a

84 Yaşında 9. Sergisini Açan Hattat Nebahat Ünlütürk: “İnsan acılara teslim olmamalı”

Nebahat Ünlütürk, son sergisinden bu yana yaptığı eserlerinden oluşan “Hat ve Tezhibin Ahengi” sergisini Eminönü’nde, Yeni Cami Hünkâr Kasrı’nda açtı. İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) katkılarıyla düzenlenen “Hat ve Tezhibin Ahengi” sergisinin açılışına, İstanbul Valisi Vasip Şahin, Sancaktepe Kaymakamı Feyzullah Özcan, İTO Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Soylu, Kafkas Vakfı Kurucu Başkanı ve Yalova Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fethi Güngör, Ürdün, Suriye ve Kafkasya’dan gelen misafirler, sanatçının yakınları ve sanatseverler katıldı.

Sergi açılışında yaptığı konuşmada, Ünlütürk’ün kişiliğini sanatına yansıttığını aktaran Feyzullah Özcan, “Yapmış olduğu güzel eserlere hayranlık duymamak mümkün değil. Bu yaşına ve yaşadığı zorluklara rağmen, hayata sımsıkı tutunuyor olması ve sanat aşkından dolayı nadide eserler üretmeye devam ediyor olması hayranlık duyulacak bir konu. Esas saygı duyulması gereken Nebahat Hanım’ın yaşına rağmen hayata olan bağlılığıdır.” dedi.

Klasik Türk sanatlarının İstanbul’da yeterli sergi alanı bulamadığını hatırlatan İlhan Soylu ise İTO’nun sanata ve sanatçıya değer verdiğini vurguladıktan sonra, “Medeniyet birikimimizi yansıtan, yaşatan, şehirle paylaşan sanatçılarımıza imkân sunmaya gayret ediyoruz. Nebahat Ünlütürk, kendini sanata vakfetmiş çok önemli bir şahsiyet. Sanat tutkusu ve heyecanı gerçekten olağanüstü. Bu kadar sanatsever ve yaşama sevinci bu kadar yüksek insan az bulunur.” ifadelerini kullandı.

Hat ve tezhib sanatçısı Nebahat Ünlütürk’ün 100’den fazla eserinin sergilendiği 9. kişisel sergisi “Hat ve Tezhibin Ahengi”, 10 Mayıs’a kadar açık kalacak.

b

Ajans Kafkas olarak, Düzceli Şapsığ Nebahat Ünlütürk ile, Yeni Cami Hünkâr Kasrı’nda 2 Mayıs Pazartesi günü açtığı 9. kişisel hat ve tezhip sergisi üzerine söyleştik. Bazen Türkçe, bazen Çerkesçe, bazen de ikisinin karışımıyla gerçekleşen söyleşimize geçmeden önce hattat ve müzehhib teyzemizi yakından tanıyalım.

Hattat Nebahat Ünlütürk kimdir?

Eşini ve oğlunu 1995 yılında kaybeden Nebahat Ünlütürk, hat sanatına 63 yaşında, acılarını unutmak için başladı. Düzceli Çerkes teyzemiz şu anda 84 yaşında. 2001 yılında hocası Ali Hüsrevoğlu’ndan icazet alan Ünlütürk, 18 yıl boyunca büyük hat ustalarının eserlerini süet ve ipek kumaş üzerine uygulayarak yeni denemeler yaptı.

Çalışma azmi ve yaşama sevinci ile tüm yaşlılara örnek olan 84 yaşındaki Ünlütürk, acılı günlerinde başladığı bu sanatı mezara kadar götüreceğini söylüyor. Tüm zamanını hat ve tezhip sanatına adayan Ünlütürk, 18 yıl boyunca toplam 9 kişisel sergi açtı. Oysa, yirmi yıl önce hastalandığında doktorlar üç ay ömrü kaldığını söylemişlerdi. İlk kişisel sergisini Altunizade Kültür Merkezi’nde açan Ünlütürk, sırasıyla Ayasofya, Cemal Reşit Rey Sergi Salonu, Topkapı Sarayı, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, iki kez Dolmabahçe Sarayı ve en son Yeni Cami Hünkâr Kasrı’nda el emeği göz nuru çalışmalarını sergiledi.

c

Eserlerinde geleneksel süsleme ve hat sanatlarından örnekler sunan sanatçı, hattın insanlara mutluluk verdiğini ifade ediyor. İlerleyen yaşına rağmen gece gündüz demeden yeni eserler üreten Ünlütürk, “Bütün bir gün bir eserin başında çalıştığım için akşam namazını kıldıktan sonra yatsı gelmeden uyuyakaldığım oluyor. Gece yarısı kalkarak namazımı kılıp tekrar eserlerimin başına oturuyorum. Amacım sergi açmak değil, acılarıma karşı kendimi güçlü tutabilmek” diyor.

İnsanların hayata her zaman en güzel pencereden bakması gerektiğini belirten Ünlütürk, sözlerine şöyle devam ediyor: “Eşimi ve oğlumu kaybettikten sonra, doktorlar bana 3 ay ömrümün kaldığını söylediler. Çok acılar çektim. Ancak, acılara mahkum olmadım. Rahatsızlıklarıma karşı güçlü durabilmek için kendimi hat sanatına verdim. Hat beni ayakta tutuyor, bana güç veriyor.”

Nebahat Teyze, sizi kendi ağzınızdan kısaca tanıyabilir miyiz?

Çerkesim. Düzce’nin Çerkesçe adıyla Şaguchabl köyünde 1933 yılında doğdum. Babam Şapsığ, annem Abzah. 4 çocuk annesi bir ev hanımıyım ve ilkokul mezunuyum. 1996 yılına kadar hat sanatı hakkında hiç bilgim yoktu. Sadece gördüğüm yerde bu sanat çok ilgimi çekiyordu. Çocukluğumda kalemimi açarken çapraz keserdim. O zamanlar, hat kaleminin eğri kesildiğini bilmeden ben bunu böyle yapıyordum.

 

Hat sanatıyla tanışmanız nasıl oldu?

1996 yılında oğlum trafik kazası geçirmişti. 2 sene boyunca Çapa Tıp Fakültesi ile Haydarpaşa Numune Hastanesi arasında gidip geldik. Onun eriyip gitmesine babası dayanamadı, bir gün tansiyonu çok yükseldi ve yoğun bakıma kaldırdılar. Çok kısa bir süre sonra da Hakk’ın rahmetine kavuştu. 5 ay sonra da oğlumu kaybettim. Bu acıları yaşarken şöyle düşündüm:

“Ben eşimle ve oğlumla beraber doğmadım ve onlarla beraber ölmeyeceğim. Bu acılarımı başkalarına da yaşatmak zorunda değilim.” Kendimi böyle teselli etmeye başladım. Bir evden bir duman yükselir, ancak, evde bir dert mi var, yoksa et mi; bu duman nerden yükselir, onu kimse bilmez. O acılarla yoğrulurken çok rahatsızlıklar geçirdim. En çetin rahatsızlığımın tedavisi olmadığını, sinir iltihabı geçirdiğimi ve üç aylık ömrüm kaldığını söylediler.

Rahatsızlığıma rağmen yatağa düşmemeye çalıştım. Direndim. Kendimi ibadete verdim. Kilitlenen ellerimi nasıl kullanabilirim diye düşünürken aklıma makas kullanmak geldi ve üç ay boyunca gizli gizli kâğıt kestim. Bunun çare olmayacağını anlayınca, elime fırça alıp camın üzerinde resim çalışması yaptım. Çocuklar elime fırça alıp resim yaptığımı görünce sevindiler. Amacım bir şeyler yapmaktı. Kendimi anılarımı yansıtabileceğim bir sanata verdim. İlk çalışmalarımı yapmaya başlarken, bugünlere geleceğim doğrusu hiç aklıma gelmemişti.

Kâğıdı ilk kesmeye başladığım zaman çocuklarım yanlış düşünmesin diye onlara göstermemiştim. Bu kadar acıdan sonra, annem psikolojik rahatsızlık da yaşıyor zannetmesinler diye makası ve kâğıtları saklıyordum. Daha sonra, kalıcı bir iş başarmış olmak için fırçayı ve kumaşı kullanmaya başladım.

Tam o hengâmede Düzce’de 1999 depremini yaşadık. Bunun üzerine diğer oğlumun okuduğu İstanbul’a gelmek zorunda kaldık. İstanbul’a geldikten sonra da kumaş üzerine ilk defa ay yıldız ve Nuh’un Gemisi’ni yapmaya çalıştım. Bunu nasıl yapacağımı araştırırken çok değerli sanatçılarla tanışma fırsatı buldum. Hocalarla tanıştığım zaman hepsi beni sanata teşvik etti.

Hattat Ali Hüsrevoğlu, benim yaptıklarımı görünce coşkuyla teşvik etti ve “Teyzeciğim, sen çalış, gerisini biz halledelim, sergi açalım.” dedi. Ben de çalışmaya devam ettim ve benim icazetimi Ali Hüsrevoğlu verdi.

İnsanın yaşadığı acılardan ders alması gerekiyor. Düşenin dostu olmuyor. Bu yüzden dostlarımı kaybetmeden neler yapabilirim diye de düşünerek hat sanatıyla uğraşmaya başladım. İnsan kendini zorlamadan hiçbir şey olmuyor. Kendini zorlarsan güç de, enerji de ortaya çıkıyor. Bunları, insanların acılara teslim olmamasını istediğim için anlatıyorum. Biz direnmeye çalışırsak, Allah sabrını veriyor, mükâfatını da veriyor.

İlk serginizi ne zaman, nerede açtınız?

Yılını hatırlamıyorum ama Altunizade Kültür Merkezi’nde açtım. Sergi açmanın şartlarını bilmiyordum. Karma sergi açmayı istemiyordum. Kültür Merkezi Müdürü Belgin Hanım, benim için bir sergi açmak istediğini söyledi. O zaman mevsim henüz kış sayılırdı. O mevsimin benim için uygun olmadığını söyledim. Aradan on gün kadar geçti ve beni tekrar aradılar ve bana yer ayırdıklarını söylediler. Ben de hızla düşünüp, ilk sergimi açmaya karar verdim. Ali Hüsrevoğlu, her türlü masrafı karşılayabileceğini söylemesine rağmen ben kabul etmedim ve kendi çabamla ilk sergimi açtım. Hocalarım da destek oldular ve sergimi çok beğendiler.

İlk serginizden sonra nasıl bir çalışma yürüttünüz?

Bende büyük bir azim vardı, ama malzeme bulma imkânım olmuyordu. İlk başta sadece hat çalışıyordum. Sonra tezhip çalışmaya da karar verdim. Bazıları hatların etrafına yaptıklarımın tezhib olduğunu söylüyor. Ancak ben kendime göre yeni bir üslup geliştirdim, yeni bir tarz çalışıyorum.

Bugüne kadar yaklaşık kaç eser yaptınız?

Satılanlarla beraber yaklaşık 500 kadar eser yaptım. Yeni Cami Hünkâr Kasrı’ndaki bu son sergimde yaklaşık 110 eser yer alıyor.

Daha çok hangi hattatların hatlarını kumaşa işliyorsunuz?

Bütün hocaların isimlerini hatırlayamam, ama, çok güzel eserler seçiyorum ve hocam Ali Hüsrevoğlu’na gösterdikten sonra onu uyguluyorum. Tezhipte de ilham aldığım eserler var. Ama, mutlaka şu sanatçının eseri diye bir seçimim yok. Gördüğüm tezhiplere kendim de yorumlar katıyorum. Bir eseri birebir taklit etmiyorum kesinlikle.

d

Açılışa İstanbul Valisi de katıldı. Sergiye gösterilen ilgiden memnun musunuz?

Eminönü’nde açtığım 9. kişisel sergime ilgi büyük oldu. Açılışa İTO yöneticileri yanında İstanbul Valisi Vasip Şahin beyefendi de katıldı. Kafkasya’dan, Suriye’den, Ürdün’den gelen Çerkes misafirlerimiz de hazır bulundu. Tabii ki, İstanbul’dan ve Düzce’den beni seven dostlarım ve sanatseverler vardı. Sergi 9 gün boyunca açık kalacak, 10 Mayıs’ta toplayacağız. Daha önceki sergilerimde olduğu gibi turistlerin de çok dikkatini çekiyor çalışmalarım. Eserlerimi satın alanlar da oluyor tabii ki.

Sergiden sonra biraz dinlenecek misiniz, yoksa yoğun tempoya devam mı edeceksiniz?

Hedeflerim çok büyük ama imkânlarım sınırlı. Bana hamilik yapan bir sponsorum yok. Bugüne kadar yaptığım eserleri nasıl tamamladığıma kendim bile şaşıyorum.

İleri yaşlarda sanatçı olmak ve sürekli eser üretmek zor olmuyor mu?

Benim sanatımla meşgul olanlar için zor. Ancak sanatımı yaparken kendimi çok mutlu hissediyorum. Eksiklerimi, bu sanatı benden iyi bilenler görsün, söylesin, eleştirsin istiyorum. Çalıştıkça daha güzel eserler yapacağıma inanıyorum. Bugün yaptığımı yarın beğenmiyorum. Ben iddialı değilim, ama, eserlerimi seyrederken insanların yüzlerindeki memnuniyeti görünce çok mutlu oluyorum.

İnsanlara, özellikle gençlere neler tavsiye ediyorsunuz?

Gençler benim sanatıma büyük ilgi gösteriyor. Beklediğimin üstünde yakınlık gösteriyorlar. Bu sanatı öğretmem için de teklifler alıyorum. Bu teklifleri değerlendiriyorum. Bu sanata sahip çıkan birkaç kişiye öğretmeyi de denedim. Öğrenenler birkaç eser yaptıktan sonra kenara çekilme zorunda kalacaksa öğrenmelerine gerek yok diye düşünüyorum. Bugüne kadar açtığım sergilerde bana yardım eden herkese candan teşekkür ediyorum. Onların desteğiyle sanatımı bir yerlere getirdim. Allah ömür verirse daha güzel eserler ortaya koyacağıma inanıyorum.

e

Son olarak bize neler söylemek istersiniz?

Hayatımızın kıymetini bilmeliyiz. Bu dünyaya yatmak için gelmedik. Her birimizin görevleri var. İmtihandayız. Rabbim sınavımızı kolay kılsın. İnsanlara tavsiyem şudur: Ben insanları çok seviyorum. Kimse kimsenin kalbini kırmasın. Birbirimizin hatalarını affedelim, birbirimize haklarımızı helal edelim. Birbirimizle iyi geçinelim, mutlu yaşayalım. Allah’tan bizi buna muvaffak etmesini niyaz ediyorum.

Nebahat Teyze, bu yoğun gününüzde sizi yorduk, hakkınızı helal edin. Bize özel vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz. Allah’tan sağlıklı uzun ömürler vermesini ve sizi nice yeni eserler üretmeye muvaffak etmesini niyaz ediyoruz.

Çok sağ olun evladım. Allah sizlere de hayırlı uzun ömürler versin. Kafkas Vakfı’nı da sizi de tanıyorum. Bulgurlu’da iken arada bir kahvaltılı toplantılara geliyordum. Daha önceki sergilerim esnasında internet sitenizde haber ve röportajlarım da yayınlanmıştı. Sizi çok seviyorum. Sağ olun, var olun.

Söyleşiyi Yapan: Özlem Güngör

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone