“Kırılgan Silahlar” düzeni (2)

Kavpolit’in Kafkasya’da “Kusursuz Fırtına” tartışması İvan Suhov’un makalesiyle devam ediyor.
“Rusya Federasyonu Devlet Başkanlığı Ulusal Ekonomi ve Kamu Yönetimi Akademisi araştırmacısı Denis Sokolov tarafından başlatılan tartışmanın bu bölümünde Kafkasya’daki mevcut devlet mekanizmasının çöküş olasılığı inceleniyor. Böyle bir ihtimalden söz edilebildiğine göre, tartışmaya, farazi çöküşün muhtemel sonuçları ve bundan kaçınmak veya en azından olasılığı minimize etmeye yönelik tedbirlerle devam edilebilir”.

Fırtınadan geriye ne kalır?

Çağdaş Rusya tarihinin gösterdiği üzere, fırtınanın gücü ve karakterini büyük ölçüde merkezde yaşanan gelişmeler tayin ediyor.

Değişim kaçınılmazsa eğer, bunun sebebini kişiye dayalı yönetim sisteminin kırılganlığında aramak gerek. Değişim zamanının gelip gelmediği ve Kafkasya’da fırtınanın devam edip etmeyeceği, önceki tecrübelerde olduğu gibi, evvela Moskova’daki dinamiklere, ikinci olarak da iktidar mekanizmasındaki gruplar ve genel olarak tüm toplumdaki yansımalarına bağlı olacak.

Bununla birlikte bağımlılık karşılıklı da olabilir. Bu anlamda, kaçınılmaz diyebileceğimiz Kafkasya’da fırtınanın kopması ihtimali merkezdeki değişim olasılığını da arttırıyor.

Tabii ki, hiç bir garantisi yok ama bu değişimler hem merkez hem de Kafkasya için iyi yönde etkili olacaktır.

Böylece Kafkasya’daki mevcut fırtına öncesi durumda -muhtemelen henüz Rusya’nın başka bölgelerinde olmayan bazı faktörler nedeniyle- devletin fiilen geri çekildiği bölgede toplumun kendi düzenine ait özellikler belirecektir.

Bazı yerlerde, bu alternatif düzen büyük ölçüde toplumun günlük yaşamını oluşturuyor olmasına rağmen hala oldukça parçalı ve dağınık durumda. Bu yüzden onu, “nizam”, “şeriat” ya da örfi ve şer’i hukuk kombinasyonu şeklinde tanımlayabilmek şimdilik zor.

Hiç kimse Sovyetler sonrası 25 yıl boyunca, yeni Rusya devletini, hedeflerini ve kaynaklarını ciddi şekilde tartışmadı, uzlaşıya varılmadı. Rusya Federasyonu bir devlet olarak konsensüse dayanmıyor, toplumsal sözleşmesi yok.

Diğer taraftan, doğal olarak oluşan ve geleneğin post-modernite çağında dönüşümü yolundaki yerel toplulukların cevabı niteliği taşıyan bu sistemin, Hobbes tipi anarşi sonrasında ayakta kalacağı tahmininde bulunmak için dayanaklarımız var.

Ayrıca Rus kurumlarının deformasyona uğramasıyla bozulduğu iddia edilen sosyal sözleşmenin aslında hiç olmadığının fark edilmemesi mümkün değil.

Sovyetlerden farklı olarak, öyle ya da böyle bir toplumsal konsensüse dayalı olmayan modern Rusya, Sovyet konsensüsünün bozulmasından sonra sadece biçimsel olarak yeniden kuruldu.

Hiç kimse Sovyetler sonrası 25 yıl boyunca, yeni Rusya devletini, hedeflerini ve kaynaklarını ciddi şekilde tartışmadı, uzlaşıya varılmadı. Rusya Federasyonu bir devlet olarak konsensüse dayanmıyor, toplumsal sözleşmesi yok.

Bu gerçek, daha aşikar olan kurumsal fonksiyonel bozukluğunu kısmen izah ediyor. Aynı gerçek, çöken kurumsal yapının ne olursa olsun korunmasına yönelik çabaları anlamsız kılıyor.

Hiç bir zaman olmamış bir şeyi kurtarmaya çalışarak, hedef belirlemede temel bir hata yapıyoruz. Bu kaçınılmaz bir şekilde, toplumların alternatif oluşum girişimlerinin, yeni reel sosyal sözleşme filizleri olarak kabul edilmesine değil, müesses nizama karşı tehdit olarak anlaşılmasına neden olacaktır.

Sonuçta, çökmekte olan sistemi ayakta tutma çabaları arttırılıyor. Polis yetkisinin arttırılması da sürekli uzayan kurban listelerine rağmen daha fazla verim sağlamıyor.

Fırtına durumunda en akılcı işleyiş, güvertedeki tüm fazlalıkların atılması, tehlike yaratabilecek şeylerin sıkıca bağlanması ve mürettebatın kenetlenmiş şekilde kaptanın emirlerine hazır olduğunun kontrol edilmesidir.

Bariz bir şekilde emniyet teşkilatı, halatlarından kopup güvertede sallanan toplara benziyor. Ama bu “kırılgan silahlar” hala merkezin Kafkasya’daki asıl etki aracı olarak kalmaya devam ediyor.

Gemideki mal ve can güvenliğiyle değil de fırtına öncesi koşuşturma esnasında hala kendi konumunu koruma derdinde olan bölgesel seçkinler de benzer bir rol oynuyor.

Malum, fırtınayı atlatmak için yapılması gerekenlerden biri de gemidekiler arasında yeni bir uzlaşı formatı aramak olmalı.

Bu da çöken sisteme emek ve kaynak yatırmaktan vazgeçmek ve henüz organize bir şekilde hareket ederek değişimi yönetme motivasyonuna sahip olmasalar bile fırtınadan sağ çıkmak isteyen gruplardan oluşan “mürettebat” arasında konsensüs arayışı demektir.

Fırtına sonrası manzara merkez ve Kafkasya arasındaki ilişkilere ne şekilde yansırsa yansısın, yeni sosyal yapının dayanağını artık, üniformalı ve üniformasız yolsuzluğa bulaşmışlar arasından değil de, kendi toplumlarının hayatta kalması ve aydınlanmasını isteyen insanlar arasında aramak faydalı olacaktır.

IŞİD ve benzeri yapıların izdüşümlerinin Kafkasya’ya yansıtılmasından endişe edenler onlar, bu yansıma halinde bütçelerinin arttırılmasına imkan bulacak olan “şiddet piyasasının” kurumları değil.

Güvertedeki tehlikeli şeylerin bağlanmasına gelince, bu da Kafkasya’daki anlaşmazlık zincirlerinin, yani özellikle etnik çekişmelere yol açan toprak sorununun çözülmesi anlamına geliyor.

Yaklaşan fırtınanın, sorunların çözümü için bize ne kadar zaman tanıyacağını bilmiyoruz. Acaba bu süre, geniş çaplı bir toprak reformu konusunu gündeme getirmeye yeterli olabilecek mi?

Fakat şurası kesin ki, bu yolda ne kadar ilerleyebilirsek, fırtınanın en şiddetli anındaki tesirini o kadar yumuşatmış olacağız.

Asıl mesele ise neredeyse her zaman aynı: İşin içinde kendileri olmadan böyle bir kararı almanın mümkün olmadığı unsurlar. Ki onlar, kurtulma şansının çok az olduğu fırtınada bile güvertenin güvenliği ile ilgilenmeyi değil de kendi avantajlı konumunu olabildiğince sürdürmeyi tercih ederler.

Birinci Bölüm

Kaynak: Kavpolit
Çeviri: Ajans Kafkas

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone