Kenan Kaplan ile Söyleşi (3): “Nasıl MİT’çi oldum, açıklıyorum”

ÇDP Genel Başkanı Kenan Kaplan ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin son bölümünde kendisi ve ÇDP hakkındakiler iddiaları, Yalçın Karataş’ın adaylığı konusundaki görüşlerini ve seçim çalışmalarını konuştuk. Oldukça sansasyonel açıklamalarda bulunan Kenan Kaplan “nasıl MİT’çi olduğunu” anlatarak başladı söze...

Kuban Kural: Kaldığımız yerden devam edelim istiyorum. ÇDP kuruluşunda ve seçim sürecinde bir görüşme oldu mu, olmadı mı Kaffed ile aranızda ?

Kenan Kaplan: Bu süreci biraz etraflıca anlatmak lazım. Biraz uzun olacak ama bu konu önemli. Cihan Candemir döneminden itibaren görüşüldü Kaffed ile. Bakın ben bunu artık açıklamak istiyorum. İnsanlar benimle ilgili MİT’çi, istihbaratçı, derin vs. gibi ifadeler kullanıyorlar. Bunların iddiaların detaylarına biraz girmek lazım ki halkımız gerçekleri görsün. Ben Bağlarbaşı Derneği başkanlığı döneminde Günsel hanımla yakın ilişki içerisindeydim. O süreçte dernek yönetimde değildim ama bir çok şeye destek oluyordum. Avrupa Birliği’nde etnik halklar anadil eğitimi vs. gibi konularda bir kaç seminer çalışması da düzenledim o dönemde dernekte. O zamandan bu tarz düşüncelerimiz vardı yani. Bu süreçte AB ilgili katıldığım bir toplantıda Egemen Bağış ile yanyana geldim tesadüfen. Benim Çerkes olduğumu da söyleyerek tanıştırdılar kendisiyle. Çerkesleri çok sevdiğinden falan bahsetti Egemen bey. Tam o esnada bende Egemen beye dedim ki, “bizim kültürümüz dilimiz yok oluyor. Bizi çok seviyorsunuz ama bu bizim varlığımızı korumamıza yetmiyor. Biz dilimizi kaybedersek anavatanımızla bağlarımız kopacak. Bizim buradaki varlığımız Türkiye’ninde Kafkasya’daki gücüdür. Biz yok olursak Türkiye’nin kazanacağı bir şey yok. Kaybedeceği ise çok şey var. Buna sahip çıkmanız lazım dedim. Bir Çerkesçe televizyon olmazsa olmazımız örneğin” dedim. Kendisi de ilgilendi ve hemen telefon açtı Başbakanlık Müsteşarına. Televizyon kanal tahsisleri işinden sorumlu kişi aradığı müsteşar. Dedi ki “burada Kenan bey kardeşimiz var yanımda. Sizin telefonunuzu vereceğim ona. Kendisine bir randevu verin Çerkesçe televizyon kanalı konusunu sizinle görüşecekler”. Akabinde ben randevu aldım müsteşardan. Gideceğim görüşmeye ama o zaman ne ÇHI var nede ÇDP. Ben sadece Kaffed’e bağlı Bağlarbaşı derneğinde çalışıyorum ve orasıyla irtibatım var. Bu sebeple hemen Günsel hanımı aradım. Günsel hanım hemen federasyon başkanımızı çağıralım dedi. Cihan Candemir’i çağırdılar. Marmara Üniversitesinin yemekhanesinde buluştuk. Anlattık kendisine durumu. Randevu alınmasına da Cihan Candemir kendisi onay verdi. Bizde randevuyu aldık. Ankara’ya gittik. Cihan bey de oradan katıldı. Anlattık Müsteşar’a durumu. “Bu sizin en tabi hakkınız dedi”. Çerkesleri sevdiğini Çerkeslerle ilgili hatıralarını vs. de anlattı. “Devlet için 5-10 milyon dolar bir şey değil ama sizin için önemli bir şey” dedi. Bunun üzerine dedik ki, Cihan Candemir bizim federasyonumuzun başkanı. Yüz tane derneğimiz var bünyesinde. Avrupa’da, Amerika’da, Ürdün’de de örgütlüyüz falan diye, biraz da abartarak anlattık durumumuzu. Kafkasya’da da Türkiye’ye olumlu bir imaj kazandıracaktır bu girişim dedik ayrıca. Cihan Bey de bu işi organize etme işini üstlendi haliyle Kaffed başkanı olarak. Mutlu ve umutlu bir şekilde döndük Ankara’dan. Cihan Bey Günsel hanım ile irtibat kuracak bana da haber verecekler.. Bir hafta, on gün, 1 ay geçti Cihan Bey’den haber yok. En son Cihan Candemir Günsel hanımın telefonlarına da çıkmamaya başladı. En nihayetinde Günsel hanım Cihan bey’den bir iş çıkmayacak biz bu işi canlandıralım dedi. Bunun üzerine Günsel hanım, ben, Fuat Uğur tekrar gittik, görüştük Müsteşar Bey ile. Bir rapor ve taslak hazırlayıp verdik.

O arada Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olan, bizim konuyu görüştüğümüz kişi Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığına atandı. Evet, tahmin ettiğiniz gibi o kişi Hakan Fidan’dı. O arada, süreçte geciktiğimiz için bizim projemiz de akamete uğradı haliyle. Şimdi bunun üzerinden yaptıkları spekülasyon şu; “Bunların Hakan Fidan ve MİT ile ilişkisi var.” Bu kadar basit olabilen insanlar bunlar. Açıklarsak şöyle olur, böyle olur diyorlar birde. İşte hodri meydan, ben açıklıyorum. Hikaye bundan ibaret, rahatlasınlar artık. Ayrıca şunu da açıkça ifade ediyorum. Ben bir Çerkes olarak, halkım için gerekiyorsa MİT başkanı ile de görüşürüm. Bir ülkede, bir halkın varlık mücadelesiyle ilgili bir şey istihbarat teşkilatı onay vermeden hayata geçirilebilir mi? Geçirilemez. Bundan da gocunmuyorum ama bundan yola çıkarak itibarsızlaştırma ve itham etme girişimleri son derece yakışıksız.

ÇHİ süreci de bu anlattığım olaylardan sonra başladı zaten. Ben Kaffed’in, başkanı da dahil bu atıl ve garip yapısını görünce bu sürece müdahale edilmesi gerektiğini düşündüm ve ÇHI süreci başlamış oldu.

Şunu da söyliyim, isim vermek istemiyorum ancak daha sonra Çerkes televizyonu sürecini biz yine devam ettirdik. O süreçte bu işlere Bülent Arınç bakıyordu. Onu da ziyaret ettim bu konuda. Bu seferde Başbakanın seçim kampanyalarını düzenleyen bir Çerkes hemşerimizin engeline takıldık. İş devletten siyasetin inisiyatifine geçince bu sefer orada da “ben bunlara kefil değilim” diyen bir hemşerimiz yüzünden Çerkesçe televizyon süreci akamete uğradı. Bilen biliyor zaten bu ismi.

Dolayısıyla süreç bundan ibaret. Şunu net olarak ifade ediyorum, ne yaptıysak halkımız için yaptık ve bundan sonrada onun için yapacağız. Yanlış yapmış olabiliriz, söylemlerimiz eksik olabilir yada bizi yetersiz bulabilirler. Biz, bizden daha liyakatli olanların talip olmasına da hazırız. Böyle bir durumda size devredelim, siz alın yürütün. Biz şahsi bir talep ve beklenti içerisinde değiliz. Keşke daha güçlü eller yada gençler, aydınlarımız sahiplenseler bu süreci. Ancak biz şunu da yaşadık bu süreçlerde. Entelektüellerimizi çalıştaya çağırdığımızda gelemediler. Çerkes kimlikli öğretim üyelerimiz, “efendim benim kariyerim etnik kimliğimin önünde gelir, benim ideolojim etnik kimliğimin önünde gelir” bahaneleriyle uzak durdular çalışmalarımızdan.

Seçim gündemine geri dönelim istiyorum. Çerkesler arasında seçim sürecinde en çok tartışma yaratan bölge İstanbul ve İstanbul’daki bağımsız adaylar konusu. Siz İstanbul’daki bağımsız adaylarınızı belirledikten sonra sizin partinizden olmayan kişilerden bağımsız adayları Xase belirlesin diye bir öneri geldi. Bu öneri hakkında görüşlerinizi merak ediyorum.

Bu öneriyi getiren kişiye bakmak lazım önce. Bu öneriyi getiren arkadaşımız neticede bir hemşerimiz. Onu küçültecek, ona zarar verecek hiç bir söylemde bulunmak istemem. Tam tersine şu veya bu şekilde bende Çerkesim, Çerkesler adına aday olmak istiyorum dediği içinde saygı duyuyorum kendisine. Yanlışları bir tarafa bu yönüyle saygı duyuyorum kendisine.

Yalçın Karataş kendisine sadece Çerkeslerin adayıyım demiyor zaten her şeyden önce. Emekçinin, emeğin adayıyım şeklinde ideolojik bir duruşu yansıtıyor kendisi. İkinci bölgeden aday olma sebebi de bu aslında. İkinci bölgeden HDP’den aday gösterilmek için mektup yazdı aslında Yalçın Karataş. Arkasında Jıneps’in de bulunduğu bir grup HDP’ye önerdiler kendisini. Daha aday adayı olmadan, aday olacak bir yerden gösterilmesi için önerildi Yalçın Karataş kısaca. Burada sonuca ulaşamadılar. Çerkes seçmenin en az olduğu yer zaten ikinci bölgedir biliyorsunuz. Bu bölgede bir şansı yoktu. Anketlerde sıralamaya girdim falan diyor ama bakıyorsunuz 500 kişi örgütlenmiş internette garip bir sitede oy vermiş de birinci olmuş. O siteye girip oy verenlerin de kim oldukları belli zaten. Böyle komik bir durum var ortada. İkinci bölgede HDP adaylığı söz konusu olamayınca bu sefer derin Kaffed aklı devreye girdi. “İkinci bölge adayıyım deme tam bağımsız İstanbul adayıyım de” diye yönlendirdiler onu. Yahu İstanbul’da bütün bölgeler bir adaya oy mu veriyor da sen tam bağımsız İstanbul adayıyım diyorsun. Tam bir komedi. Bu sefer ÇDP’nin karşısına bir aday çıkarmaya dönüştü süreç. Vacit Kadıoğlu ben destekliyorum Yalçın Karataş’ın kampanyasını başlatıyorum vs. diye propagandaya başladı. Yalçın Karataş’ı aslında birazda mecbur bırakarak bu noktaya getirdiler. Onun adına da üzülüyorum, zor bir durumda kaldı. Geri adım atamayacak bir noktaya sürüklendi. Sonuç itibariyle birinci bölgeden adayım demek durumunda kaldı. Derin Kaffed’in iradesine boyun eğmiş oldu bir şekilde, bu çok üzücü bir durum. Her şeye rağmen ben bunun Günsel hanımın adaylığını etkileyeceğini düşünmüyorum.

Adayları Xase belirlesin önerisi de bu süreçte mi gündeme geldi?

Xase geleneğinde bugüne kadar ne zaman Çerkes halkının siyasal kararları alınmış Allah aşkına. Eğer toplumumuzda yaşayan bir Xase geleneği olsaydı ,parti kurulmadan g yada parti kurulduktan sonra Xase toplanır aday belirlerdi. Bunu bir kenara bırakalım hadi, Xase dediği kim kendisinin?

Kaffed, biz parti kurup aday belirledikten sonra bağımsız adaylar belirlemek için toplantılar yaptı. Biz bunları da biliyoruz ama aday bile bulamadı neticede. Biz bile siyasi bir yapı olduğumuz halde bırakın Xase’nin aday belirlemesini aday olacak insan bulmakta zorlandık. Çünkü politika yapacak seviyedeki insanlarımız angaje olmuş haldeler. Ya ideolojilere teslim olmuşlar, ya inanç gruplarına teslim olmuşlar. Yada marjinal gruplar içerisinde yer almış durumdalar. Siyasetle bunlar ilgileniyor maalesef. Geri kalan kısmın da siyasi bir vizyonu da talebi de yok. Bunların içinden aday bulup aday olmasını sağlamak ayrı bir dert. Finansmanını yapmak ayrı bir dert. Onun için bu Xase gibi öneriler saçmalıktan başka bir şey değil. Neticede Xase dediği şey nedir, dernekler dimi? İstanbul Çerkes Derneği’nde toplantı yaptık, destekliyor musunuz Yalçın Bey’in adaylığını diye sorduk ben orada, herkes karşı çıktı. Bağlarbaşı derneği, kendi kardeşinin başkanı olduğu dernekte de benzer bir şey yaşandı. Orada yaptığımız toplantıda da sordum ben. Siz yetki verdiniz mi Yalçın Karataş’a ombudsman seçtiniz mi seçim konularında Xase toplasın diye, dedim. Yine herkes yüzde 99 oranında hayır dedi. Bakın o toplantıları düzenleyendir kendisi. Kendi düzenlediği toplantılarda bile bir destek alamadı. Ama ÇDP şu anda artık toplumda kabul gören bir noktaya geldi. Evet, siyaset yapmanın tek yolu parti değil elbette ama Türkiye şartları içerisinde bütün yollardan daha etkili bir yol. Dünyada siz hiç milyonların, yüzbinlerin seçim mitinginde bir başbakan konuşuyor diye alanlarda toplandığını görüyor musunuz? Yada her ilde açık hava toplantılarının yapıldığı bir ülke var mı? Hayır yok. Ama Türkiye’nin böyle bir politik geleneği ve kültürü var. Siyasi partiler bu noktada en önemli araç toplumun siyasallaşması için. Bugün ÇDP yeni kurulmuş olmasına rağmen her gittiği yerde, orada bulunan derneği üye sayısından çok insanı bir araya getiriyor. O derneklerin toplayamadığı kadar insanı toplayabilen bir yapı haline geldi şu anda partimiz.

Toplantıların kalabalıklığı üzerinden spekülasyon yapmak için henüz erken olsa gerek, seçim sonuçları gösterecek bu kabul görme durumunu ama toplantılardan bahsetmişken şunu sormak isterim. Bölgelerde yaptığınız toplantılara baktığımızda katılımcılar arasından gençlerin ve kadınların oldukça az olduğunu görüyoruz. Kurucular kurulunuzda da pek genç yok gördüğüm kadarıyla. Bunu neye bağlıyorsunuz? Ve tabi gençlik kolları, kadın kolları gibi çalışmalarınız var mı yada olacak mı?

Aslında gençlerimiz var. Ama gençlerimizi her yere taşıyamıyoruz. Neticede ya çalışıyor yada okuyor gençlerimiz. Ekonomik sıkıntılar içinde olan gençlerimizi her yere taşımamız da mümkün değil haliyle. Ama emin olun şu anda 500’e yakın genci çıkarabiliriz, mübalağa etmiyorum. Bunların hepsi Çerkes de değil üstelik. Bakın Çerkes olmayan 500 tane üyemiz var bizim, her etnik unsurdan üyeler bunlar. Daha biz teşkilatlanmadığımız için üyelik sistemini daha hayata geçiremedik. Süreç kısa olduğu ve teşkilatlanmamızı bitirmediğimiz için bölge toplantılarımızı daha çok Çerkes taban ağırlıklı olarak yürütüyoruz şu anda.

Anladığım kadarıyla seçimden sonra örgütlenme faaliyetlerini artacak.

Evet. Her il ve ilçede teşkilatlanacağız ve bu teşkilatlarımızın tabi ki gençlik kolları olacak. Ayrıca üniversite örgütlenmeleri de kuracağız. Buna yönelik adımlarımız var. Bu bir süreç sonuçta, zaman ve maddi kaynak gerektiriyor ama hepsi olacak bu dediklerimin.

Kaynak konusu da Çerkes kamuoyunda çokça gündeme geliyor. ÇHI ve ardından ÇDP’nin kurulumu, bu aşamalarda maddi problemlerinizi nasıl çözüyorsunuz?

Bizim kaynaklarımız belli. Şu anda kurucular kurulumuzda olan 38 kişi. Onun dışında da 3-4 tane parti dışında olan hemşerimizin destekleri var. Bakın, parti kurmanın dernek kurmaktan bir farkı yok aslında. Ankara’da bir Genel Merkez binamız var, kirası 1000 TL. İsteyene kontratını da gösterebiliriz. 500 TL kadar da oranın genel giderleri var. Ücretsiz olarak genel merkezimizde çalışan Nurten hanım aynı zamanda kurucular kurulu üyemiz. O açıp kapıyor her gün. Personel giderimiz yok yani. Sabit masraflarımız bu kadar, başkada bir giderimiz yok. İstanbul’da parti merkezi olarak Maltepe Çerkes Derneği’ni kullanıyoruz. Oranın giderlerini de dernek karşılıyor zaten. Dolayısıyla çok bir giderimiz yok. Ha, pardon parti merkezimin döşenmesi vs. ile ilgili de 15.000 TL kadar bir masrafımız oldu. Seçim çalışmalarımız içinde toplam 50.000 TL gibi bir bütçemiz var. Adaylar kendi adaylık başvuru ücretlerini kendileri ödüyorlar bu arada bizde. ÇHİ’den bahsedecek olursak da, o dönemde 50 kişilik bir istişare kurulumuz vardı biliyorsunuz. ÇHİ’nin miting yada eylem masraflarını da istişare kurulu karşılıyordu. Bunun dışında 5 kuruş hiç bir resmi şirket yada kurumdan para alınmamıştır. Hepsi hemşerimiz şahıslardır destek aldıklarımız.

Birlikte yönetiminde bulunduğunuz Çerkes Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Nusret bey Tokat’ta Ak Parti’den aday adayı oldu seçim sürecinde. Sonuç itibariyle de aday gösterilmedi. Sizde Tokat’tan ÇDP olarak aday çıkartmadınız. Bu da çeşitli spekülasyonlara sebep oldu. Açıkça sorayım ÇDP Nusret bey Tokat’tan aday olduğu için mi aday göstermedi?

Bakın öyle olsa biz Kayseri’de de göstermezdik. Sonuçta orada da Çerkes aday vardı.

Ama Kayseri’de Ak Parti’den aday adayı olan kişi Çerkes Fed. Genel Başkanı değil sonuçta.

Bakın, Nusret Bey iyi bir Çerkestir. Dünyaya bakışımız, olayları değerlendirmemiz her noktada örtüşmüyor olabilir ancak Nusret Bey Çerkeslik adına atılacak her adıma katkı sunan bir insandır. Hatta karşı olduğu konulara bile destek olur. Tasvip etmediği gruplar bile kapısını çalsa, ki çalmıştır maddi destek vermiştir kendilerine. Böyle bir insan Nusret Bey. DÇDK’nin başına bizzat ben önerdim onu. Biraz da zorladık bu anlamda kendisini. Yine Çerkes Dernekleri Federasyonunu kurarken de bunun sorumluluğunu Nusret bey üstelendi. Bu süreçte de bizim ısrarımız oldu. Ama burada Nusret beyle bizim dünya görüşlerimiz birleşiyor diye bir şey yok. Siyasete bakış açımız oldukça farklıdır. Sonuçta Nusret bey geçmişte de Ak Parti’den aday adayı olmuştu. Ak Parti içinde de Numan Kurtulmuş ile damadı nedeniyle bir akrabalık ilişkisi vardı. Süleyman Soylu ile de yakın ilişkileri vardı. Kendisinin orada, iktidar partisi içerisinde olursa Çerkes meselesine daha fazla katkı yapabileceğini düşündü. Belki kendisine seçileceği konusunda garanti de vermişlerdir bilemiyorum o kadarını. Biz ise bunun Türkiye siyasal sistemi içerisinde mümkün olmadığını savunduk ve ters düştük.

Tokat meselesine gelince, bizim oradan aday göstermeyelim diye bir düşüncemiz olmadı hiç bir zaman. Bulamadığımız için göstermedik aslına bakarsanız. Maddi sebepler de var bir çok bölgeden adayımızın olmamasında. Açık söyleyelim Maraş’tan adayımız olmamasının sebebi ekonomiktir mesela. Bugüne kadar açıklamadık ama gerçek budur. Tokat, Sivas, Balıkesir, İzmir içinde durum farklı değil. Kısaca Tokat’ta da aday aradık ve bulamadık. Bir kısmı Ak Parti’ye angaje olmuş durumda oradaki Çerkeslerin. Ayrıca Nusret Bey gibi bölgede ağırlığı olan bir Çerkesin karşısına aday olarak çıkmak hemşerilerimize çok sıcak gelmedi. Olay bundan ibaret.

Gelelim sizin seçim bölgenize. 3. Bölgeden adaysınız, bölgenizden milletvekili olunabilmesi için kaç oy almak gerekiyor?

Doksan binin üzerinde oy almak gerekiyor.

Peki böyle bir potansiyel görüyor musunuz bölgede?

Böyle bir potansiyel var. İstanbul’da minimum 500 binin üzerinde seçmen var. Çerkeslerin en yoğun olduğu yer sonuçta İstanbul. Değil 3, 5-6 milletvekili çıkartabilir Çerkesler. Bir güç birliği yapabilecek miyiz? Gücümüzün, potansiyelimizin ne kadar farkındayız. Burada sıkıntı var. Ancak seçim süreci yaklaştıkça aklı selimin galip geleceğini düşünüyorum ben. Bakın, bu gün Türkiye siyasetinde karşılığımız sıfırdır. Bunu net olarak söylüyorum. Seçimden ÇDP bir oy bile alsa bir kişiyle temsil ediliyor olacağız siyaseten. O nedenle alacağımız oy, seçilmekten daha önemlidir. Çerkesler kendi kimlikleriyle bizde varız demişler ve ortaya çıkmışlardır. Bir irade beyanıdır bu . Bu iradenin tabana yansıması belki zaman alacaktır ama temennimiz odur ki bu irade karşılık bulsun ve parlamentoda temsil edilelim. Hem kendi halkımızı hem de bizim gibi yok sayılan halkları parlamentoya taşımış olalım. Bu hem Çerkes halkı için hem de Türkiye demokrasisi için çok önemli bir adım olacak.

9 adayınız var Türkiye çapında. Genelde siyasi parti liderlerine sorulur bu soru. Toplam oy hedefiniz var tahmininiz nedir?

Şu anda bir tahmin yapmak doğru olmaz. Türkiye’de genelde siyasi partilerin hepsi iktidar olacağız der ama yüzde 1 bile oy alamazlar. Ancak ben Çerkes toplumunda bu güne kadar olmadığı şekilde önemli bir karşılığımız olacağını düşünüyorum. Bu parlamentoya yansıyacak şekilde de olabilir güçlü bir oy oranıyla da olabilir. Bu bir dahaki seçimlerde Çerkes halkının bir özne olacağını ortaya koyacaktır. Bu açıdan çok önemlidir. Son olarak şunu söylemek isterim, benim Kenan Kaplan olarak yada ÇDP olarak halkımıza veremeyeceğimiz hiç bir hesabımız yok. Yada sorulacak sorulara veremeyeceğimiz hiç bir cevabımız yok. Verdiğimiz cevapların hepsi de şahitleriyle çek edilmeye hazırdır. Dolayısıyla halkımızın artık gerçekleri görmesini, partimizi ve mensuplarımızı itibarsızlaştırma çalışmalarına pirim vermemelerini arzu ediyorum. Zaten pirim vermediklerini gösteriyorlar her geçen gün sağ olsunlar. Bu bizim şahsımızın bir meselesi davası değildir, bu Çerkes halkının var olma mücadelesidir, Anavatanımıza sahip çıkma mücadelesidir. Bakın, bugün en hızlı asimilasyon Rusya’da oluyor. Üniter bir yapıya eviriliyor Rusya. Cumhuriyetlerimizde nüfusumuz gittikçe azalıyor. Farklı azınlıklar yerleştiriliyor cumhuriyetlerimize bilinçli olarak. Rusya önemli şekilde manipüle ediyor Türkiye’deki ve oradaki siyasal çalışmaları. Televizyon yayın saati 2 saate düşürüldü. Anadil eğitimi neredeyse kaldırıldı. Çerkes aydınları bir bir ortadan kaldırılıyor. Buna rağmen anavatan kucağını açmış bizi bekliyor gibi algı operasyonu yapanlar var Türkiye’de, açık söyleyeyim bu yalanları Rusya adına atıyorlar toplumumuza. Bunlar sanki her isteyen gidebilecekmiş gibi, kapılar açıkmış gibi propaganda yapıyorlar. Halbuki Suriye’den gidenler bile sınır dışı ediliyor. Dolayısıyla Rusya Çerkeslerin anavatanına dönüşüne hiç bir şekilde açık kapı bırakmıyor. Tam tersine orada da yok oluşun taşlarını döşüyor. Ancak biz burada güçlü bir diaspora olur, siyasallaşır ve haklarımızı elde edersek bu Rusya’ya yansıyacaktır. Biz burada anadilde eğitim hakkı elde edersek Rusya buna kayıtsız kalamaz. Çünkü Dünya nezdinde prestijini düşünmek zorundadır Rusya. Biz burada 24 saat yayın yapan radyo-tv yayın hakkı elde edersek Rusya buna kayıtsız kalamaz. Buradaki her kazanımımız anavatanımıza olumlu şekilde yansıyacaktır. Bu nedenle buradaki mücadelemiz aynı zamanda anavatanın varlık mücadelesidir. Burada güçlü bir diaspora olursak tarihin ve konjonktürün getireceği imkanları da değerlendirme imkanımız olacaktır. Bu nedenle varlık mücadelemize her Çerkesin desteğini bekliyoruz.

Bitti.

Kenan Kaplan ile Söyleşi(1): “AK Parti yada Amerika’nın Çerkes meselesine sahip çıkmasından mutlu olurdum”

Kenan Kaplan ile Söyleşi (2): “AK Parti’yi yönetenler ulusalcı Müslümanlardır”