşını kurtardı. Fakat dağların azgın suyu Sunja bu küçük bedeni bağrına aldı. Arkadaşı kıyıya çıkmayı başardı, Hızır ise akıntıya kapıldı. Haber kısa sürede bütün bölgeye yayıldı.

“İnguşetya’da bir çocuk arkadaşını kurtardıktan sonra kayboldu. Arama için desteğe ihtiyaç var.”

Saatler içinde çevre köylerden ve ilçelerden insanlar geldi. Çok net bir çağrıydı bu. Dağların kanunu gereği insanlar, son görevlerini yerine getirmek için akın akın yola koyuldular.

Sonra Çeçenya’dan…

Sonra Dağıstan’dan…

Sonra bütün Kafkasya’dan…

Sakalları ağarmış ihtiyarlar bastonlarıyla dere yataklarında, sert akıntıya ve dondurucu soğuğa rağmen Hızır için yürüdü. Gençler kilometrelerce nehir boyunca tekbirler eşliğinde arama yaptı. Kadınlar dualarla bekledi. Herkes Hızır’ı arıyordu. Herkes Hızır’ı ararken biz de ekranda dua ediyorduk.

Aslında beni en çok etkileyen de buydu. Aranan yalnızca sekiz yaşındaki bir çocuk değildi. Bu dağlarda kaybetmek istemediğimiz bir adamlık ve adanmışlık anlayışının iziydi… Bir milletin — ki ben ona Kafkas milleti diyorum — birlik emanetini taşıyan hasletleriydi.

Sekiz gün sonra Hızır’ın cansız bedenine, suya atladığı noktadan yaklaşık on kilometre aşağıda ulaşıldı. Onu bulan ise kilometrece öteden gelen bir Çeçen’di. Hızır’ın cenazesinde binlerce insan aynı safta omuz omuza saf tuttu. Tekbirlerle uğurlandı. Hızır’ın son sözü ise “Biz adam değil miyiz?” oldu.

Abhazya’dan Dağıstan’a kadar binlerce insan taziyeye gitti. Dünyanın dört bir yanından insanlar onun için dua etti. Çünkü Hızır sadece bir çocuk değildi. Bir millete kendi aynasını göstermişti. Bir milletin en büyük ortak paydası olan birlik duygusunu yeniden hatırlatan küçük bir yürekti.

Hızır’ın duruşu birçok insana unuttuğu değerleri yeniden hatırlattı. 

Hızır’ın fedakârlığı, Kafkasya’nın dağlarında hâlâ yaşayan ruhu yeniden görünür kıldı.

Hızır’ın son nefesi, Kafkasya’nın gururu oldu.

Hızır bize, bizi yeniden hatırlattı.

Hızır, adamlığın yaşla ölçülmediğini gösterdi.

Hızır, kültürün sadece anlatılan değil, gerektiğinde can pahasına yaşanan bir emanet olduğunu gösterdi.

Ve belki de en önemlisi…

Hızır bize bir kez daha şunu hatırlattı: Bir milleti ayakta tutan şey, uğruna can verebildiği değerleridir. Yaşı küçük olsa da o Kafkasyalı duruşu sergileyebilme olgunluğuydu.

Allah şehadetini kabul etsin cesur kardeşim. Sen belki de bize unuttuğumuz değerleri yeniden hatırlattın. Hızır, yoldaşın olsun asil Kafkasyalı…

Sosyal medyada karşılaştığım arama kurtarma çalışmalarına ait kısa görüntüler:

https://www.instagram.com/reel/DZztZmGNsCT/?igsh=OWRuMGM4cTN5Z21n

https://www.instagram.com/reel/DZzewC2iQsv/?igsh=NWt1emVqa3NwNHJp

https://www.instagram.com/reel/DZzOtphIt98/?igsh=MWdvb2Qwc21lM29ydw==

[ssba]

Yorumlar
  1. Ömer şafak

    Rabbim Hızır kardeşimizin şehadetini kabul eylesin mekanı cennet olsun.
    Biz adam deyilmiyiz? şuuruyla o güzel evladı yetiştiren ailedene Allah razı olsun .Kafkas vakfında duyarlı gayretli çalışmalarından dolayı kutluyorum Allah yar ve yardımcınız olsun.

  2. Ümit şahin

    Öncelikle Hızır’a Allah etsin ve ailesinin ve Kafkasya’nın başı sagolsun Hızır olayı bize bir şeyi hatırlattı biz kafkasyalılar normal zamanlarda bir araya gelemiyoruz ama birbirimize ihtiyaç duyduğumuzda sınırları aşabiliyoruz bunun en büyük örneği Çeçenistan savaşı ve Abhazya savaşıdır bunu Abhazya cephesinde bir fiil yaşamış birimolarak gururla söyleyebiliyorum Yinede Allah bizlere kötü günler yaşatmasın ve Veysel kardeşim kalemine ve yüreğine sağlık

  3. Tsey Rengin Yurdakul

    Sevgili Veysel. Bir Kafkasya’ lının bir yerlerinde her halükarda insan olmak, olabilmek kayıtlı. Khabze öğretisi bölüm bölüm incelendiğinde asla günümüz yaşamına uyumsuz değildir, sadece uygulama şekillerinde günümüze uygun hale getirmek gerekir. Bunun içinde aklıselim büyüklerin Khabze kurallarını
    günümüz “ ben dili ve empati” kavramları ile açması ve formule etmesi çok önemli olacak ve herkese devdirecektir. En büyük yanlışımız kavramları “yasak ve ayıp” kavramları ile yönetmeye çalışmamızdır. Oysa hepsi gereklilikten doğmuş ve çok gerçekçi nedenlerden oluşmuş yaşam kurallarıdır. Bu kuralları çok güzel ve anlamlı açıklayan bir büyüğümüz vardı ki sen de tanırdın mutlaka. Bic’ ra Saim Tuç yakın bir zamanda kaybettik. Bu özelliklerimiz tamamen reddetmeden veya unutmadan üzerin çok konuşmak , irdelemek lazım. Yazın için teşekkür ederim, çok değerli. Bu olaylar, ki yakın tarihte bir kaç örneği daha yaşandı çok, çok etkileyiciydi. Şahsen çok üzülmüş be de dünyada da az bir İNSAN kaldı ve onlar benim köklerimden olanlar diye gururlanmıştım. Timurkanov’ un cenazesi nasıl bir şeydi Allahım. İşte bu bilinç hala emperyal güçleri korkutuyor. Oysa en klas önderlerini savaşlarda kaybetmiş, her türlü insanca ihtiyaçtan yoksun dünyanın dört bir yanına savrulmuş, ve iyice ayrıimış insan topluluklarını hiç önemsememeleri ve unutmaları gerekmez miydi? Thaşho tüm dünyayı savaşlardan, felaketlerden korusun ama biz Kafkasya’ lıları da unutmasın.