Yalçın Karadaş ile Söyleşi (1): “Beni İÇD gençlerinin desteği motive etti”

Türkiye 7 Haziran’da seçime gidiyor. Sert tartışmaların, yoğun seçim kampanyalarının ülkenin her köşesini sardığı bir ortamda Çerkesler bu seçimi diğerlerinden biraz farklı tartışıyor. İlk kez bağımsız Çerkes adayların olması diasporanın siyaseti tartışma zeminini de farklı bir kulvara taşıdı diyebiliriz.

Böyle bir ortamda Bağımsız Çerkes adayların ne vadettikleri, neden bağımsız aday olmayı tercih ettikleri, Çerkes gündemine ve ülke atmosferine yönelik görüşlerini önemli gördüğümüz için merak edilen bir çok soruyu kendilerine yönelttiğimiz bir söyleşi dizisi hazırladık Ajans Kafkas okurları için.

Kapısını ilk çaldığımız İstanbul 1. Bölge Bağımsız Milletvekili adayı Yalçın Karadaş oldu. Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz uzun söyleşinin bugün yayınladığımız ilk bölümünde, nasıl ve hangi motivasyonla aday olduğu ve ÇDP (Çoğulcu Demokrasi Partisi) hakkındaki görüşleri üzerine yoğunlaştık.

Kuban Kural: Gerçi sizi birçok kişi tanıyor ama yine de kimdir Yalçın Karadaş diye başlayalım isterseniz? Nerelisiniz, hangi okullarda okudunuz, ne iş yapıyorsunuz mesela.

Yalçın Karadaş: Ben aslında köylü çocuğuyum. Hep söylerim espriyle, “ben köylüyüm kızlarım Kadıköylü” diye. Uzunyayla’nın “Buğurbaş” denen bölgesindeki Büyük Kabaktepe köyünde doğdum. Üç yaşına kadar köyde kaldım. Bu sayede anadilimi -ADIĞABZE- öğrenmiş oldum. Köyde kalmasaydım belki anadilimi hiç öğrenemeyecektim. 1960’larda ekonomik durumu bozulan birçok aile gibi “Çınarlı Kentim İstanbul”a o meşhur göç furyasıyla geldik. 8 kardeşli bir aileyiz, 7 numarayım ben. En büyüğü ve en küçüğü kız, aradakilerin hepsi erkek.

Mimarlık fakültesinde okudum. İTÜ mezunuyum, mimarlıkla yaşamımı idame ettiriyorum. 17 yaşında üniversiteye girdim. Girdiğim günden beri de Kafkas Kültür Dernekleri, Çerkes meselesi, kültür meselesi, dünya meselelerini okumayı seviyorum. Son 15 yılda da bu okumaları yavaş yavaş -eskisinden daha ciddi olarak- yazıya dökmeye başladım. Bazıları çeşitli arkadaşlarımla olmak üzere 7 kitaba imza attım. Bunların 4-5’inin tamamı ise bana ait. Kısaca, Google’a ismimi girdiğiniz zaman, sayılamayacak kadar çok yazıma ulaşılabilir, hakkımda bilgi alınabilir. Bu sayede çok iyi işleri de kaçırdığımı belirtmek isterim.

2 kız çocuk babasıyım. Birkaç dil öğrendim iş hayatım sayesinde, kendi anadilim dışında. Normal olarak 10 sene önce hukuken emekli oldum ama ülke şartlarında ve alışkanlıklarınız nedeniyle vs. böyle bir şey mümkün değil. O yüzden çalışmaya devam ediyorum halen. Bu arada bir kesim insanın iteklemesiyle milletvekili adayı oldum.

Tam onu soracaktım aslında sizi milletvekili adayı olmaya iten sebepler neler, nasıl bir motivasyon ile aday oldunuz?

Öyle bir ülkede, öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, ülkemiz Türkiye cumhuriyeti… Diğer kimliklerimizle birlikte bir de Kafkasyalı Çerkes kimliğine sahibiz. Bu kimliklerin içinde söz söyleyebilecek insanların söylemediği veya söyleyemediğini gördüm açıkçası. Çok basit şeyler var yapılabilecek, yıllardır gözlemim. O kadar basit şeyler ki, “bunları neden yapmıyorlar?” diye düşünüyor insan. Gençlik yıllarımdan beri söylenecek, yazılacak birçok şeyin söylenip yazılmadığını, yapılabilecek birçok basit şeyin yapılmadığını gördüm. Bunlar toplumun önünü açmak için önemli şeyler.

Bir ülkede yaşıyorsanız bu ülkeye borcunuzu ödemeniz için yararlı bir şeyler yapmanız gerekmez mi?
Sokağa atmak yerine bir çöp kutusuna çöp atmak da bir iştir öyle değil mi? Biz çöpümüzü çöp kutusuna atan insanlarız. Elimizde cebimizde gezdiriyoruz küçükse, büyükse bir torbaya koyuyoruz, çöp kutusu bulana kadar dolaşıyoruz. Bazı insanlar bulunduğu yere çöpü atıyor, bazı insanlar da çöp kutusunun kapağını açmak asaletini bozacağı için kutunun yanına koyuyor. Biz çöp kutusunun içine koyan insanlar olmaya çalıştık hep.

Yaklaşık 10 yıldır bizim camiamızdan bir takım insanlar, Çerkes camiasından bazı gençler ve yakın arkadaşlarım benim siyasete atılmamı istiyorlar. Ben siyaset adamı değilim çünkü dilinin kemiği olmayan biriyim. Düşünmediğim inanmadığım hiçbir şeyi de siyaset uğruna söyleyecek, yapacak karakterim yok. Ona buna yaranma psikolojim hiç olmadı. Siyaset Türkiye’de olması gerekenden çok farklı bir anlayış içinde yapıldığından hiç kabul etmedim bu güne kadar bu teklifleri. Ancak bu sene bir parti kuran arkadaşlarımız oldu biliyorsunuz. Bir süre sonra da bu arkadaşların bağımsız adaylıkları söz konusu oldu. İstanbul Çerkes Derneği’nden bazı arkadaşlar da benim adımı “denemek üzere” İstanbul ikinci bölgeden anketlere koymuşlar. Sonra bana bunu haber verdiler. Dediler ki, “biz bir şey yaptık Yalçın abi. Sen bir incele bize haber ver, yok olmaz kaldırın çocuklar dersen de biz kaldırırız. Ama biz istiyoruz ki sen böyle bir işin içine gir”. Tabii devamında başka şeyler de söyledi sağ olsun o gençler. Bir süre düşündükten sona kabul ettim.

Siyasete atılayım milletvekili olayım diye kabul etmedim işin doğrusu. Ben ülkemizde ve bizim camiamızda en büyük eksikliğin, her dünya görüşünün, her insanın, her grubun her şeyi kendilerinin çok doğru bildiğini, diğerlerinin bu doğruyu bir türlü göremediği yanılsaması içinde yaşadıkları ve buna göre davrandıkları düşüncesindeyim. Yani bir grup oluşturuyorsunuz veya bir kişisiniz siz mükemmelsiniz, her şeyi çok iyi biliyorsunuz ve herkesin size uymasını istiyorsunuz. Herkes benim dediğimin, yaptıklarımın etrafında toplansın istiyorsunuz. Bu doğru bir şey değil. Bu çok APTALCA bir yaklaşım ancak bir o kadar da yaygın.

Yıllardır söylediğim şu: “hepimiz farklı insanlarız, farklı kimliklere, düşüncelere sahibiz, farklı alışkanlıklarımız var. Önemli olan bu farklılıklarımızı koruyarak, kendimizi sürekli geliştirerek bizden farklı olanlarla bilgi alışverişinde bulunabilmek”. Osmanlıca “müşavere” ya da “negotiation” denir ya İngilizce, “karşılıklı müzakere edebilmek” bahsettiğim aslında. Müzakere kültürü, DİYALOG KÜLTÜRÜ bizde pek yok. Müzakere ve diyalog kültürü gelişkin iseniz, ne dediği belli olmayan, bir öyle bir böyle yazan, konuşan; her görüşle iyi geçinen; şüphe toplayan TUTARSIZ bir insan sayılırsınız. Ben yıllardır bu konuyu gündeme getiriyorum ama anlıyorum ki benim söylemlerimde de hatalar var. Geçmişteki söylemlerim oldukça sert. Geçmişe baktığımda her şeyim kayıt altında ama. Ben önce kendimi sorguladım sonra diğer insanları sorgulamaya başladığımda karşıma böyle bir gerçek çıktı. Dedim ki kendi kendime “Yalçın sen bu seçim ve adaylık sayesinde biraz daha ciddiye alınırsın belki. Senin kitap yazman, yazı yazman, konuşman filan kimsenin umurunda değil. Neticede okumuyorlar senin yazdığın kitapları. Senin yazdığın makaleleri okuyanlar 100 kişi bilemedin 300 kişi. Ama siyasette belli siyaset tarzı geliştireceğim, ben belli kesimlerin mecliste temsilcisi olacağım diye ortaya çıktığın zaman insanlar hiç değilse ne diyor bu diye seni dinlemeye başlayacaklar.”

Beni dinleyeceklerini düşündüm açıkçası bu sayede. Bu dinleme süreci olumlu yönde ilerlerse hem içinde yaşadığım ülkeye hem içinden çıktığım kültüre, kimliğe, sınıfa faydam dokunur diye düşünerek kabul ettim gençlerin teklifini.

Anladığım kadarıyla sizi motive eden İstanbul Çerkes Derneği’ndeki gençlerin desteği olmuş. Çerkeslerin sivil toplum örgütleri siyaset yapmak konusunda çok mahir değiller, bu devamlı dillendirilir. Bu anlamda sivil toplumun güçlendirilmesinin daha elzem olduğunu düşünen geniş bir grup da var. Yani parlamenter sistemin içine dahil olmaktansa sivil toplum örgütlerini güçlendirip, siyaset üreterek siyasetin ana aksına etki etmeyi önceleyen bir görüş bu. Siz bu görüşü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu bence çok çağdaş bir görüş. Senin söylediğin bu yöntemi benimseyen insanların 40 yaşın altında olduğunu düşünüyorum. Bunu 40 yaşın üstündekiler düşünemez kolay kolay. Ben de siyaset denen şeyin bu şekilde sivil toplum örgütlenmeleri ile tabandan yukarı doğru gitmesi gerektiğini düşünüyorum, siyaseti bunlar belirlemeliler. Siyaseti farklı ilişkiler, farklı güçler belirlememeli. Bu yüzden ben bu görüşü sonuna kadar destekliyorum. Keşke ben daha gençken bu görüşü savunan grupların arasında olsaymışım. Bizim nesil hep boş yere birbirimizi yedik durduk maalesef. Ancak sonuçta bizi yönetenler de siyasetçiler.

Ancak bu görüşü savunanlar bağımsız adaylıklar konusuna oldukça mesafeli yaklaşıyor.

Çok normal. Ben de mesafeli yaklaştım yıllarca. Benim çıkışımdaki asıl amacı biraz önce söyledim. Biraz daha açayım süreci istersen. Bu anket sürecine gençler beni dahil ettikten sonra baktım anketlerde kısa sürede birinci duruma geçtim; bütün parti adaylarını ve bağımsızların önüne geçtim bu anketlerde. “Ben acaba mecliste kişiliğimi ve yapımı değiştirmeden diğer siyasilere benzemeden yol alabilir miyim, topluma faydalı olabilir miyim?” diye düşündüm. Ve bunu gerçekleştirebileceğime karar verdim. Siyaset yapış tarzından, siyasetçi kimliğine kadar, artık illüzyona dönüşmüş bir takım misyon ve vizyonlara, hedeflere kadar bir çok şeyi değiştirebileceğimi düşündüm. Farklı bir yoldan insanlara “vay canına böyle de siyasetçi olunabiliyormuş” imajını yaratabilirim diye bu işi ciddiye almaya başladım. Ve şu ana kadar da normal bir siyasetçinin yaptığı hiçbir şeyi yapmamaya çaba gösteriyorum. Üç-beş arkadaşımla ne kadar yapılabilirse artık…

Çerkes Diasporasında son dönemde biraz önce de bahsettiğimiz gibi bir siyasi parti kuruldu. Onlarda bağımsız adaylarla seçime gidecekler. Siz de vekil adaylığına niyetlendiniz ve bunu deklare ettiniz. Çoğulcu Demokrasi Partisi ile söylemlerinizi karşılaştırdığımızda aslında çok büyük farkınız yok. Yani Çerkeslerin taleplerini dillendirmek, demokrasi, çoğulculuk gibi benzer taleplerle anlatıyorsunuz kendinizi. Aday olmadan önce ÇDP yetkilileriyle görüştünüz mü, merak ettim açıkçası.

ÇDP’nin adayı olarak girmedim tabii ki. İyi ki de girmemişim, doğru bir karar verdiğimi düşünüyorum son haftalarda yapılanlara, yazılanlara, dedikodulara bakınca. Biliyorsunuz, “Demokrasi için Çerkes Girişimi” yani DİÇEG, 2009 yılında çok farklı görüşlerden bir takım arkadaşlarımızla oluşturduğumuz bir sivil hareketti. Bu hareketin akamete uğratılması, yani bir şekilde iş yapamaz hale gelmesinden sonra kurulmuş olan Çerkes Hakları İnisiyatifinin devamı bir oluşum ÇDP.

Çerkes Hakları İnisiyatifi ve ÇDP ile DİÇEG arasında çok büyük farklar var.
En büyük fark şu: Demokrasi için Çerkes Girişimi olarak biz, Kafkasyalıların- Çerkes camiasının içindeki bütün farklılıkları doğal görerek, yaptığı her şeyde bu farklı düşünceleri bir araya getirerek alışılmadık ve şaşırtıcı şekilde her işimizi tartışarak yapıyorduk. Hiçbir grubu, formel-enformel yapı ve aydınımızı dışlamadık bu süreçte. O zamanki kayıtlara bakın, göreceksiniz ki bu sağcıdır, bu solcudur, bu gericidir bu ilericidir diye ayırmadı DİÇEG hiç kimseyi. ÇDP ile aramızdaki en büyük fark bu.

İkinci fark da şu: Biraz benden kaynaklanıyor olabilir belki bu durum. Ben eş sözcüsüydüm biliyorsun Hulusi Üstün kardeşimle birlikte DİÇEG’in. Benimle yapılan bir röportajda “istekleriniz yapılmazsa sokağa çıkacak mısınız” sorusu yöneltildi bir TV programında. Ben o dönemde Çerkeslerin, Kafkasyalıların sokağa çıkmaya hazır olmadıklarını ve sokakların da provokatif eylemlere açık yerler olduğunu düşünerek “bunu şu anda düşünmediğimizi ama ileride bunun olabileceğini” ifade ettim. Fakat Çerkes Hakları İnisiyatifi sokağa çıkmak için direk karar aldı.

Başka bir önemli farklılık da şu: Hükümete, devlete ve başka güçlere yaslanmadı DİÇEG hiç bir zaman; kimseden icazet almadı. Ama Çerkes Hakları İnisiyatifinin ve daha sonra oluşturulan Çoğulcu Demokrasi Partisi’nin aynı yolu izlediğini söyleyemeyeceğim. Bu konuda birçok insanda ciddi soru işaretleri var. Nitekim adaylıklar belirlendikten sonra aramızdaki farklar çok açık ve net ortaya çıktı.

ÇDP’nin devletten icazet alarak ya da belli kesimlerin onayıyla kurulduğunu iddia ediyorsunuz sanırım..

İddia etmiyorum ancak böyle bir şüphe, eleştirel düşünen ve hareketin gelişimini yorumlayan birçok arkadaşımızda var. Böyle düşünen insanlar çokça var. Ben aslında ilk başta bu düşünceye karşı çıkanlardanım. İlk çıktıklarında böyle bir yönlendirme-proje iddialarını reddettim. Hatta ilk eylemlerine de gittim, destek verdim. Birçok arkadaşımla destekledik bu dönemde ÇHİ’yi. Ancak aradan belli bir süre geçince baktık ki maalesef bu tezi, yani “bir yerler ile bağlantılı hareket ediyorlar” tezini güçlendirecek şüphelerimizi arttıracak bazı eylem ve söylemleri, kişileri ortaya çıktı. Herkes biliyor aslında bunları. Bir örnek vereyim istersen. Ankara’da büyük bir miting yapıldı ÇHİ tarafından. Biz de olayın dışında olmamıza rağmen bize ait bir harekettir diyerek gittik bu eyleme. Nasıl ki örneğin çokça eleştirdiğim Kaffed’in hareketlerinin içinde eleştirilerimi koruyarak yer aldıysam, aynı şekilde katıldım kendi adıma bu eyleme. Gayet iyi ve samimi niyetlerle destek olmaktı amacımız. Bize tebliğ edilen ve söylenen, eylemde okunacak denen bildiri ile orada okunan tamamen ayrı şeyler çıktı. Orada insanlara diyorsunuz ki biz şunları söyleyeceğiz hadi gelin; sonra oraya gidiyorsunuz birisi çıkıyor -alakasız bir insan- başka şeyler söylüyor. Üst perdeden ateşli ve provokatif söylemler… Bu tür şeyleri çok arttırmaya başladılar zamanla. Bunlar ciddi soru işaretleri benim gözümde.

devam edecek…

Yarın:

– Neden son anda adaylığını 1. bölgeye kaydırdı?

– ÇDP’ye karşı olmak adına Kaffed’in adayı olarak mı ortaya çıktı? Kaffed kendisine destek veriyor mu?

– Aynı bölgede iki bağımsız aday olmasını kendisi nasıl karşılıyor?

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone