6 Aralık 2025 tarihinde İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM), Kafkasya’nın asırlara yayılan ilmî, manevi ve toplumsal mirasını kapsamlı bir biçimde ele alan Kafkasyalı Âlimler Sempozyumu’na ev sahipliği yaptı. Açılış konuşmalarıyla başlayan sempozyum, yalnızca tarihî bir hafızanın tazelenmesini değil, aynı zamanda bu mirasın günümüz dünyasında nasıl yeniden konumlandırılması gerektiğine dair ufuk açıcı değerlendirmeleri de bir araya getirdi.
İstanbul Üsküdar’da İSAM Konferans Salonunda gerçekleştirilen programa akademisyenler, araştırmacılar, sivil toplum temsilcileri ve Kafkasya kökenli çok sayıda katılımcı iştirak etti. Programın genel çerçevesi, Kafkasya’nın ilmî birikimini, Osmanlı arşivlerindeki izlerini, sürgün döneminde âlimlerin üstlendiği rolleri ve modern döneme uzanan etkilerini yeniden gözden geçirmek üzerine kuruluydu.
Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Kafkas Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Arıhan, Kafkasya’nın köklü ilim geleneğinin yalnızca geçmişten ibaret olmadığını, bugün de kimliğimizi taşıyan ve toplumsal direncimizi besleyen en güçlü damar olduğunu vurguladı. Arıhan, “Bu program bir ilmî faaliyet olduğu kadar bir hafıza tazelemesidir. Kafkasyalı âlimlerin vakar, sadakat ve adanmışlıkla yürüttüğü ilim geleneğini genç nesillere aktarma sorumluluğumuz var” dedi. Kafkas Vakfı’nın geçmişte düzenlediği panel ve sempozyumlarla önemli bir boşluğu doldurduğunu hatırlatan Arıhan, bu çalışmanın “ortak hafızaya yeni katkılar sunacağını” ifade ederek sempozyum icra heyetine, hocalara, genç yöneticilere ve gönüllülere teşekkür etti.
Nebevi Rahmet Toplumunu İnşa Etmek
Suriye’deki savaş sebebiyle 2012 yılı sonunda ailesiyle birlikte İstanbul’a hicret eden Cevdet Said’in, Türkiye’de bulunduğu dokuz sene zarfında tercümanlığını üstlenen Prof. Dr. Fethi Güngör, tebliğini sunmadan önce 30 Ocak 2022’de 91 yaşında İstanbul’da vefat eden ünlü düşünürün hayatını anlatan bir video izletti. Ardından sorumluluk bilinci zirvede bir mütefekkir olarak tavsif ettiği Cevdet Said’in temel fikirlerini özetleyerek eserlerini tanıttı. Özgün fikirleriyle İslam düşüncesine önemli katkılar yapmış olan Cevdet Said’in insanları Kur’an’ın hakikatleriyle buluşturma çabasını ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir aşkla sürdürdüğünü anlatan Güngör, onun şiddet karşıtı olduğuna ve sorunların silahla çözülebileceğini zannedenlerin derin bir yanılgı içinde bulunduğuna defaatle dikkat çektiğini hatırlattı. Mevcut küresel modelde şımarık müstekbirlerin bir gün mustazaf konumuna düşme korkusu yaşadığına, keza mustazafların da müstekbir olacakları günün hayalini kurduklarına dikkat çeken Cevdet Said’in; ezen güçlüler ya da ezilen zayıfların değil eşitlerin oluşturduğu nebevi bir rahmet toplumu modelinin yegâne çıkış yolu olduğunu savunduğunun altını çizdi. Güngör, Cevdet Said’in, olayları doğru okuyabilmek için Müslümanların Te’vîl-i Ahdâs ilmini geliştirmesini ve “Savaş Öldü” kitabının yazılmasını kendinden sonraki İslam düşünürlerine vasiyet ettiğini söyleyerek sözlerini tamamladı.
Kökleri Derinlerde Bir İlim Geleneği
Sempozyumun ilk oturumunda konuşan Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Özsaray, Kafkasya’nın ilmî tarihine ilişkin yürüttüğü uzun soluklu araştırmalardan elde ettiği verileri paylaştı. Özsaray, Kafkasya’daki ilim geleneğinin Hulefâ-i Râşidîn dönemine kadar dayandığını belirterek, bölgenin yalnızca bir savaş sahası olarak algılanmasının eksik bir okumaya sebep olduğunu söyledi. Dr. Özsaray, imamlık ve âlimlik kavramlarının Kafkas toplumunda hem dinî hem de siyasi liderlik anlamına geldiğini vurgulayarak “Âlim aynı zamanda toplumun direncini şekillendiren kişidir” ifadelerini kullandı.
Konuşmasında prosopografi yöntemini kullanarak incelediği yüzlerce biyografiyi özetleyen Özsaray, Osmanlı arşivlerinde Kafkasya kökenli âlim ve liderler hakkında binlerce belge bulunduğunu; sadece İmam Mansur, İmam Şamil ve diğer direniş önderleri hakkında 272 belge kaydının yer aldığını aktardı. Daha önce hiç duyulmamış âlim ve şeyhlere ilişkin 532 belgenin tespit edilmesi ise katılımcılar tarafından ilgiyle karşılandı.
Arşivlerin Gösterdiği Tablo: Dağıstan Bir İlim Merkezi
Paylaşılan verilere göre arşivlerde en çok geçen bölge 177 kayıtla Dağıstan oldu. Onu Çerkesya ve Çeçenya takip etti. Arşivlerde Nakşibendi ve Kadiri tarikatlarına yönelik kayıt yoğunluğu ise bu tasavvuf ekollerinin bölgedeki toplumsal kurguya yön veren temel unsurlardan biri olduğunu ortaya koydu. Bu veriler ışığında bir katılımcı “Kafkasya’nın hafızası yalnızca sözlü kültürde değil, devlet arşivlerinde de saklıymış” ifadeleriyle tabloyu özetledi.
Âlimlerin Çok Katmanlı Dünyası: Sürgün, Direniş, İlim
Prof. Dr. Ahmet Turan Arslan sempozyumda Zahidül Kevserî’nin hayatını anlattı. Kevserî’nin Mısır’da geçirdiği zorlu yıllar, ailesinden ayrı yaşadığı dönem ve buna rağmen ilmî faaliyetlerini özenle sürdürmesi, dikkatle takip edildi. Arslan, Kevserî’nin hiçbir dönemde taviz vermeyen sağlam ilmî duruşunu “O yalnızca bir âlim değil, aynı zamanda çağının eleştirmeniydi” sözleriyle ifade etti.
Dr. Hayati Bice ise Şeyh Şerafeddin Dağıstanî’nin hem tasavvufi hem de siyasal etkilerini kapsamlı bir şekilde anlattı. Dağıstanî’nin Kurtuluş Savaşında kurduğu gönüllü birlik, Sultan Reşad döneminde saraya verdiği manevi rehberlik hizmeti ve bugün dünyanın birçok ülkesinde zikir meclislerinde adının anılması, dinleyiciler arasında ilgi uyandırdı.
Geleneğin Modernite ile Buluşması: Ceditçiler ve Aydınlar
Mustafa Bektaşoğlu’nun aktardığı Yusuf Ziyaeddin Ersal portresi, Kafkasya’da modernite ile gelenek arasındaki ince dengenin en çarpıcı örneklerinden biri olarak değerlendirildi. Hem temel İslami ilimlere vukufiyeti hem de modern düşünceye açık yaklaşımıyla bilinen Ersal’ın tiyatroya gitmesi, bidatlere karşı duruşu ve eleştirel aklı önceleyen tutumu izleyicilerde derin bir iz bıraktı.
Prof. Dr. Mehmet Kemal Atik tarafından sunulan Ademey Hafız Efendi ise Kafkasya’nın yenilikçi damarını temsil eden önemli bir âlim olarak öne çıktı. Modern bilimlere olan merakı, atomun parçalanması hakkındaki mütalaası ve dinî metinleri çağın ruhuyla yeniden okuma konusundaki çabası salondan büyük takdir topladı. Prof. Atik, Ademey Hafız Efendi’yi “Kafkasya’nın hem vicdanı hem de aklı” sözleriyle tanımladı.
Halkın İçinde Yetişen Âlimler: Uzunyayla Geleneği
Erdal Özden’in Uzunyayla üzerine yaptığı sunumda, halk ile âlim arasındaki güçlü bağ vurgulandı. Uzunyaylalı Çerkes âlimlerinin mütevazı hayat tarzı, mala mülke değer vermemeleri, khabzeye bağlılıkları ve toplumla kurdukları yakın ilişki örnekler üzerinden aktarıldı. Vacit Kip’in Selahaddin Kip Hoca Efendi üzerine yaptığı anlatım ise bu geleneğin somut bir temsilcisi olarak dikkat çekti.
Saklı Ulemayı Keşfetmek
Toplumu gereksiz tartışmalarla yoran medya ulemasına inat kendi köşesinde vakarla keşfedilmeyi bekleyen saklı kalmış âlim ve mütefekkirlerimizden biri olarak tanımladığı Fikri Tuna’yı hatırat kitabı üzerinden anlatan Prof. Dr. Fethi Güngör, birçok İslam ülkesinin hâlâ sömürüye elverişlilik zihniyetinden kurtulamadığından yakındığını, bu yüzden Irak gibi İran’ın, dahası Türkiye’nin de parçalanma tehdidiyle karşı karşıya bulunduğuna dikkat çektiğini hatırlattı. Güngör, çarenin birliği sağlamak, teknolojik ve ekonomik gücü elde etmek olduğunu belirten Fikri Tuna’nın seksen üç yıllık hayatı boyunca İslam dünyasını yakından tanımak maksadıyla büyük çaba harcadığını, tarihte ve günümüzde ortaya çıkan ilim ve fikir hareketlerini derinlemesine mütalaa ettiğini, çocuk yaşta başladığı ilim yolculuğunu vefatına kadar sürdürdüğünü anlattı.
Âlimlerin Vakur ve Ahlaki Duruşu
Prof. Dr. Mustafa Özel, Mehmet Lütfullah Baydoğan’ın yüksek toplumsal sorumluluk bilincine vurgu yaptı. İkinci Dünya Savaşının en zorlu günlerinde, ekmeğin karneye bağlandığı bir dönemde, İzmir’de yoksullara yardım için “İl Fakirlerine Yardım Derneği”ni kurması, onun merhametinin ve ilmini eyleme dönüştürme iradesinin somut bir kanıtı olarak değerlendirildi.
Bu insani ve ahlaki miras, ilim ve şerefin her nimette üstün olduğunu gösteren somut ilkeler bırakmıştır. Bugün ise bu ilkeler, farklı bir dünyanın ve farklı sorunların içinde, mirası devralan yeni bir neslin yol haritasında yeniden yorumlanmaktadır.
Dr. Fatih Çollak’ın aktardığı anekdot, ilmin bahşettiği şerefin her türlü maddi menfaatin üzerinde olduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur. Hac masraflarını karşılayan bir esnafın sürekli emrivakilerine maruz kalan Reisülkurra Abdurrahman Gürses Hoca Efendi’nin Fatih’teki bahçeli evini satıp hac masraflarını kuruşu kuruşuna iade ederek “bir daha beni, hafız gelip bir aşır okur musun diye çağırma” demesi ilim şerefinin parayla satın alınamayacağını canlı bir şekilde ortaya koydu.
Kafkas Vakfı tarafından İstanbul’da İSAM’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen Kafkasyalı Âlimler Sempozyumu, Kafkasya’nın ilmî mirasının yalnızca geçmişte kalmış bir hatıra olmadığını, bilakis yeni neslin omuzlarında yeniden hayat bulduğunu gösterdi.












