Yalçın Karadaş ile Söyleşi(2): “Birinci Bölgeyi ÇDP’ye ve adayına teslim edemezdim”

Yalçın Karadaş ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin ikinci bölümünde, neden 1. bölgeden aday olduğunu, Kaffed’in kendisine desteğini ve Gülsel Avcı ile aynı bölgeden aday olmalarını konuştuk.

Kuban Kural: Şu anda birinci bölgeden adaysınız. Ancak önce ikinci bölgeden aday olacağınızı açıklamıştınız. Son anda birinci bölgeye geçmeniz sosyal medyada çokça tartışıldı. Niye böyle bir değişiklik kararı aldınız?

Yalçın Karadaş: Açıklayayım. Bu adaylıklar ortaya çıktığında ben gayet iyi niyetle bu arkadaşlarla kendimi çatışacak bir noktaya getirmeden, “herkes söyleyeceklerini söyleyecek, hatta hepimiz bir araya geleceğiz ve BİRLİKTE- DİYALOG YOLUYLA bir karar vereceğiz” diye düşündüm. Partili olan ya da olmayan arkadaşlar bir araya geleceğiz, müşavere edeceğiz, bir şeyleri tartışacağız, yol alacağız ümidi içindeydim. Fakat böyle bir şeye hiç niyetli olmadıklarını gördüm kısa zaman içinde. Bu çok ilginç geldi bana. Sizin de söylediğiniz gibi birçok konuda hemen hemen aynı şeyleri söylüyoruz söylem bazında bu arkadaşlarla. Yapılacak şeyler besbelli, tabi onlar biraz kantarın topuzunu kaçırıyorlar. Onlar ve birçok bağımsız aday sanki iktidar olacakmış gibi sonradan çok fazla üst perdeden konuşmaya başladılar. Bence bağımsız aday iktidar olacağım diye çıkmaz ortaya. Bağımsız adam daha mütevazidir, yapabilecekleri kısıtlıdır, bol keseden atmaz. Bunları yapacak altyapıya sahip olup olmadığını seçmene her yolla gösterir.

Baktık bir süre sonra -bu tartışmalar daha ortaya çıkmadan- bu grubu destekleyen belirli isimler çok sert, çok hakaretamiz ve tahrike varan provokatif söylemlere giriştiler. Bunları sadece sözle de söylemediler, yazıya da döktüler. Herkesi aşağılayan, üstten bakan bir tarz. Müşavere amacıyla ortak bir XASE önermiştim; şiddetle karşı çıktılar. Bunun başlangıcı olarak İstanbul Çerkes Derneğinde, Çeçen Soykırımı gününde yani 23 Şubat’ta ilk toplantımızı yapmıştık. “Yan yana duralım, hedeflerimizi aynı noktaya yöneltelim” diyeydi bu toplantı. Fakat orada gördük ki, bu partinin başkanı başta olmak üzere üyelerinin tavır ve söylemleri son derece halkımızın yapısına ve gerçeklere ters. Sanki Cumhurbaşkanı RTE konuşuyor mübarekler! Karşılarında da Çerkes- Kafkas halkları yok da KÖLELERİ var. Halkı sürekli aşağılama, tehdit etme, onları hizaya çekme hali var kendilerinde. Cumhurbaşkanımızın tarzıyla topluma yön vermeye ve onları aşağılayarak iteklemeye başladılar. Orada uyardık, bu şekilde yapılmaması gerektiğini ilettik kendilerine. Her şeye rağmen biz iyi niyetli davrandık. 7 Mart ve 9 Marttaki Ankara ve İstanbul toplantılarına da çağırdık kendilerini. Gelmediler Ankara’daki, toplantıya. Sonra da “çağırmadılar” diye yalan söylediler. İstanbul toplantısına da bindirilmiş kıtalar taktiği ile ve parti adlarındaki çoğulculuğa da demokrasiye de hele hele Çerkesliğe de aykırı tavır ve söylemleri ile ortamı gerdiler de gerdiler!

“HERŞEYİ KENDİLERİYLE BAŞLATIP KENDİLERİYLE BİTİRDİLER!”

Tabii ki hazirun buna sert tepki gösterdi. Verimli bir toplantı yerine propaganda ve karşı gördüklerini alkışla bastırma toplantısına dönüştürdüler.

Benim ortaya çıkışımı “bir senaryonun parçası” olarak gördüler. Onların önünü kesmek için ortaya çıktığımı düşündüler ve bunun üzerinden giderek çok fazla hakaret ettiler, çok fazla iftira attılar. Bu kesimin asıl amacı -bir süre sonra artık bunu çoğunluk gözlemlemeye başladı- ne yapabileceklerini anlatmak, toplum adına bir şeyler yapmak değil. Benim ne kadar negatif bir insan olduğumu, ne kadar kullanıldığımı ağıza alınmayacak, hiçbir şekilde kabul edilemeyecek sözlerle ilan etmeye başladılar. Karşıt gördükleri yapılara saldırdılar; iftiraya boğdular ortalığı.

Bu sözleri söyleyen insanları susturabilecek insanlar olduğunu düşündük aralarında. Örneğin, bu gün beraber aynı bölgeden aday olduğumuz birinci bölge adayları Günsel Hanım aklı başında bir insandır, büyüğümüzdür kendisi. Bunları susturur; hadlerini bildirir dedik. Hakaretleri yapanlar da özür diler bu müşaverelerde diye düşündük. Ama hayır, böyle bir şey asla olmadı. Bu hakaretleri bir politika haline getirdiler. O zaman ikinci bölgede birinci sıradaydım anketlerde. Bu arada ben birinci ve ikinci bölgede ciddi çalışmalar yapıyordum. Kamuoyu yoklamaları ve kişisel görüşmeler şeklinde. Benim işim biraz rahat, bunun için istediğim kadar vaktim oluyor. Gidip bir sürü yer ve kişi, kurum vs. ile görüşüyorum.

Bakın, ben 1963 yılında İstanbul’a geldiğimden beri birinci bölgede yaşıyorum. Anadolu Hisarı, Kandilli, Üsküdar, Kadıköy, Beykoz… Benim sporculuk hayatım var, üniversite hayatım var, iş hayatım var, sosyal hayatım var. Bu bölgelerde o kadar ciddi bir çevrem var ki, hayatım burada geçmiş. Yaptığım çalışmalarda şu ortaya çıktı; ben ikinci bölge anketlerinde birinci olmama rağmen benim için birinci bölge daha uygun.

ÇDP’den diyalog kurmaya çalıştığımız insanlar da diyaloğa yanaşmayınca böyle bir karar aldım. Beni destekleyen insanlara Facebook üzerinden ve yüz yüze görüşerek “böyle bir durum var ne yapmam gerekir?” diye anket çalışması yaptım. Oradan da birinci bölgeyi önerenler çoğunlukta çıktı. Özellikle ÇDP adayının çok sevildiği ve çok oy alacağını sandıkları bizim dernek ve vakıflardan aldığım bilgi kararımı netleştirdi. Bu durumu anlatmak üzere her şeye rağmen Günseli Hanımla yüz yüze görüşme talep ettim. Bu görüşme taleplerimin hiçbirisine yanaşmadılar. Aksine bu hakaretleri, küfürleri arttırdı çevresindeki insanlar.

Diyelim ki Günseli Hanım büyüktür diye ya da başka sebepten ben birinci bölgeden de ikinci bölgeden de çekildim. Gerçi siyasette böyle büyük küçük diye bir şey yok ama bunu nedense takmışlar kafaya büyüktür önce o gelmiştir falan diye. Çekildiğimi düşündüm. Üç tane küfürbaza, provokatöre söz geçiremeyen, bunlara “susun siz ne yapıyorsunuz; ne biçim Çerkessiniz!?” diyemeyen bir insan halkımızı temsilen TBMM’e aday olacak. Bu insanın siyasi bir geçmişi de yok. Ne yaptığına, ne ettiğine baktığımız zaman böyle bir siyasi geçmişi olmadığı gibi siyasi gelecek inşa edecek yapıda da değil. O hanımefendiliği ile meclise seçilirse hanım hanım oturur orada. Hızlı bir şekilde kırılma noktasına gelmiş olan Türkiye’de, en büyük diyasporada Çerkes-Kafkasyalı seçmen nüfusu yoğun olan birinci bölgeyi böyle yetersiz bir insana teslim edemezdim açıkçası. Böyle bir harekete; ÇDP gibi arkasında sorular ve yanında küfürbazlar bulunan bir partimsi yapıya hiç teslim edemezdim.

Yaptığımız anketlerde de İstanbul 1. Bölgeden aday olmam yönünde karar çıkıyor. Bir taraftan da karşımdaki insanların yapabileceklerine bakıyorum. Yapabilecekleri hiçbir şey yok aslında toplum adına. Aday olarak gösterilen insanlara bakıyorum basit müşavere ile çözülebilecek konularda diyaloğa yanaşmıyor, ayrıca kendi halklarının kurumlarını reddediyorlar, halklarına tepeden bakıyorlar ve tüm bu diyalog çabalarını kendileri için kumpas olarak değerlendiriyorlar.

“XASE toplansın birimizin çekilmesine karar versin” tekliflerime hep kumpas olarak baktılar bu insanlar. Hâlbuki böyle bir şey yok. Temsil iddiasında bulundukları Çerkesler’in temel XASE yapısını bile reddettiler. Benim arkamda “derin güçler” olduğunu yazdılar, söylediler. Bir sürü yerden Dolarların, Euroların hesaplarıma aktığını söylediler. Bana liralar, dolarlar evet geliyor ama gönderenler sizin tanıdığınız hepsi çalışan, çoğunlukla genç insanlar. Her boydan Kafkasyalı ve Türkiyeli insanlar bir grup kurup bana ekonomik ve manevi destek sağladılar. Bu insanların Rus derin devleti, Türk derin devleti, Kaffed derinleri olduğunu sürekli yazdılar ve iddia ettiler. YEMUK, HAYNAPE kelimesinin bile sınırlarını zorladılar.

Tam burada şunu sorayım. Sadece sizin dediğiniz gibi ÇDP kadrolarında değil süreci takip eden birçok kesimde sizin adaylığınız hakkında da şüpheler var. Şöyle ki; Kaffed ve ÇDP’nin çatıştığını herkes biliyor. ÇDP bu süreçte Günseli Hanım gibi Kaffed içerisinde bulunmuş birini birinci bölgeden aday gösterdi. Kaffed de Günsel Hanıma ve ÇDP ye karşı sizin adaylığınızı birinci bölgeye kaydırmanız için etkili olmuş olabilir, iddia bu. Sonuçta Kaffed çevrelerinin sizi desteklediğini de biliyoruz. Burada gündeme gelen tabii Kaffed’in bütün kurumsal yapısından ziyade daha çok “derin Kaffed” olarak adlandırılan kesim. Böyle bir durum söz konusu mu, yani eski ya da yeni Kaffed yöneticilerinin sizin ikinci bölgeden birinci bölgeye geçişinizde etkisi oldu mu ve size ciddi bir destekleri var mı?

Kesinlikle yanlış bir algı bu. Öyle bir şey olmadı; yukarıda anlattığım yöntem ve düşünce ile ben ve 3-5 yakın arkadaşımla bu kararı aldık. Şöyle ispat edebilirim size. Bakın, yazdığımız ve söylediğimiz hiçbir şey uzay boşluğunda yok olmuyor. Kaffed’i benim kadar net ve açık eleştiren ve bu eleştiriyi de belli noktalarda yükselten tek bir kişi göremezsiniz. Net olarak eleştirdim her zaman. Kendi içlerinden eleştirdim. Böyle bir gerçek var her şeyden evvel. Dışarıdan işin içine girmeden o yapıyı eleştirenler olmuştur. Ancak ben 1977’den beri bu derneklerin içindeyim. Kaffed’in daha ilk çalışmalarından itibaren Kafder sürecinde, 125. Yıl çalışmalarında hep vardım. O zamanlardan beri içlerinde olan, yazan, çizen ve gençliğinde Türkiye’deki “Çerkesya Dönüş Hareketi”nin İstanbul kolunun içinde bilinen bir insan olarak hareketi “içinden son derece net eleştirmiş” bir insanım.

Bu hareketin kimi kesimleri, hele hele “derin” diye niteledikleri kesim bir kişiden nefret ediyorsa herhalde o benimdir. Bu insanların beni desteklemeleri söz konusu olamaz. Bu insanların şu anda bir kısmı sessiz kalıyor -derin Kaffed dediğimiz kesimin yani. Bir kısmı da her şeye muhalif olmakla birlikte “bizim oyumuz HDP ye!” diye ortaya çıkmış durumdalar. Beni destekleyen insanlar onlar değil. Ama beni destekleyen insanlar, benim ikiden bire geçmeme, adaylığımı devam ettirip ettirmememe etki etmediler; kararı birlikte aldık. Bunların çok çok azı Kaffed yandaşı zaten. Ancak, ben Kaffed yetkilisi olsam, her gün bana hakaret eden, iftira atan bir grubun adaylarını desteklemektense, yıllardır tanıdığım, içimizden bizim yanlış ve eksiklerimizi –bel altına vurmadan- eleştiren; doğru yaptıklarımıza destek veren; Çerkes meselesinde samimi ve donanımlı bir adayı tabii ki tercih ederim. Daha doğal ne olabilir!?

Bu iddianın şöyle bir gerekçesi de var. Daha önceki Kaffed Başkanı Vacit Kadıoğlu sizi desteklediğini ilan etti. Kendisi sizin rakibinizdi aynı zamanda Kaffed seçimlerinde. Hatta sizde o dönemde kendisini derin Kaffed’in adayı olmakla eleştirmiştiniz yanlış hatırlamıyorsam. Böyle bir silsile içerisinde bağ kurmak çok zor değil özetle. Bu iddianın sebebi biraz da Vacit beyin size açıktan destek vermesi olabilir mi?

Öncelikle ben Vacit Kadıoğlu’nun şahsını asla o şekilde eleştirmedim. Ben Kaffed yönetimlerinin öncelikle “seçilme usulünü” eleştirdim ve bu anti demokratik usulü yıkmak için de 2011’de aday oldum. Bakın, Vacit Kadıoğlu bana destek grubu oluşturan insan. Ancak Vacit Kadıoğlu bunu yaparken beni tek başına yönlendirmek gibi bir düşünceyle yapmadı. Kaffed’in kontrolü altına girebileceğimi düşündüğünü hiç sanmıyorum. Vacit Kadıoğlu ile bizim akrabalık ilişkilerimiz de var, bunu kimse bilmez. Vacit Kadıoğlu’nun babası ile benim babam akrabadır. Ayrıca biz Uzunyaylalıyız. Biz birbirimize asla düşman olamayız. Düşman da değiliz nitekim. Ben 2011 yılında iki listeli seçime girdiğim zaman da Kaffed’in politikalarını, tek listeli ve yönlendirilmiş başkanlıkları ve ayak oyunlarını eleştirerek girmiştim.

Şöyle bir şey de olabilir, Vacit Kadıoğlu ve onun arkasındaki “derin” diye nitelendirdikleri Kaffedcilerin benim adaylığımdan hoşlanıyor olmaları mümkündür. Yani benimle ÇDP arasındaki sorundan hoşlanmaları mümkündür. Ama şunu çok açık ifade edeyim. Benim geçmişimi, yazdıklarımı, kişiliğimi bilen; iş hayatında benimle bir kaç ay birlikte çalışmış bir insan benim hiç kimse tarafından yönlendirilemeyeceğimi ve benim hareket ederken her zaman aklımı kullanarak, danışarak ama bağımsız hareket ettiğimi bilir.

Benim bu hareketim, yani adaylığım özellikle son on yılda üzerime gelen aday olma baskısı ile alakalı. “Bu toplum siyasete girecekse K’EREF Yalçın Karadaş ilk girmesi gereken insanlardan birisidir” diyen kesimlerin temsilcisi olarak ortaya çıktım ve tekrar ediyorum “böyle kritik bir dönemde yeterliliği ve kuruluşu büyük soru işaretleri taşıyan bir kesime İstanbul birinci bölge gibi çok önemli oy potansiyeli olan bir bölgeyi teslim etseydim çok büyük günah işlemiş olurdum. Tarih bunu affetmez idi; göreceksiniz gelişmeleri…

Günsel Hanım ile aynı bölgeden adaysınız. Bir bölgede iki Çerkes bağımsız aday olması garip karşılanıyor, bunu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence garip değil. Çerkeslerde oluyor o algı genelde. Çerkesler dışındaki insanlarda böyle bir algı yok. Çünkü Çerkeslerin bir kesimi klan ve kabile kafası ile yaşamaya devam ediyorlar, birincisi bu. İkincisi, Çerkesler bazı eski alışkanlıklarını atamamış durumdalar; övünüp duruyorlar ama işe gelince yan çiziyorlar. Kafe, Şeşen, Kaşen…YENİ ÇERKESLER dediğimiz bir kesim de var. Bunlar da etnisite ve dilden giderek ayrışmayı artırdıklarını bir türlü kabule yanaşmıyorlar. Yeni Çerkesler, eski gerçek Çerkeslere benzemiyor. Eski, yani gerçek Çerkesler sorunlarını görüşerek ve xaseler yoluyla xabze çerçevesinde çözerlerdi. Şehirde de çözüyorlardı, köyde de çözüyorlardı; İstanbullu Çerkesler de o şekilde çözüyorlardı. Osmanlının son dönem Çerkesleri birçok şeyi bu şekilde, kültürlerine yaslanarak çözüyorlardı örneğin. Çerkes Teavün Cemiyetlerini böyle kurdular. Siz Çerkeslere ait bütün değerleri reddediyorsanız xase diye bir şeyi kabul etmiyorsanız, kendi halkınıza hitap ederken sürekli onları suçlayarak “bak biz yapıyoruz, hainler niye gelip desteklemiyorsanız!?” diyerek Çerkes olduğunuzu falan kimseye kabul ettiremezsiniz.

Gerçek Kafkasyalılar-Çerkesler diyalog kurar. Eski Çerkeslerde “diyalog kültürü” vardır. Ama bu arkadaşlar herhalde yeni Çerkesler, bunlar hiçbir diyaloğu kabul etmiyorlar, diyorlar ki “biz yaptık oldu!”.

Şimdi iki tane aday normal mi? Bence normal, ancak çözüme gidebilir değil, bunun olmaması için iki aydır uğraşıyorum. İki aydır bir şeyleri anlatmaya çalışıyorum fakat iki aydır da yan yana gelip konuşma gereği duymuyorlar. Yüz yüze konuşmaktır doğru olan. Dedikodu yaparak çözülecek bir konu değil bu. Bununla ilgili aklınızdaki projeyi insanlarla tartışırsınız, karşınızdakini dinlersiniz. Onun sonucunda belki ben çekilirim, belki o çekilir. Bu olmadı, çünkü diyaloğa asla yanaşmıyorlar. Sanırım hitabet gücü, deneyim ve bilgi birikimlerine güvenemiyorlar; tartışmalarda kendilerine üstün geleceğimi düşünüyorlar; korkuyorlar.

Bakın, ben 10 ayrı sivil toplum kurumumuza aynı dilekçeyi yazdım. Diyorum ki “yüz yüze görüşelim”. En büyük sorun şu anda bu görünüyor. Açıklanan parti listelerine baktığınız zaman, Çerkesler dahil tüm kimlikleri temsil ederek Türkiye partisi olma iddiasındaki HDP bile bizi yok saymış. Bunu görünce Çerkeslerin en azından seslerini duyurabilecek bir tane bağımsız aday çıkarma şansı sadece İstanbul 1. Bölgede vardır. Ya ben çıkacağım ya Günseli Hanım çıkacak ikimiz birlikte bu seçime girersek sonuç hüsran olur.

İkimizden biri mutlaka çıkacak mı diyorsunuz?

Hayır! “Çıkabilir” diyorum. Ama ÇDP ve yandaşlarının siyaset yapış tarzları çok çirkinleştiği için şu anda önemli bir genç kesim tamamen uzak duruyor süreçten. Önemli gördüğüm bu genç kesimin olayın içine girmesini sağlamaya çalışıyorum ben bir taraftan. Hala da umudum var. Şimdi bunlar ne yapıyorlar? Bunlar diyorlar ki “biz xase, xabze filan tanımayız”. Eee hani sen Çerkesleri temsil ettiğini söylüyordun!? Ayrıca benimle yüz yüze görüşmekten niye bu kadar kaçıyorsunuz; bunun bir mantığı var mı? Görüşelim, yüz yüze ikimiz karar alabiliyorsak alalım, alamıyorsak XASE (meclis)’ye danışalım. Meclis kimden oluşuyor; işte o yazdığım 10 kurumdan oluşuyor. Tek tek saymama gerek var mı, kendi federasyonları da dahil olmak üzere, Kaffed de dahil olmak üzere İstanbul ve Ankara’daki kurumlar. Kafkas Vakfı da dahil buna diğerleri de. Hiç kimseyi ayırmam dünya görüşü olarak.

Kendilerine de yazdım, diyorum “ki çıkalım insanların karşısına anlatalım projelerimizi. Gelen soruları cevaplayalım sonra biz çıkalım dışarıya; yarım saat, bir saat konuşsunlar; sonra çağırsınlar bizi içeri. Xase desin ki; “Yalçıncım sen çekiliyorsun biz Günsel Hanımı destekliyoruz. Sen de ona destek olacaksın. Hemen her tarafta destek açıklamanı yazıyorsun. Benim yerime bu insana oy verin diye”. Ama xase beni seçerse de aynı şeyi o taraftan bekliyorum. Bu teklifim onları son derece rahatsız ediyor. Ben hala bunun üstündeyim bakın yine söylüyorum.

Bunun gerçekleşmemesi durumunda ne olacağını size söyleyeyim: Çok komik sayılarda oylar alacağız. Ama emin olun ki partinin aldığı oylar benim tek başıma aldığım oylardan daha komik halde olacak. Bu bizim Çerkesler için hiç de iyi bir şey olmaz. Ancak, belki de gençler bundan bir ders alır, “büyüklerimiz –affedersiniz- çok dangalaktı, biz bunlar gibi olmayalım” diye bir şeye yarayabilir bu süreç de. Kötülükten de insan bir ders çıkartabilir.

Birinci bölgede vekil olabilmek için alınması gereken oy sayısı kaç?

En az 100 bin oy almak gerekiyor.

devam edecek…

Yarın:

– Çerkes olmayan seçmenlere Yalçın Karadaş ne vaadediyor?

– Propaganda sürecinde ne tarz çalışmalar planlıyor?

– Ak Parti’ye bakış açısı nedir?

– Neden sol geçmişine rağmen HDP’den aday olmadı?

– Selahattin Demirtaş’ın Kaffed ziyaretini nasıl değerlendiriyor?

– Kaç oy almayı hedefliyor?