Martin Koçesoko: Çerkes kültürü ve İslam arasında çelişki görmüyorum

Haziran ayında Kabardey-Balkar’da tutuklanan Martin Koçesoko’nun durumu Çerkesler tarafından takip ediliyor. Şu zamana kadar onun tutukluluğuyla ilgili haberler Türkçe kaynaklara düşmüştü. Ancak o bir dernek başkanı ve çeşitli fikirleri var.

Mart 2019’da Habze sitesinin Martin Koçesoko ile yaptığı söyleşi Çerkes Dernekleri Federasyonu’nun sitesinde Erol Karayel’in köşe yazısı içerisinde yayınlandı.

Koçesoko’nun Çerkeslerin kültür ve İslam ile olan ilişkisi, 2005’te Nalçik’te yaşanan çatışmalar, Kafkasya’ya gelen toplulukların Çerkesleşmesi gibi birçok konuya değindiği bu söyleşiyi ilgililere sunuyoruz.

Bugün Kuzey Kafkasya’nın doğusunda sosyal ve politik ilişkilerin doğasını büyük ölçüde İslam belirliyor. Sizce dinin Çerkes toplumu üzerindeki etkisi nedir?

Mozdok’daki Hristiyan Kabardeyler gibi bazı küçük istisnalar dışında Çerkeslerin büyük çoğunluğu kendini Müslüman olarak tanımlıyor. Ancak, Çerkesler arasında İslam’ın beş şartı olan şahadet, namaz, oruç, zekat, hac gibi şeriatın temel prensiplerini yerine getiren insan sayısı azdır. Sovyetler zamanıyla karşılaştırırsak elbette bunları uygulayan Müslüman sayısı şimdi daha fazla; ancak genel durumları böyledir.

Khabze ve İslam öğretilerinin Çerkes bilincinde bir araya gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Her iki geleneği de takip edenlerde bir iç çatışma gözlüyor musunuz?

Öncelikle khabze bir gelenek değildir. İnsanı çevreleyen, doğa ile ilişkisinin ilkeleri de dahil olmak üzere her şeyi içeren daha geniş bir konsepttir. “Khabze”nin etimolojisi “evrenin dili” manasını verir. Bu felsefi ve ideolojik bir sistemdir. Yüzyıllar boyunca Çerkeslerin zihniyetini ve davranışını tanımlamış bir ahlak ve hukuk kodudur. Khabze binlerce yıldır halkımızın içinde bir öz olarak gelişti. Çerkesi Çerkes yapan Khabze’dir. Bu nedenle, bir Çerkes, bir dini kabul ettiğinde -ki ister İslam, ister Hristiyanlık veya hangi din olursa olsun- khabze ondaki yerini korur. Nalçik’te birçok gencin öldüğü 13 Ekim 2005’teki trajedinin Çerkesler için önemli bir ders olduğunu belirtmeliyim. O yaklaşık 200 kişinin öldüğü anlamsız bir trajedi… Çerkeslerin Çerkeslere muhalefeti, yalnızca dışarıdan birilerinin işine yarar. 2005 yılı olaylarında birileri tarafından yönetilmemenin ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. Bağımsızlık için Çerkesleri bir şeylere zorlamak değil; halklarının kültürünü daha derinden anlamak ve köklerini incelemek gerektiği görüldü. Sadece bu özün farkına varsak birlik içinde kalmamız mümkün olacak. Bu anlamda, Nalçik’teki olaylar Çerkeslerin bilincinde bir dönüm noktası teşkil eder. Ulusal kültürün yörüngesinde kalmanın, bir hayatta kalma meselesi olduğuna tecrübe ederek ikna olduk.

Son zamanlarda Müslüman Çerkesler bahar ekinoks gününde (mevsim değişiminin başladığı gece ve gündüzün eşit olduğu gün ç.n.) Ulusal Yeni Yılı kutlama geleneğini eleştirdiler…

Evet, bazı Müslümanlar, Çerkes Yeni Yılı’nın putperest bir gelenek olduğunu söylüyorlar. Ve muhtemelen bazı ritüellere pagan ritüelleri de denebilir. Çünkü farklı tarihsel dönemlerde ortaya çıkmıştır. Ancak, halkınızın tarihine ve kültürüne anlayışla yaklaşmanız gerekir. Bununla ilgili tek ve en önemli husus şu ki yerel ekinoks günü astronomik bir tarihtir. Çerkesler antik çağlarda da tarımla uğraşıyorlardı. Ve herhangi bir tarım insanı için, yani atalarımız için, doğanın yasalarını ve çevrimlerini, astronominin bazı unsurlarını, v.b. bilmek zorundaydılar. Çünkü bu olmadan ekim yapmak, ürün yetiştirmek mümkün değildi. Bu nedenle, bahar ekinoksunun olduğu gün çiftçiler için büyük öneme sahipti. Baharın başlangıcı bir tarımsal dönemin sona ermesine ve bir başkasının başlangıcına işaret eder. Çerkeslerin, diğer bazı uluslar gibi, bugünlerde Yeni Yıl’ı kutlamaları şaşırtıcı değildir. Bunun böyle algılanması, hiçbir şekilde İslam’la çelişmez. Çerkes Yeni Yılı’nın dini bir temeli yoktur. Bu tamamen astronomik bir tarihtir.

Yeni Yıl hala özel bir durum. İslam genel olarak kendisini küresel bir din olarak konumlandırıyor ve ulusal ölçülere baskın gelmeyi amaçlıyor.  Sovyet sonrası dönemde bugün birçok genç Müslüman, ulusal kimliklerinden ziyade dini kimliklerini ön plana çıkartıyorlar. Kendisini Müslüman olarak adlandıran ve khabzeye uyan Çerkesler, bu davranışlarıyla kendilerini ümmetin dışına çıkartmış olmuyorlar mı? Ve siz, Khabze’nin en önemli kavramlarından biri olan Adigeliğin, İslam enternasyonalizmine aykırı olduğunu düşünmüyor musunuz?

Soruyu netleştirirsek bir kere “İslam mı, Khabze mi?” diye sorulacak bir soru yanlıştır. Ben aralarında bir çelişki görmüyorum. Ve Adigeliği anlayan, Khabze’yi anlayan herhangi bir Çerkes burada bir çelişki görmeyecektir. Khabze’nin bakış açısına göre din, samimi, şahsi tercih olarak kabul edilir. Khabze’ye göre, bir insana inancı hakkında soru sormak bile uygunsuzdur. Sadece kendisi isterse anlatabilir. Tabii ki İslam ve Khabze’ye karşı çıkmak isteyen güçler var. Ben Çerkesler arasındaki radikal İslam’ın suni olarak aşılandığını düşünüyorum. Fakat kök salamayacak. Çerkesler hâlâ Khabze’nin zihniyetimizle iç içe geçtiği gerçeğiyle diğer halklardan ayrılmaktadır. Tüm Khabze öğretileri hâlâ bilinçlerde korunur ve halkımızın davranışlarında kendini gösterir. Çerkeslerin ulusal özelliklerinden vazgeçmeleri neredeyse imkânsızdır. Bu sadece özel durumlarda, bazı izole vakalarda olabilir. Genel olarak toplumumuzda Khabze ve Adigağe çok güçlü köklere sahiptir. “Adigağe” kavramı tam anlamıyla “Adigelik” olarak tercüme edilebilir. Ancak bu terimin semantik çevirisi daha derindir. Adigağeniz yoksa o zaman Khabze’ye göre de yaşayamazsınız. Yani kendinizi bir Çerkes olarak göremezsiniz. Çünkü Çerkesliğin özü kaybolmuş olur. Çerkes’i, yaşam tarzı, davranışları ve dünya görüşü Çerkes haline getirir. Adigağe hiçbir dinle çatışmaz. Adige etnik bir kavram değildir, “Adige dili“ kavramı sadece belirli bir dilde konuşmaktan daha fazlasını içerir. Çerkes herhangi bir milletten bir kişi hakkında şunları söyleyebilir: “Adige dilinde konuştu”, “bana Adigece sözler söyledi”. Burada Adigeliği değil, dilini, iletişim tarzını, düşüncelerimizi iletme yolunu anlıyoruz. Öbür tarafta bir de “İçinde Adigağe var” ifadesi var; bu farklı bir milletten olan bir kişi için, bir Adige gibi davrandığı, yani “bana bir Adige gibi davrandı” şeklinde anlaşılır. Tüm bu ifadelere etnik kısıtlamalar içinde bakarsanız anlaşılamaz. Adigelik, bir yaşam biçimi, bir iletişim biçimi, aile ve toplumdaki davranışlardır. Bu, etnik kökene dayanmayan bir dünya görüşüdür. Dolayısıyla, İslam’ın enternasyonalizmi ile mücadele etmek yanlıştır.

Çerkes olmak modern dünyada, örneğin Fransız olmakla neredeyse aynı anlamda kullanılıyor. Sizce, bu konuda birincil olan etnik köken değil de, ortak değerler midir?

Genel olarak evet. Çerkesya’da geçmişte bize katılan farklı milletten insanlar bir nesil sonra toplumun tam üyeleri oldular. Bizim yaşam tarzımızı benimsediler ve Çerkeslere dönüştüler. Çerkesler için, tekrar ediyorum, esas olan yaşam tarzıdır. Gerisi ikincildir. Biz “цӏыхугъэ” “insanlık” kavramına sahibiz. Bu, Adigağe’den daha önemlidir. İnsanlık olmazsa Adigelik de olmaz. Ve bu olmadan, Khabze’ye göre yaşamak mümkün değildir.

Kaynak: Habze/ÇDF/EK

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone