Selman Beştoy ile İnguşlar üzerine söyleşi

Kafkasya’nın kadim halkları üzerine birçok basit gerçekten hala oldukça uzak olduğumuzu düşünüyorum. Genel anlamda Türkiye’deki bilgisizlik mazur görülebilir ama Kafkasyalıların kendi aralarında birbirlerini tanımamaları ve çoğunun ırkçı görüşlerinden dolayı bilinçli olarak birbirlerini yok saymaları dikkat çekici.

İnguşlar bu açıdan pek araştırılmamış ve anlaşılmaya çalışılmamış bir halk. Elbette burada savaşlarla birlikte onların en yakın komşuları olan Çeçenlerin kimliğinin baskınlaşması gibi etkenler de var. Her şeye rağmen İnguşlarla ilgili bu zamana kadar birçok program düzenlenebilir, yazılar yazılabilir, söyleşiler yapılabilirdi. Fakat olmadı, tek tük olanlarsa yeterli düzeyde değildi.

Selman Beştoy’la bu söyleşiyi gerçekleştirerek mevcut durumu bir nebze olsun kırmaya çalıştım. Bizlere değerli vakitlerini ayıran Beştoy’la birlikte; İnguşların kim olduğundan 23 Şubat 1944 sürgününün etkilerine, Türkiye’de yerleşik İnguşlardan son yıllarda gelen öğrencilere, Oset-İnguş gerginliğinden Çeçenler ve İnguşlar arasındaki durumlara kadar birçok konuyu açmaya çalıştık. İlgililere sunulur.

İnguş bayrakları taşıyan bir protestocu

İlk önce sizleri tanımak isteriz. Selman Beştoy’un serüvenini anlatabilir misiniz?

1974 yılında İstanbul’da doğmuşum. İlk ve orta öğrenimimi Beyşehir’de tamamladım. 1995 yılında üniversite eğitimi için oradan ayrıldım. Bu süre zarfında özellikle babam ve yaşadığım mahalle benim atalarımın yurduna ilgi duymamı sağladı. İlkokuldan başlayarak babam Mustafa Beştoy’un kütüphanesinden faydalanmaya başladım. Okuduğum kaynaklar Kafkasya’ya ilgimi daha da artırdı. Küçük yaşlardan bu yana büyüklerimin anlattığı olayları ve geleneksel yaşam hikayelerini ilgiyle dinledim. Zaman zaman bunları not ettim.

2005 yılına kadar Türkiye’de herhangi bir sivil toplum kuruluşu ile organik bir bağım olmadı. Fakat öncesinde çeşitli sivil toplum kuruluşlarında ilgimi çeken konularla ilgili bilgi almak için ziyaretlerim oldu. Uzun yıllardır dedem ve babam İnguşetya’daki akrabalarımızla irtibatı kesmemişler, mektupla da olsa kendi aralarında haberleşmeyi sürdürmüşlerdi. 1980 yılında Türkiye’ye bizleri ziyarete gelen akrabalarımızı büyük bir mutlulukla karşılamıştık. O dönemlerde akrabalar ve atavatan ile doğrudan bir bağ kurmanın önemini daha iyi kavramıştık.

Kafkasya’da ayrı bir özerk cumhuriyet olan İnguşetya Cumhuriyetinde yaşayan akrabalarımız, tarihi kaynaklarımız ve atalarımızın yurdu ile doğrudan ilişkiler kurabilmemizin tarihimizle kuracağımız bağlarımızda doğru yol olduğunu idrak ettik. Aynı zamanda Türkiye’de birçok İnguş ailenin kendi akrabalarıyla görüşmenin yollarını aradığını ve aynı şekilde İnguşetya’daki insanlarımızın Türkiye ve yakın coğrafyadaki akrabalarını aradığına sık sık rastladık.

Bu vesileyle atayurtla olan ilişkilerimizi belirli bir düzene sokmak, sağlam ilişkiler kurabilmek amacıyla yine içinde İnguş ismi geçen bir sivil toplum kuruluşu kurmanın fayda sağlayacağını düşünerek Türkiye’deki İnguş büyüklerimizin öncülüğünde Kafkas İnguş Dostluk Derneğini 2014 yılında kurduk. Dernekle birlikte birçok belge ve bilgi üzerinden dost ve akraba ilişkileri geliştirdik. Atavatanda yaşayan insanlarımızla vatandaşı bulunduğumuz Türkiye arasında bir nevi köprü olduk. Elbette Rusya Federasyonu İnguşetya Cumhuriyeti’nde yaşayan soydaşlarımızın Türkiye sevgisi de buna çok katkı sağlamıştır.

Selman Beştoy

Mustafa Beştoy’a da kısaca değinmenizi istesek. Türkiye’de çıkan Kafkasya ile ilgili yayınlar şöyle bir karıştırıldığı zaman, babanızla ilgili özellikle 1960’lı yıllarda haber ve yazılarla karşılaşılabiliyor.

Babam Mustafa Beştoy 1938 yılında Beyşehir’de dünyaya gelmiş, ilköğrenimini yine Beyşehir’de tamamlamış, ortaokul için Konya karma ortaokuluna oradan da ağabeyi Musa Beştoy ile birlikte, İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’ne girmişler. Daha sonra amcam gazetecilik yüksek okulu, babam ise yine aynı üniversitenin yani İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde kaydını yaptırmış, burada iki yıl okuduktan sonra yine İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ne yeni bir sınavla geçmiş ve 1964 yılında fakülteyi bitirmiş.

Mustafa Beştoy

Bu dönemde İstanbul’da bütün Kafkas diasporası ile iyi ilişkiler geliştirmiş fakat her ne kadar cemiyet hayatına dahil olsa da kendisine farklı bir yol çizerek “Birleşik Kafkasya” dergisini çıkarmaya karar vermiş, o dönemde yanında bulunan birkaç arkadaşı ile birlikte derginin yayınlanmasını sağlamış. “Birleşik Kafkasya” dergisi üç aylık yayınlanan bir dergi, genellikle fikir yazılarının ve tüm Kafkasya’yı kapsayan yazıların bulunduğu ve cemiyet hayatından da haberlerin yayınlandığı bir dergi. Derginin genel misyonu tam bağımsız Birleşik Kafkasya olmuştur. O dönemin koşulları içerisinde üst seviyede diyebileceğimiz bir dergi, fakat bu dergi ile ilgili söylenebilecek birçok şey vardır bu ayrı bir araştırma konusu olmalıdır. Bu sebepten fazlaca bahsetmeyeceğim. Babam askerliğini tamamladıktan sonra İstanbul’da yaşamayı istememiş ve yine babasının yanına Konya-Beyşehir şehrine taşınmıştır, bu tarihten sonra Beyşehir’de açtığı muayenehanesinde çalışmalarına devam etmiş ve bu yılın başında artık kendini emekli etmiş ve yine Beyşehir’de yaşamaya devam etmektedir. Bu arada Beyşehir’de yine Türkiye’nin tanınmış simaları ile aktif siyaset hayatı olmuştur.

“Birleşik Kafkasya” dergisini çıkaran Mustafa Beştoy ve Yılmaz Nevruz uzun yıllar sonra bir arada – 2013

İnguşlar kimdir? Mümkünse kısaca tanıtabilir misiniz?

Kısaca tanıtmak gerekirse İnguşlar kendilerine “Ğalğay” derler. “Ğalğay” kelime anlamı olarak kule ya da kale sakini gibi bir anlama sahiptir, bu isim halkın kendilerine yaptığı taştan kulelerden ve yaşam evlerinden gelmektedir. İnguş ana kütlesi Rusya Federasyonu İnguşetya Cumhuriyeti’nde yaşar. Bunun dışında 23 Şubat 1944 sürgününden sonra geriye dönemeyen İnguşlar Kazakistan’da kalmışlardır, yine 1865 ve 1920 yılları arasında Kafkasya’dan Osmanlı’ya kafilelerle ve zaman zaman bireysel gelişlerle Türkiye’de kalabalık bir nüfus olmuşlardır. Bunun haricinde Suriye, Irak, Ürdün, çeşitli Avrupa ülkeleri ve Gürcistan’da da İnguşlar yaşamaktadırlar. Ülkelere göre kesin bir nüfus sayımı bilinmemektedir.

23 Şubat 1944 Çeçen-İnguş Sürgünü

İnguşlar İnguşça konuşuyorlar, Çeçenler ve Tuşlarla yakın akrabadırlar. İnguşları tarihte çeşitli kaynaklarda Kist, Gargar gibi isimlerle de zikretmişlerdir. İnguşlar, Çeçenler ve Tuşlar “Nakh” halkını oluşturur. Rus Çarlığının sona ermesinden sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kurulmuştur. Çeçen-İnguş Sovyet Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Fakat daha sonra İnguşların 1944 Sürgününden önceki başkenti olan Buro-ğal (Viladikavkaz) ve bağlı köyleri kendilerine iade edilmemiş, sürgünden dönen aileler kendi topraklarına ve evlerine alınmamıştır. Bugün bile sürmekte olan etnik çatışmaların birçoğu halkımızın sürgüne gönderildikten sonraki haklarının iade edilmemesinden kaynaklanmaktadır. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonraki süreçte İnguşlar yeniden İnguşetya Cumhuriyeti adı altında bir cumhuriyet kurmuş (4 Haziran 1992) ve ilk cumhurbaşkanı Ruslan Auşev olmuştur.

İnguşların köklerinin bugünkü Orta Doğu olduğu (M.Ö 10.000) oradan asırlar öncesinden Kafkasya’ya geldikleri görüşü hakimdir. İnguşetya’nın bugünkü başkenti Magas yakınlarında ve yine Ali-Yurt ayrıca dağlık bölgede yapılan kazılarda neolitik döneme ait birçok eser ortaya çıkmıştır, birçoğunu İnguşetya ve Moskova’daki müzelerde bulabilirsiniz. Bulunan eserlerin çıkarıldığı bölgelere bakarsak, İnguşların sadece dağlarda değil, düzlüklerde de yaşamlarını sürdürdükleri anlaşılmaktadır.

İnguşetya’da savaş kuleleri

Hatırladığım kadarıyla Kafkasya’da ve hatta Rusya Federasyonunda en hızlı nüfus artışı İnguşetya’da. Gene ekonomik olarak en kötü bölge İnguşetya diye biliyorum. Nasıl yorumlamak gerekir?

Nüfus artışını aslında çok bir sebebe bağlamamak lazım, araştırmalarda birçok şey ortaya çıkabilir fakat İnguşlar genel olarak erken yaşta evlenen, çocukları seven ve nüfusunun artmasını isteyen bir halktır, bu geleneksel bir yapıdır. Çünkü geçmişte de hep böyle olmuştur. Nüfus her zaman artma eğilimindedir, fakat başka bir gerçek de ülkemizin toprakları azdır ve halen topraklarımızı muhafaza edememekteyiz. Daha önce bahsettiğim gibi örneğin 1944 yılında elimizden alınan topraklar henüz iade edilmemiştir. Ayrıca stratejik öneme sahip bazı bölgeler ise İnguşların ellerinden alınmak isteniyor ya da alınıyor. Bu konu üzerine birçok şey söylenebilir, fakat Türkiye’de yaşayan bir Türk vatandaşı olarak, bu konuları çok fazla gündeme getirmek istemiyorum. Neticede İnguşetya bir cumhuriyet ve yöneticileri var. Bu konularda halkın isteklerine ve atalarımızın yaşadığı, mezarlarının bulunduğu toprakları muhafaza etmek için, halkın sesine kulak vereceklerine inanıyoruz.

İnguşetya’nın başkenti Magas’tan bir görünüm

30 Ekim-6 Kasım 1992 tarihinde Oset-İnguş çatışmaları var, Prigorodny bölgesinde yaşanan. O olaylar tam olarak nasıl gerçekleşti? Osetler ve İnguşlar arasında neler oldu, neler oluyor, neler olabilir?

1992 yılının sonbaharında bir İnguş kız çocuğunun arabayla ezilmesi olayların gün yüzüne çıkmasına sebep olur. Bu topraklar İnguşlar sürgüne gönderildikten sonra Stalin ve Beria’nın planları doğrultusunda Hirilere (İron) -Biz kendi dilimizde İronlara Hiri deriz- verildi. Evlerine geri dönmek isteyen İnguşlar geri dönemedi, birçok aile kendi evlerini tekrar satın aldı. 70 bin İnguş bu bölgede yaşamaya devam ediyordu. Kuzey Osetya, Rusya ve Güney Osetya’dan gelen milisler bu tarihlerde Prigorodny bölgesinde katliamlar yapmıştır. Helsinki İnsan Hakları Komitesinin konuyla ilgili raporları mevcuttur. Netice olarak 600 sivil katledildi, 10 bine yakın insan kayıp olarak bildirildi ve Helsinki raporuna göre 60 bin İnguş topraklarından tekrar sınır dışı edildi.

Elbette bu olaylar Rusya içindeki bazı grupların ve komşuların sistematik olarak İnguş topraklarını alma, bölme çabalarının bir sonucudur. 1840’lı yıllardan itibaren işgal edilen topraklarımızın isimleri değiştirildi. Birkaç örnek vermek gerekirse, Anguşt, Tarskaya, Akhi-Yurt, Sunzhenskaya, Dibir-Ğala, Sleptsovskaya, Ildir-Ğala, Karabulakskaya gibi. Dolayısıyla görünen o ki, bu durum sistematik olarak İnguş topraklarını yok etmekten başka bir şey değildir. Geçmişte de General Evdomikov ve İron Albay Kundukhov’un bu toprakları sömürgeleştirdiğine dair yazışma metinleri mevcuttur. İnguşlar hiçbir zaman bu topraklardan vazgeçmedi. Bundan sonra da hiçbir topraktan vazgeçmeyecek. Mezar taşları her ne kadar yol, köprü gibi inşaat işleri için sökülüp yok edilmeye çalışılıyor ise de atalarımızın mezarları orada. İleride neler olacak bilemeyiz, fakat İnguş topraklarını almak isteyenler var. Daha önceki sorunuzda bulunan ekonomik verilerin bu gerçeklerle bağlantılı olduğunu düşünmeden edemiyoruz.

30 Ekim – 6 Kasım 1992 tarihlerinde Prigorodny’de yaşanan olaylardan geriye kalan bir fotoğraf

Kafkas halkları arasında paylaşılamayan bir Alan meselesi var. Ben konunun yalnızca Karaçay-Balkarlılar ve Osetler arasında olduğunu zannediyordum ama İnguşların da zaman zaman Alan kökenli oldukları yönünde iddiaları olduğunu okuduğum zaman oldukça şaşırmıştım. Nedir bu Alan meselesi? Paylaşılamayan nedir?

Aslına bakarsanız bu iş bizim işimiz değil. Arkeologlar ve tarihçiler diğer bilimsel verilerden yararlanarak bu bilgileri verebilirler. Alanların tarih sahnesine çıkışı bilinmektedir. Başkentlerinin bugün Magas şehrinin kurulduğu bölgede olduğu da bilinmektedir. Genetik araştırmalarda İnguşlar yüzde 89 oranında J2 Haplogroup gene sahip olduğu bilinmektedir. Bu dünyadaki en yüksek orandır. Bu genin nerede ortaya çıktığı ve göç yolunu takip etmek de mümkündür. Ayrıca İnguş halkının Neolitik dönemden bu yana Kafkasya’da varolduğu da bilinmektedir. Fakat başka bir şeyi belirtmek isterim, fazla değil, yüz yıl öncesine kadar gidip o dönemin bölgesel politikalarını incelersek Alan isminin nasıl ortaya atıldığını da görmek mümkündür.

İnguşetya’da Magas şehrinin girişine bir şehir kapısı yapılmıştır, bu kapının ismi “Alan Kapısı”dır. Çünkü Alanların başkenti bugünkü Magas şehrinin kurulduğu yerdir. Netice olarak, hiçbir topluma Alan olmaları ya da olmamaları konusunda bir şey diyemeyiz. Her toplum kendi tarihine, kültürüne ve politikasına uygun bir şekilde kendine uygun bir ad ve geçmişle anılmak istiyor. Ama İnguşlara Alanların ardılları diyenler olsa da İnguş halkının birçoğunun bu görüşe sahip olmadığını biliyorum. Urartu ve Sümerler’in İnguşlar ile bağlantılı olduğunu son yıllarda çeşitli çevrelerce söylendiğini biliyoruz. Bilimsel araştırmalar neticesinde hep birlikte umarım görebileceğiz neticesini.

Magas şehrinin girişinde bulunan Alan Kapısı

Peki, Vaynahların son yıllarda bölündüğünü söyleyebilir miyiz? Bildiğim kadarıyla Vaynah üst kimliği içerisinde Çeçenler ve İnguşlar var. Çeçenya ve İnguşetya arasındaki sınır ihtilaflarıyla birlikte yorumlamak gerekirse neler söylenebilir?

Aslına bakarsanız Veynahların bölündüğünü söylemek doğru değildir. Sizin de söylediğiniz gibi üst kimliğimiz Veynah’tır. Fakat günümüz egemen güçlerinin istekleri doğrultusunda hareket eden belirli odaklar vardır ve bu odaklara yardımcı olan provokatörler mevcut. Veynahlar bu güç odaklarının dışına çıkabilir ise kendi sorunlarını kendileri halledebilir. Çünkü biz Veynahların sosyal yaşamında, klanlar halen mevcuttur. Bu topraklarda hangi klanın üyeleri yaşadılar, kimlerin mezarları orada bellidir. Bugüne kadar Veynahlar arasında sınır olmamıştır. Sınır çizmeye gayret eden odaklar da bellidir. Sadece biraz sakin düşünmek ve iyi niyetli olmanın her şeyi düzelteceğine inanıyorum.

İnguşetya ve Çeçenya arasında yaşanan sınır anlaşmazlığını protesto eden İnguşlar

Türkiye’deki İnguşlar ne durumda? Yani nüfusları nedir, köyleri var mıdır?

Belirli bir nüfus sayımı yok. Tahmini rakamlar vermek de doğru değil. Elbette İnguş yerleşimleri mevcut. Birçok yerde de yine Çeçenler ile birlikte yerleşim sağlamışlar. Ama çoğunlukla ilk yerleşim yerlerinden bahsedebiliriz. Muş, Mardin, Konya, Sivas, Kayseri, Tokat, Bitlis, Eskişehir, Bursa gibi şehir merkezleri, ilçe ve köylerine yerleşmişlerdir. Sonrasında çeşitli sebeplerle büyük şehirlere, Avrupa ve Amerika’ya göç edenler olmuş.

Türkiye’deki İnguşlar kendilerini Çeçen olarak mı görüyor? Kafkasyalı olarak mı görüyor? Son dönemde İnguş kimliği daha bir baskınlaştı diyebilir miyiz?

Türkiye’de İnguşların bazıları kendilerini Çeçen olarak görüyor elbette. Bunun en önemli nedeni Osmanlı döneminde Anadolu’ya gelen birçok İnguş ailenin kayıtlara Çeçen olarak yazılmasından kaynaklanmaktadır. Osmanlı İnguşları tanımıyordu. Bilmedikleri bir şeyi de yazmadılar. Daha da öncesindeki arşiv belgelerinde Çeçenleri ve İnguşları “Dağıstanlı” olarak görüyoruz.

Türkiye’deki İnguşlardan Beştoy Ailesi

Şamil döneminde ve sonrasında Çeçen ismi Osmanlı’da daha çok tanındı. Özellikle arşivleri araştırırsanız, 1865 sonrası Osmanlı döneminde Çeçen isminin önceki tarihlerden daha fazla kullanıldığını görürsünüz. En azından şu an ulaşabildiğimiz arşivlerde böyle. 1880’lerden sonra ise yine İnguş isminin önceki tarihlerden daha fazla kullanıldığını görürüz. Osmanlı Devleti’nin İnguş halkıyla bir teması olmamış desek yanlış olmaz.

Solda Süleyman Sırrı Koydemir (Beştoy), sağda Şehit Miralay Nazım Bey. 1920, Konya.

Fakat biz (Veynahlar) kendi dilimizde konuşurken Çeçenler kendilerini “Nohçu” olarak adlandırır. İnguşlar ise “Ğalğay” olarak adlandırır. Hiçbir zaman kendi dilimizde, kendimize “Nohçu” demedik, keza Nohçular da kendilerine “Ğalğay” demedi. Bizim Çeçen dediklerimiz “Nohçular”dır. İnguş dediklerimiz ise “Ğalğay”dır. Çeçen bizim ortak adımız değildir. Ortak adımız “Veynah”tır ve bu kavram sadece İnguş ve Çeçenleri değil, Tuşları ve diğer aynı dili konuşan küçük toplulukları da kapsamaktadır.

Soldan sağa: Emin Beştoy (Oharnâkî), Ahmet Çonkır (Torşhoy) Süleyman Sırrı Bey (Beştoy), Hacı Ali Bostan, Eğirlerli keskin nişancı, Beari Mahmut ve Beksultan Beştav(Oharnâkî) Anadolu’nun ilk Kuvayı Milliye milisleri.

Gerçi biraz önce sordum ama şöyle bir toparlamak gerekirse hem Kafkasya’da hem de Türkiye’de İnguşlar ve Çeçenler arasında bir kavga, bir sürtüşme, bir ayrışma var mıdır? Ne boyuttadır? Nasıl değerlendirirsiniz?

Bizim açımızdan yoktur. Fakat Türkiye’de yaşayan bazı insanlar bu ayrışmayı körüklemek istemektedir. Biz bu gibi kişi ve gruplara prim vermiyoruz. İnguşların Çeçenlerden ayrıldığını, bölündüğünü söyleyen, bu vesileyle aslında bilinçli olarak iki kardeş topluluğun arasına nifak sokmak isteyenler mevcuttur. Bu kişiler yine belirli güç odaklarından “beslenen”, bizim ortak ismimiz olan Veynah ismini telaffuz etmek istemeyen kişi ve gruplardır. Bizler onları dikkate almıyoruz.

Şunu da belirtmek isterim ki, yine bazı gruplar bizim “İnguş” ismini taşıyan bir dernek kurmamızdan dolayı ayrıştığımızı söylüyor. Şahsen ben daha önce bu kardeşlerimize “Çeçen-İnguş” isminde bir sivil toplum kuruluşu yapısına ihtiyaç olduğunu belirtmiştim. Fakat onlar “İnguş” isminin bulunmasını istemedikleri için rağbet görmedi. Bu isimde bir dernek kurma çabamız da oldu fakat yine belirli çevreler tarafından müdahale edildi. Maalesef kuramadık.

Ayrıca şöyle bir gerçek var. Kafkasya’da iki ayrı devlet mevcut. Her iki devlet ile bağlarımız olabilir, bu mümkündür, fakat pratikte örneğin Dağıstan Derneği olarak Adıge Cumhuriyeti ile ne gibi ilişkiler kurabilirsiniz ve bu ne kadar mümkün? Pratikte yaşanan durumları göz önünde bulundurarak faaliyetler düzenlemeliyiz.

İnguş lider Ruslan Aushev ve Çeçen lider Aslan Mashadov

Türkiye ve İnguşetya ilişkileriyle ilgili neler söylenebilir? İlişkiler nasıl gelişebilir? İki taraf hangi adımları atabilir? Kafkasyalılar bunun için neler yapabilir?

Öncelikle biz İnguşetya Cumhuriyeti ile doğrudan organik bir bağımızın olmadığını belirterek devam etmek istiyorum, biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, Türkiye Cumhuriyeti yasaları çerçevesinde faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşuyuz. Burada yaşıyoruz ve yaşamaya devam edeceğiz.

Fakat akrabalarımız ile bağlarımızı kuvvetlendirmek amacıyla çeşitli faaliyetler gösteriyoruz. Ticaret, turizm gibi alanlarda faaliyet göstermekle birlikte, önemli olarak akrabalık bağlarını güçlendirmek istiyoruz. Ayrıca genç insanlarımız uygun olursa, evlilik yoluyla atavatan ile bağlarımızı kuvvetlendiriyoruz. Böylelikle anadilimizi unutmuş insanlarımızın çocuklarının yeniden doğumdan itibaren anadilini konuşmalarını sağlamış oluyoruz. Bunlar belki küçük adımlar ama bizler için önemli.

İnguşetya ile Türkiye arasında ticari ilişkiler geliştirmek istiyoruz. Bugün birçok alanda ticari yatırım yapmak ve çeşitli ortaklıklar geliştirilecek olanaklar mevcut. Mümkün olduğunca bu ilişkileri kurmaya çalışıyoruz. Ayrıca yine kültürel faaliyetler göstermek amacıyla İnguşetya Kültür Bakanlığı ile temaslarımız oluyor. Fakat ekonomik zorluklar sebebiyle bunları gerçekleştirmek mümkün olmuyor çoğu zaman.

Kafkasyalılar ne yapabilir sorusuna gelince; kültürel faaliyetlerimizde bize yardımcı olabilir, etkinliklerimize katılabilir. Aslında birçok alanda güzel projeler üzerinde çalışabiliriz. İrtibat halinde olmak ve birlikte olmaya niyet etmek yeterli olacaktır.

Selman Beştoy İnguşetya’da

Türkiye’de İnguşetya’dan gelen misafir öğrenciler de var bildiğimiz kadarıyla. Türkiye’ye ilgi ve merak nasıl?

İnguşetya’daki gençlerin birçoğu Türkiye’de öğrenci olmak istiyorlar fakat olanaksızlıklar neticesinde buraya gelemiyorlar fakat şunu söylemeliyim ki hemen hemen gördüğüm tüm lise çağındaki gençler hatta ilkokuldayken bile Türkiye’ye gelip burada üniversite okumayı hayal ediyorlar. Türkiye’yi çok seviyorlar.