Ulaş Sunata ile Sözlü Tarih

Kuban Kural: Çerkeslerin gündeminize nasıl girdiği ile başlayalım isterseniz. Nasıl karar verdiniz Çerkes Diasporası üzerine çalışmaya?

Ulaş Sunata: Çerkeslerin gündemime ilk girişi.. İlginç bir giriş oldu, bu konuda biraz kendi hikayemden de bahsetmem gerekecek mecburen. Uzun zamandır göç çalışmaları üzerine yoğunlaşmıştım. Ulus Devlet paradigmasını da sorunsallaştırarak incelemeye çalıştığım için terminoloji olarak göç kavramını biraz aşarak göçün oluşturduğu diasporalar özeline yoğunlaşıyorum. İlk etapta Türkiye’den dışarıya dönük diasporalar üzerine çalıştım. Doktora çalışmamı da bu konuda yaptım. Sonrasında ise Türkiye’ye dışarıdan gelmiş diasporalara odaklandım. Bu konuda da hangi diaspora üzerine çalışacağım bir soru işaretiydi benim için. Son yıllarda biliyorsunuz Suriye’den Türkiye’ye ciddi bir nüfus akını var. Bu konu da çalışılabilirdi belki ama daha çok yeni ve üzerinde farklı değerlendirmelerin yapılması gereken bir konu. Çalışma da da bu konuda birkaç tasnifte bulunmaya çalıştım. Suriye’den gelenler daha çok klasik daha doğrusu modern-klasik diaspora kapsamına giriyor. Bu anlamda Kafkasya diasporası Türkiye için modern diaspora örneklerinden biri. Bir çok konuda da diğer diasporalardan ayrılıyor. Hem nitel hem nicel olarak diğerlerinden çok farklı ve kritik bir yerde duruyor Kafkasya diasporası. Kafkasya diasporası ile ilk ilgilenmeye başladığımda konu hakkında bilimsel yazılı bir literatürün çok kısıtlı olduğunu fark ettim. Çok çalışılmamış bir alan olması sebebiyle bu konuya yoğunlaşmaya karar verdim ve yoğun bir uğraşla TÜBİTAK’a bir proje hazırladım. Tabi bu aşamada odaklanılan alanı da bir miktar sınırlamamız gerekti. Kuzey Batı Kafkasya halklarını tercih ettik. Özellikle de Adigeler, Abazalar ve Ubıhlara odaklandık. Ama diğer Kafkasya halklarına da ilişkiler kapsamında açıktı proje. Çünkü bir çok bölgede çok iç içe yaşıyor bu halklar.

– Peki projeden bahsedecek olursak, sanırım sözlü tarih çalışmalarının ağırlıklı olduğu bir çalışma yaptığınız.

– Çalışma iki eksenli aslında; birinci eksen sözlü tarihi önemseyen bölüm. Bu kısımda daha çok köylerde, köy sosyolojisi yapmak üzere yola çıktık. Köylerde sözlü tarih çalışmaları yaptık, daha çok yaşlılarla görüşmeye çalıştık ama gençlerle de sözlü tarih yaptık. Köyde kalmış gençlerle özellikle, ne kadar kaldıysa tabi.

s4

– Tahmin ediyorum, kendisini genç hisseden bir çok insanla karşılaşmışsınızdır.

– Evet, genç hissedenlerle daha çok yaptık tabi. Şehirlerde de kanaat önderleri dediğimiz bir grup ile görüştük. Daha çok derneklerde görev alanlardı bunlar. Çalışmanın ana ekseni genelde taşra dediğimiz İstanbul, Ankara dışı bölgelerde gerçekleşti. Yoğun nüfusu gözettik ama farklı köy tiplerine de ulaşmaya çalıştık. Köyleri seçerken çok Çerkes var denilen köyden ziyade çok az kalmışlar, karma köyler gibi farklı tipolojideki köylere de ulaşmaya çalıştık. Heterojen , homojen diye ayırıyorum ben onları. Abaza köyü olabiliyor, Kabardey köyü olabiliyor, Ubıh köyü olabiliyor veya onların karması köyler olabiliyor bunlar. Açıkçası çalışmada farklı tipteki köye ulaşma gayesi vardı. Bu anlamda amacımıza da ulaştığımızı düşünüyorum.

– Hangi bölgelerde yoğunlaştı çalışmanız?

– Çalışmaya Samsundan başladık. Samsun, Tokat, Çorum, Amasya’dan sonra kıvrıldık ve Sivas, Yıldızeli, Şarkışla, Pınarbaşı – Pınarbaşı’nda çok uzun vakit geçirdik özellikle Uzunyayla bölgesinde – ardından Maraş Göksun, Tufanbeyli ve Andırın, Adana, Hatay Osmaniye. Hatay’da bitirdik ama Hatay’da görüşme yapmadık.

– Oldukça geniş bir hat bahsettiğiniz, ciddi sayıda görüşme yapmış olmalısınız.

– Bu, ana eksen dediğim bölge ama ana eksenin dışında da görüşmelerimiz oldu. Düzce’yi ihmal edemezdik, Adapazarı Düzce tarafını yani. Bandırma’ya özel olarak gittik. Bilecik, ayrıca Bozüyük ve Eskişehir araştırmaya dahil ettiğimiz şehirler arasında.

– Ne kadar kişi ile görüşüldü tam olarak?

– Gittiğimiz ilçe sayısı 18. Bunlara bağlı 36 köyü ziyaret ettik. Gittiğimiz yerlerde oturduk, sohbetler ettik, görüşmeler yaptık. Toplamda 25 şehrin 53 ilçesine bağlı 123 Çerkes köyü hakkında bilgi topladık.

s3

– Çalışmanın bir ayağı da köyler hakkında bilgi toplamaktı o zaman.

– Evet, farklı köyler hakkında. Köyde yaşayan kişinin yada oraya misafir gelmiş birinin gözünden köyün hikayesini de dinlemeye gayret ettik. Yada mesela şehirde görüştüklerimizden kendi köyler hakkında bilgi almaya çalıştık. Köy ahalisi olarak sınıflandırdık bu görüşmelerimizi. Gittiklerimiz dışındaki köyler hakkında da bilgi toplamış olduk bu şekilde. Şu anda yaklaşık 120 Çerkes köyü hakkında bilgi toplamış durumdayız. Şehirlerde görüştüğümüz kanaat önderi diyebileceğimiz, genelde dernek yöneticileri ile de görüşmelerimiz oldu dediğim gibi, şehir sakinleri olarak değerlendiriyoruz biz onları. Bütün hepsini dikkate aldığımızda toplam 400 kişi ile doğrudan temasa geçmiş durumdayız. Bunların bir kısmı sözlü tarih görüşmesiydi. Bir kısmı ise derinlemesine mülakattı. Ayrıca köylerde olmazsa olmaz görüşmelerimizden birisi de köyle ilgili muhtar görüşmeleriydi. Muhtar ya da muhtarı vekaleten görüştüğümüz bir isim mutlaka oldu.

– Çerkes diasporasında sözlü tarih çalışmaları genelde amatör olarak ve Çerkes diasporası bireyleri tarafından yapılır. Siz belki de bu konuda akademiden, Çerkes diasporasına dışarıdan bakan birisi olarak en geniş çalışmayı yapanlardan birisiniz, hatta belki de tek kişisiniz. Sizin için nasıl bir tecrübe oldu bu?

– Çalışmayı tek başıma yürütmedim bunun özellikle altını çiziyim. Bu bir proje ve ekip çalışmasıydı. Ben proje yürütücülüğünü yaptım. Yönlendirmeleri genelde öğrencilerimle birlikte yaptık. Öğrencilerim de sözlü tarih konusunda benden bir eğitim alarak başladılar işe. Çalışmada özel olarak dikkat etmemiz gereken hususları çıkarttık. Nasıl bir çalışma yürüteceğimiz hep birlikte uzun tartışmalardan sonra çıkarttığımız bir şeydi, bu kısmı önemli. Çerkes toplumundan olmadığımız için çalışmada mesafeyi sağlayabileceğimizi düşünüyordum. O açıdan belli dezavantajlarımız ve avantajlarımız oldu. Dil konusunda bir bariyerimiz vardı. Ama Çerkes olup da dili bilmeyenler de çoklukta olduğu için o konuda o kadar büyük bir hasara uğradığımızı düşünmüyorum. Aksine biz Çerkesce de baya bir veri topladık, anlamasak da topladık. Sözlü tarihin gereği olarak masallar, ninniler, şarkılar topladık. Daha sonra onları deşifre edeceğiz, tercüme edeceğiz. Bu projenin başka bir çıktısı olacak. Öte yandan Çerkes toplumu hakkında sözlü tarih yapan fazla kimse yok gerçekten. İşin aslı Türkiye’de de sözlü tarih oldukça yeni. Çünkü tarih genel olarak tarihçilerin ve kahramanların tekelinde olan bir şeydir. Sözlü tarih, biraz daha farklı bakan bir pencere. Daha dezavantajlı, farklı düşünebilecek, farklı algılayabilecek kişilerin tarihi nasıl okuduklarını anlamak oldukça ilginç bir tecrübe oluyor. Bu anlamda çok ilginç verilere ulaştığımızı düşünüyorum.

– Oldukça ilginç figürlerle de karşılaşmışsınızdır muhtemelen. Onlardan da biraz bahsedebilir misiniz? Mesela sizi çok şaşırtan, hüzünlendiren, heyecanlandıran görüşmelerden?

– Çok ilginç görüşmeler oldu tabi. İlk köylerimizden biri Kızılot köyüydü mesela. Köye girdiğimizde burası bir köy mü dediğimiz, bizdeki köy algısını yıkan bir şeydi. Öyle bir şey var. Her köye girdiğinizde ayrı bir atmosfere giriyorsunuz, orayı anlama çabası oldukça heyecan verici. Ama birde sahanın gereği olan, sahanın yükselmesi diye bir şey var. Mesela Samsundan başlıyorsunuz, Çoruma, Tokat’a gidiyorsunuz, birden Sivas’a giriyorsunuz. Bütün bu bölgelerde hep yükselen, öğrendikçe değişen bir araştırmacı algısı var. Bizi saaha besledi bir anlamda. Buda farklı insanlarla karşılaşmamız sayesinde oldu. Farklı yüzleşmeler çıktı ortaya. Kendi ekibim içinde kişilerle de o temas çok özeldi.

– Çerkesler içinde ilginç bir yüzleşmeye sebep olmuştur muhtemelen geçmişlerinden bahsetmek. Peki nasıl karşılandınız, nasıl yaklaştı insanlar gittiğiniz köylerde size?

– Çerkesler’de gelenek olarak bir misafirperverlik vardır bilinen. Bunun üzerinden “bizim misafirperverliğimiz çok iyidir” ispatı çabası da yaşanır. Bizde bu misafirperverliğe nail olduk, gayet güzel karşıladılar. Bol miktarda “haluj” yedik, zaman içinde ekip şişmanladı. Köylerde mümkün olduğu kadar misafirliği belli bir seviyede tutmak istedik. Belki köylerde ikamet de edebilirdik. Bir köyde ikamet ettik sadece, onun dışında uyuyana kadar köyde kaldık ama sonra gidip kendimizi bir öğretmen evine attık.

s5

– Geceye kadar köyde kaldınız ve sizi oradan gönderdiler misafir etmeden.

– Bu, özel bir çaba gerektirdi tabi. Dediğim gibi köyler bizi çok iyi ağırladı. Farklı köylerdeki farklı profilde kişilere ulaşma konusunda çok ısrarlıydık. Bu konuda muhtarlar, yoksa vekaleten bir kişi yardımcı oldu bize. Bazı köyler karma yapıda, muhtar Çerkes olmayabiliyor. Bu durumlarda farklı bir network kullanmamız gerekti. Ayrıca Kaffed’e bağlı derneklerin yöneticileri çok yardımcı oldular. Hatta bazı yörelerde dernek yoktu. Kaffed bizi o yörede çok aktif olan birisine yönlendirdi. Onlardan destek aldık, bazı yerlerde özveriyle çok yardımcı oldular bize.

Mesela, adını vermeyim, bir köyde sadece kadınlardan oluşan bir aile olduğunu öğrendik. 2-3 kız kardeş birlikte yaşıyorlar ve Çerkes kadınından farklı bir profildeler, traktör kullanıyor vs. Özetle değişik bir aile yapıları var. Onlara ulaşmak istedik. Aslında böyle hassas durumlarda ilk görüşmeye ben giderim ama bu sefer öğrencilerimi gönderdim. Neredeyse kovalamışlar öğrencilerimi. Onlara ulaşamadık mesela, görüşmek istemediler. Böyle olaylar da oldu. Bazı yerlerde çok içkin bir korku ve korkunun verdiği bir konuşamama hali vardı. Bu da çok etkiliydi görüşmelerimizde. Tabi ki Çerkes toplumunun, Kafkasyalı halkların yaşadıkları sürgünle sonlanmıyor. Hatta belki bir anlamda yeni acılar başlıyor. Buraya yönelik hikayeleri dinlerken çokça hissettik bunu. Farklı coğrafyalarda bu durumu sürekli anlamsız olumlamayla gösterebilir bazı kişiler. “Bizim hiçbir sıkıntımız yok, her şey yolunda” şeklinde tepkiler alabilirsiniz örneğin. Bu aşırı olumlama hali çok şey anlatır aslında size. Bazı yerlerde gerçekten konuşmaya ket vuran, konuşmamasını içinden bir sesin söylediği kişi profiliyle çokça karşılaştık. Benim çarpıcı bulduklarımdan biri Adana’daki görüşmelerden bir tanesiydi; Çerkes Ethem ile birlikte mücadele etmiş birinin oğlu. Biz o köye gitmeden o kişinin yaşadıklarını az çok öğrenmiştik ama ondan dinlemeyi istiyorduk. Onun konuşmama, bize anlatmama bizim için de onun için de zordu. Biliyorsunuz İngilizce de İnterwiev, görüş aralığı anlamına gelen bir kelime. Türkçede mülakat kelimesi tam karşılamıyor bunu. Mülakat yapan kişi karşısındakinin fikrini aldığı kadar kendisi de beslenir, bir ilişki kurulur. O teması iyi yakalamak gerekir. Bu açıdan bizim içinde zordu, konuşamayan kişiyle konuşmaya çalışmak..

Öte yandan bazı coğrafyalarda kişilerin konuşmaya çok daha açık olduğuna da şahit olduk. Bazı coğrafyalarda ise konuşmaya küsmüş olduklarını gördük. Karma toplumlarda daha farklıydı; Türk-Çerkes karma köylerde, Avşarlarla, Yörüklerle, Manavlarla, Muhacirlerle, Kürtlerle, Alevilerle ilişkiler çok ilginçti. Farklı gruplar arası dinamiklerde okumaya çalıştığımız konulardan birisi oldu süreç içinde ister istemez. Sonuçta bu coğrafyada çok farklı gruplar yaşıyor. Onların birbirlerini ötekileştirme halleri de çok farklı.

– Farklı bölgelerde, ayrı süreçlerden geçmiş, birbirinden farklı Çerkes diasporalarından bahsedebilir miyiz peki?

– Bölgesel farklılıklardan bahsedebiliriz tabi ki. Zaten bence diasporadan bahsederken tek bir diaspora kimliğinden bahsetmek mümkün değil. Kimlikler değişir ve diasporalar çoklu yapılardır. Çerkes diasporasından bahsedebiliriz ama tekil bir Çerkes diaspora kimliğinden bahsedemeyiz. Yok öyle bir şey. Biz bunun ne kadar değişik, farklı versiyonlarının olduğunu görmüş olduk. Sadece coğrafya ile açıklanabilir mi emin değilim. Farklı coğrafyaların farklılaşması bir faktör ama tek başına değil. Bence Osmanlı’nın iskân politikasından başlayan tarihsel süreci çok iyi okumak lazım. Çünkü, hangi grupla yan yana konulduğu ya da hangi Çerkes gruplarıyla yakın köylere yerleştirildikleri, bölgede tek mi kaldıkları, bunların hepsi üzerine çalışılması gereken etmenler.

Çerkesce’nin yok oluşu, dilin tükenişi, vatandaş Türkçe konuş kampanyalarından sonraki halleri, ilk ilkokula başlayış hikayeleri, çocuklarına Çerkesçe isim verememe hikayeleri bunların hepsi bir anlam bizim için, oradan çıkan bir tarih var. Yani diasporanın kendi içinde bir tarihi var. O tarih içinde de farklılaşmalar oluşuyor tabi.

– Çok görünmeyen bir tarih bu aslında. Bu tarz çalışmalar ile görünür hale geliyor belki de. Malum şu ana kadar öyle bir tarih algısı olmadı ülkede, tek bir tarih okuması vardı. Şimdi yeni yeni görünmeyenlerin görünür hale geldiğine tanıklık ediyoruz bu tarz çalışmalarla. Bu da oldukça geniş bir konu skalası çıkartıyor karşımıza. Siz sözlü tarih çalışmalarınızda spesifik olarak kültürel olaylara, siyasete yada tarihsel süreç içerisinde belli bir meseleye odaklanmak gibi öncelikleriniz oldu mu?

– Biz açık gittik. Onun özellikle altını çiziyim. Yani şu araştırma sorusuyla yola çıktık ve sadece bunun cevabını aradık diye bir durum yok bizim çalışmamızda. Bu daha çok nicel araştırmaların işidir. Bu nitel araştırmada bizim gayemiz; çok açık sorularla gitmekti çünkü kişilerin ne anlatacağı ve kişinin derdinin ne olduğu daha önemliydi bizim için. Onu anlamak istedik ve üstüne gitmeye çalıştık. O yüzden açık bıraktık kapıyı, onlar açtılar onlar açtıktan sonra biz gireceğimiz noktaları aşağı yukarı belirlemiştik. Bu konular; soykırım ve sürgünden başlıyor tarih olarak, o zamandan günümüze kadar kişilerin hafızasında en çok kilitlenmiş konular. Onların en çok nerelerde, tarihin hangi noktalarında gizlenmiş olduğu önemliydi bizim için. Sorular bu şekildeydi, cevaplardan ziyade hikâyenin kendisini almaya çalıştık. Sorular onlar anlatsın diye tetikleyiciydi. Bu sözlü tarih için geçerli. Birde derinlemesine görüşmelerimiz var. Bu daha çok siyasi kimlik inşasının nasıl oluştuğunu tespit etme çalışmasıydı.

– Bu görüşmeleri biraz açalım isterseniz. Sözlü tarih dışındaki kısmı yani. Mülakatlarda nasıl bir yöntem izlediniz ve neleri ortaya çıkarmaya çalıştınız?

– Derinlemesine görüşmelerde birkaç nokta vardı aslında üzerinde durduğumuz ama her şeyden önce yine kişinin konuşması önemliydi. Önce ezber konuşmalar olur, kişi zaten konuşacaktır, önce onu bir dökmesi gerekir. Ondan sonra asıl gerçek fikirler çıkmaya başlar. Siyasi olarak nasıl bir talebi var, gerçekten kimliğini nerede tanımlıyor vs. Bu kimlik tanımlama serüveni, kişinin daha çok Müslüman kimliği, dini kimliği ön plana çıkabiliyor ya da milli kimliği, etnik kimliği gibi çeşitlenebiliyor. Bunların okunması; nasıl bir siyasi tutumu var, tarihteki farklı Çerkes figürleri hakkında neler düşünüyor gibi konular önemli oluyor bu durumda.

– Sanırım kendi kimliklerini daha çok tarihsel figürler üzerinden şekillendiriyor Çerkesler.

– Evet onlar üzerinden okumalar yapmaya çalıştık bizde. Doğrudan devletle ilişkiler, doğrudan siyasetle ilişkileri ölçmek konuşmak kolay değil. Bende öyle bir strateji geliştirdim aslına bakarsanız. Daha çok önemli Çerkes figürler üzerinden gittik, onlar üzerinden tartıştık diyebilirim bu anlamda. Ana eksenimiz böyleydi en azından.

– Peki proje şuan ne aşamada?

– Projede veri toplama aşamasını neredeyse bitirdik. Belki ufak birkaç görüşme daha yapılabilir. Ama çalışmanın veri toplaması büyük ölçüde bitti. Deşifre kısmı da bitti sayılır. 100’ün üzerinde deşifre yaptık. Onların dışında küçük bir deşifre çalışmamız daha olacak. Ondan sonra da bunları birkaç şekilde çıktı haline getirip sunmaya devam edeceğiz. Şu anda başladık bu aşamaya.

– Geçtiğimiz günlerde diaspora örgüt temsilcilerinin katılımıyla bir çalıştay yaptınız. Çalıştayın amacı, hedefi neydi ve tabi ki nasıl bir sonuçla karşılaştınız?

– Çalıştay, veri toplama sürecinin sonuçlarını paylaştığımız ve birazda İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerdeki dinamiği yakalamaya çalıştığımız bir odak grup çalışmasıydı aslında. Bu odak grup çalışmasında hedefimiz, taşrada okuduğumuz hikâyenin bir benzeri mi var kentte, bunu sorgulamaktı. Çünkü köy ile kent arasında bir fark olduğunu görüyoruz. Zaten taşrada da bu fark kendisini belli ediyor. İstanbul, Ankara gibi şehirlerde bu fark görülüyor mu, buydu önceliğimiz. Sonuçta asıl hareket, yani siyasi hareketler daha çok kent merkezlerinde yoğunlaşıyor. İstanbul bu bağlamda Türkiye için en önemli siyasi cazibe merkezi. Çerkes diasporası için de öyle. Bu bağlamda bir odak grup çalışması düzenledik. Burada mümkün olduğu kadar farklı görüşten kurum, dernek, inisiyatif ve vakıftan kişilerle görüşmeler düzenledik. Amacımız sivil toplumun diasporik kimliklerini nasıl inşa ettikleri, kendilerine nasıl bir kimlik düşündükleri ve taleplerinin neler olduğu üzerinden gelişti. Başarılı da oldu gibi geliyor bana. Gerçekten bir farklılık olduğunu ben sezdim en azından.

– Kent ve köy arasındaki farktan bahsediyorsunuz sanırım.

– Evet. Köyden kent göçün yaşandığı bir ortamda köylülerin kentliler için “onlar bilmez artık kültürü” dediği bir algı var. Aslında köyden bir kopukluk var şehirde de. Yani herkes sonuçta kendi köyünü biliyor ama toplumdaki genel resmi okuma konusunda muhafazakâr olunduğunu düşünüyorum ben iki tarafında. Yazdığım bir makalede de belirttim bunu; kent aslında Çerkes diasporik kimliğinin en önemli üretken gücü. Çerkeslik buradan besleniyor artık. Köyde otantik bir şekilde kalmış gibi bir algı olsa da aslında kentte çok daha yüksek düzeyde yaşanıyor Çerkeslik. Politik olarak daha aktif olan yer burası. Bir taraftan da arada kopukluk oluşu gayet normal. İki tarafın birbiri hakkındaki bilgi alışverişini galiba bizim sağlamamız gerekiyordu. Projenin ne kadar önemli olduğunu bu odak grup çalışmasında daha fazla fark ettim ben bu anlamda. Çünkü biz hem köyü bilerek hem de kenti görerek bu iki arayı bulabiliriz, iletişimi sağlayabiliriz. Odak gruptakiler “köydekiler çok da bilmez” gibi konuşabiliyor. Ama köydekiler de aslında bir anlamda bu diasporaya çok vakfetmiş kendisini. İki ayrı uç varmış gibi. İki ayrı ucun birbiri ile barışma süreci gerekli belki de. Yani birbirleri ile Çerkeslik konusunda yarış halinde olması değil de, iki tarafın birbirlerini tanıması ve anlamaya çalışması önemli sanki. Bizim çalışmamız kentliyi daha çok besleyecek, çünkü akademik çalışmalar kentliler tarafından okunur nihayetinde. Biz köydeki sözü kente taşıyacağız. Akademiye taşıyacağız. Herkese açmak için elimizden geleni yapacağız. Böylelikle aradaki fikir, tarih alışverişine de bir katkımız olacak.

– Sanırım birde Mayıs ayında bir konferans planınız var. Konferansta neyi amaçlıyorsunuz, neler olacak içeriğinde?

– Proje kapsamında ki çıktılarımız en başta makaleler olacak ama iki tane özel çıktımız da olacak. Bir tanesi 9 Mayıs’ta düzenleyeceğimiz “Çerkes Diasporası Konferansı”. Akademik nitelikli bir konferans olacak. Farklı akademisyenlerden Çerkes diasporasına ilişkin sunum yapmasını isteyeceğiz . Bunun ardından ise ciddi bir tartışma ortamını yaratmayı planlıyoruz. İkincisi ise, bu araştırmadan bir belgesel çıkartıyoruz. Belgeseli de bu konferansın sonunda sunacağız. Amaçladığımız bu iki hedef dışında ki diğer büyük hedefimiz ise sözlü tarih web sayfası. Tam adını düşünmedik ama Çerkes Sözlü Tarih web sayfası diyebiliriz şimdilik. Facebook’ta yeni bir sayfa açtık; “Kuzey ve Batı Kafkasya Halkları-Türkiye’deki Diasporalar” adında. Web sayfasını ilginç verilerimizin sunulduğu, deşifrelerin, görüntülerin, ses kayıtlarının olduğu bir sözlü tarih web sayfası olarak düşünebiliriz. Sözlü tarih yaptıktan sonra arşivlemek çok önemlidir. Ama bunun Türkiye’de yapılan örneklerde de çok başarılı olduğunu düşünmüyorum. Artık dijital-elektronik bir çağdayız. Bu dönemde sözlü tarih çalışmalarını kitaplaştırmak yeterli olmuyor. Bunları interaktif ortamlara, sosyal medyaya yaymanız da gerekli. Bir çeşit arşiv olacak bu sayfa. Tabi kişilerin özel kaygılarını, gizlemek istediklerini dikkate alarak hazırlayacağız bunu.

– Genelde TÜBİTAK projeleri dahil olmak üzere akademik projelerde çok alışkın olmadığımız bir şey bu. Çünkü akademik projeler akademik yayınlardan takip edilir ve zamanla unutulup gider. Sizin projeniz ise çok farklı. Yaptığınız tüm çalışmayı kamuya açmış olacaksınız bir şekilde.

– Evet. Özellikle sözlü tarihte böyle bir amacımız var. Derinlemesine görüşmelerde ise kişiler onay verirse açık olacak. Ama sözlü tarih herkese de açık olmalıdır. Biz bunu TÜBİTAK projesi olarak yaptık ama kendimizden de çok şey kattık. Mesela TÜBİTAK projemizde amaç en fazla 80 görüşme yapmaktı biz 400 görüşme yaptık. Bunu bütçemizin çok kısıtlı olmasına rağmen ve çok büyük efor sarf ederek gerçekleştirdik. Bu bağlamda ekibimiz çok iyiydi, iyi bir iş çıktı. Tabi bu iyi işi sadece kendimiz sahiplenmiyoruz. Çünkü bizim değil konuştuğumuz kişilerin sözlü tarihidir yaptıklarımız. O yüzden de herkese açık olmalıdır. Gidip birilerinin zamanını almak önemli bir şey. Biz o kişilerin zamanlarını aldık, bize anlattılar. Bu anlatılanların arşive konması gereklidir ki bir daha o kişi rahatsız edilmesin, bir daha anlatmak zorunda kalmasın. İstiyorsa anlatabilir tabi ama anlatmayacaksa ya da son görüşen biz isek? Bu sebeple bunları arşivlenmesi ve paylaşılması çok önemli. Bunlar bizim mülkiyetimizde değil sonuçta.

– Son olarak proje ne zaman nihayete ereceğini sorayım.

– Proje ağustos ayında tamamlanmış olacak. Dediğim gibi; bir konferans, bir belgesel, bir sözlü tarih web sayfası, en az 5 tane makale, bir ya da iki kitap var planlarımızda. Çünkü elimizde oldukça fazla materyal var, bunları mümkün olduğu kadar akademik bilgiye dönüştürmenin derdindeyiz. Makaleler, kitaplar bunun için. Farklı başlıklarımız çıktı proje sonunda. Aklımızda tek bir soruyla gitmediğimizi söylemiştim, ama sonuçta farklı bir o kadarda çok cevapla döndük. Bunların hepsini değerlendirmek istiyoruz.

– Son soru dedim ama bir soru daha var aklımda konferans ile ilgili. Konferansın adı “Çerkes Diasporası” olacak dediniz. Sanırım bu akademide ilk olacak. “Çerkes Diasporası” diye akademik bir çalışma hatırlamıyorum ben.

– Şimdiye kadar böyle bir proje de olmamıştı.

– Ben cevabımı aldım çok teşekkür ederim.

– Ben de ilginiz için çok teşekkür ederim.

 

 

 

 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone