Çeçen Binbaşı İzmailov: Arabulucu

Logos yayınevi “Arabulucunun Rehberi. Binbaşı İzmailov, verbatim” isimli bir kitap yayımladı. Kitap, Vyaçeslav İzmailov’un Çeçenya savaşında rehineleri nasıl kurtardığını anlatıyor. Anna Narinskaya’ya göre, kitap Çeçen savaşını ve savaşan insanları anlatan şimdiye kadar yazılmış en iyi kitap.

Kitap adeta insanlığa inancın güçlenmesini sağlayan bir ilaç niteliğinde. Her doğru ilaç gibi, bu kitabın da bilinmeyenleri, belirsizlikleri ve karmaşıklığı yok. Yani yan etkisi bulunmuyor. Binbaşı İzmailov aslında oldukça ünlü bir kahraman, defalarca televizyona çıktı. Onun sözlü hikayelerini kayıt altına alma fikri, üstelik de bunu kelimesi kelimesine yapması, binbaşının kendisinin de bir gazeteci olmasından dolayı bilinçli bir adımdır. Bunu bir edebiyatçılığa soyunma hareketi olarak algılamak lazım. Bu kitapta, İzmailov’un gazeteciliği ve edebiyatçılığı birleşmiştir diyebiliriz.

Kitap hem bir belgesel hem de bir sanat eseri niteliğinde bir eser. Özel olarak Çeçenya’daki savaşı anlatmakla beraber, genel anlamda savaşın ne olduğuyla alakalı başarılı bir eser. Eserde önce Sovyet yalanıyla, sonrasında ise post-Sovyet dönemi yalanlarıyla cezalandırılan, ahlaksızlaştırılan bir halkın portresini çiziyor.

Kitap, olaylara doğrudan bakabilmeyi sağlıyor, insana sanki oradaymış hissi veriyor. Neredeyse sasdece nesnel malumatlar üzerine kurulan kitap, insana yanlışı ve doğruyu çok güzel anlatıyor.

Binbaşı Vyaçeslav İzmailov Afganistan gazisi ve “Novoya gazeta” yazarı. O, doksanlı yıllarda savaş esirlerini ve fidye için kaçırılan insanları kurtarma görevini üstlendi. 1996-2001 yılları arasında 170’den fazla rehine kurtardı.

Bu görev, İzmailov’a üstünden gelmedi. O bunu kendi başına görev edindi. Hatta, Kuzey Kafkasya Askeri Bölge Komutanı Anatoli Kvaşnin 1996’da, İzmailov hakkında “böyle bir binbaşı bize lazım değil” demişti.

İzmailov şahsi çabalarıyla her iki taraftan da çok sayıda insanının serbest kalmasını sağladı. Binbaşının tek ve çok net bir amacı vardı, kim olursa olsun kurtarmak.

İzmailov, bir süre sonra bu amacında adeta mekanikleşti. “Kurtardı ve unuttu, kurtardı ve unuttu…” Ancak bu otomatikleşme, kendisine sosyo-ekonomik ilişkilerden sıyrılarak, İçkerya temsilcileri ile yapıcı müzakerelerde bulunmasına imkan verdi.

İzmailov’un bu tavrı, federal aklın karmaşıklığı karşısında dayanabilecek yegane şeydi. Bir rehine kurtarma olayını şöyle anlatıyor, “Önümde 20 kişi dizildi, 20 rehine vardı ve her biri gözleriyle şöyle diyordu: ‘Beni seç’!. Orada subaylar vardı, siviller vardı, ve ben Tanrı gibi birini seçmeliydim. Ne hakkım var! Ama şimdi, eğer birini seçmezsem, onlardan hiçbirini bana vermeyecekler. Ve ben de zar zor yürüyen bir askeri seçtim. Bu, Sereja Hudakov idi, hastaydı. Ben Sereja’yı aldım, Moskova’ya getirdim, onunla birlikte devlet başkanlığı bünyesindeki kayıpları arama komisyonuna gittim. Ve bu komisyonun başkan yardımcısı bana şöyle dedi: ‘Sen bir subayı değil de neden eri aldın?’ Ona ne cevap verebilirdim? Daha sonra Sereja Hudakov’un durumunu Moskova’da Merkez Komutanlığı’nda çözmek zorundaydık. Ve savcı onunla tehdit edici bir şekilde şöyle konuştu: ‘Bizim daha, senin nasıl esir düştüğüne bakmamız gerekiyor’. Ve Çeçenya’da direnişçilerin elinde iken ağlamayan Sereja Hudakov, yüzünü elleriyle kapatarak acı acı ağladı, henüz on sekizinde bir gençti”.

Kaynak: kommersant.ru

Tercüme: Ajans Kafkas

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone