Kenan Kaplan ile Söyleşi(1): “AK Parti yada Amerika’nın Çerkes meselesine sahip çıkmasından mutlu olurdum”

7 Haziran seçimlerini gündeme alan söyleşilerimize Çoğulcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Kenan Kaplan ile devam ediyoruz. Kimdir Kenan Kaplan diyerek başladığımız söyleşinin ilk bölümünde ÇDP’nin kuruluş sebebini ve kendileri hakkında ortaya atılan AK Parti projesi olma iddialarını konuştuk.

Kuban Kural: Kimdir Kenan Kaplan diyerek başlayalım isterseniz. Nerelisiniz, ne iş yapıyorsunuz mesela?

Kenan Kaplan: Amasya Hamamözü Göçeri köyündenim. Köyümüz Abzeh, Besleney ve Kabardey ailelerinden oluşan bir köy. Babam Abzeh Meretuko sülalesinden, annemse Kabardey Yedgun sülalesinden. Yani Abzeh bir baba ile Kaberdey bir annenin çocuğuyum. Çerkesçe konuşabiliyorum. Evliyim, iki çocuğum var. Kızlarımın birinin adı Janset, diğeri Setenay. Eşim Göksun Çardak’lı bir Çeçen. Çerkes bir ailede büyüdüm haliyle. Yaz tatillerinde sürekli köyüme giderdim. Burada dedem ve diğer akrabalarım Çerkesçeyi, xabzeyi, öğrenmemizde etkili oldular.

Üniversiteye İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünde başladım daha sonra Bursa Eğitim Enstitüsü Türkçe bölümünden mezun oldum. 25 yıl Türk Dili Edebiyatı öğretmenliği ve idarecilik yaptım. 2007 yılında emekli oldum. Emekli olduktan sonra da kısa adı TMSF olan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nda 4 yıl yönetici olarak görev yaptım.

Camia ile ilk tanışmam ise öğrencilik yıllarımda sanırım 1976’lı yıllarda Sultanahmet Derneği ile oldu. Çatalca lisesi mezunuyum ben. Liseyi bitirip İstanbul’a gelince Sultanahmet Derneğinde çalışmaya başladık. O arada yayınlanan Kuzey Kafkasya Dergisi’nin çıkması için baya yardımcı oldum. Bazı yazılarım da yayınlandı o dergide. Daha sonra Sultanahmet Derneği satıldı. Satıldıktan sonra Şamil Kültür Eğitim Vakfı’nın yeri alındı. Bizde oraya gidip gelmeye başladık. Oraya geldik. Hatta Kuzey Kafkasya Dergisini o süreçte yeniden çıkardık. Ondan sonraki yıllarda da Yeni Kafkasya gazetesi çıkmıştı. Onun son iki sayısına Genel Yayın Yönetmeni olarak destek verdim. O dönemde Kuzey Kafkasyalılar Platformu adıyla bir platform da oluşturmuştuk. Oradaki amacımız siyasi yapılarla ilişki kurarak Çerkes varlığını parlamentoda görünür hale getirmekti ancak aramızda bütünlük sağlayıp sonuca ulaştıramadık. Daha sonra Bağlarbaşı Kafkas Kültür Derneği’ne ve Şamil Kültür Eğitim Vakfı’nın çalışmalarına katıldım. Bağlarbaşı derneğine Günseli Hanımın yönetimi döneminde katkı sundum. Kaffed’in misyon vizyon çalışmalarına Bağlarbaşı temsilcisi olarak, aktif olarak katıldım.

Camiada nerede ne varsa içinde olmaya çalıştım özetle. Hem gençlik döneminde hem yaşlılık döneminde diasporada sosyal faaliyetler içinde oldum. Bazıları nereden çıktı bu Kenan Kaplan, neredeydi şimdiye kadar gibi sorular soruyor zaman zaman. Kenan Kaplan bir yerden çıkmadı. Hep vardı camiada. Ama var olmayı kendi ideolojik çerçevesi içinde yer alan kişiler olarak tanımlayanlar bizi hep yok saydılar. Mesele bundan ibaret.

Daha önce bir siyasi tecrübeniz oldu mu peki? Yada her hangi bir siyasi parti üyeliğiniz.

Hiçbir siyasi partiye üye olmadım, içinde de bulunmadım. Ancak şunu da söylemeliyim. Lise 1 ve 2’de ve daha sonra Eğitim Enstitüsü yıllarında, yani 1977’ye kadar Türkiye’de yaşayan herkes, özellikle de öğrenciler olarak bir kutuplaşmanın içerisindeydik. Biz de muhafazakâr bir ailenin çocuğuyuz nihayetinde. O dönemde sağ-sol diye bir ayırım vardı. Bizde, anavatanı Sovyet Rusya’nın işgali altında olan Çerkes bir ailenin, bu konularda duyarlılığı da olan bir ailenin çocuğu olarak anti-komünist bir çizgide yani sağda yer aldık. O zamanlar sağ denilince de işte ülkücü hareket gibi gruplar geliyordu akla. Karşısında ise sol gruplar vardı. Hiçbir zaman ideolojik bir Türkçü olarak bir grubun içinde yer almadım. Ama anti-komünist bir dünya görüşüne sahip biri olarak hiçbir örgüte üye olmadan da olsa öyle bir yakınlığım oldu. Ancak 1977’ den sonra, 80 darbesi de olunca, Türkiye’de tezgâhlanan oyunları, neyin neden yapıldığını da gördükten sonra tamamen bağımsız bir Çerkes olarak hiçbir yapıya üye olmadan yoluma devam ettim. Daha çok Çerkes camiası ile iç içe oldum. Sonunda da, bizim asli görevimizin bu coğrafyada başkalarına hizmet etmek değil, kendi varlığımızı yaşatmak, geleceğe taşımak, anavatanımıza sahip çıkmak olduğuna inandım. Bu yöndeki çalışmaları organize etmeye çalıştım.

Şu anda da ÇDP’nin Genel Başkanısınız. Önce ÇDP’yi konuşalım sonra sizin adaylığınızı konuşalım istiyorum. Hangi ihtiyaca binaen kurdunuz ÇDP’yi?

Biliyorsunuz Türkiye Cumhuriyeti bir darbeler tarihi, bir asimilasyon tarihi, işkenceler tarihi. Bu süreçten Çerkesler de nasibini aldı. Yoğun bir şekilde baskılara ve asimilasyona maruz kaldı toplumumuz. Vatandaş Türkçe konuş kampanyaları onun öncesinde Ethem üzerinden Çerkes kimliğinin itibarsızlaştırılması sonra 150’likler listesinin çoğunun Çerkeslerden oluşması ve bu şekilde Çerkes aydınlarının sürülmesi hatta bir nevi ortadan kaldırılması. Bunlara Gönen Manyas sürgünlerini de eklediğimizde bu olayların tamamının toplum üzerinde psikolojik travmalara yol açtığı daha net görülür. Bu travma çeşitli fobiler oluşturdu tabi toplum üzerinde. İnsanlar çocuklarına, “aman kimliğini söyleme, Çerkes olduğunu söyleme” demeye başladılar. Hatta aksanı bozulur diye dilini öğretmekten imtina ettiler. Daha açık ifadeyle halkımız fobilerine teslim oldu. Bu süreçlerin ardından artık kendisini kimliği ile ifade etmeyen, asimile olmuş, hatta ölüm uykusuna yatmış bir toplum haline geldi Çerkesler. Ben bunu şuna benzetiyorum bir ağaç tek başına ayakta durur. İşte kurdu kuşu besler. Gölgesinde insanları serinletir. Dünyaya hayat verir. Ama bir sarmaşık ancak bir ağaca sarılarak ayakta durabilir, kendi başına ayakta duramaz. Bizim toplumumuz bu süreçlerin sonunda sarmaşık olarak yaşamayı seçti. Kendisini kendi kimliğiyle değil Türk kimliği ile tanımlar hale geldi. Bu da artık toplumu bir yok oluş noktasına getirdi. Türkiye’deki demokratikleşme hareketleri ile birlikte bütün toplumsal kesimler ayağa kalkarken, meydanları doldururken, taleplerini gündeme getirirken Çerkes toplumundan hiçbir ses çıkmadı. Sivil toplum kuruluşlarımız biz de varız demediler. Bizim de dilimiz, kültürümüz, kimliğimiz yok oluyor diyemediler. Başka bir açıdan baktığımızda Türkiye’de bu kadar nüfusu olan bu toplum bizim de bir anavatanımız var, Kafkasya politikalarını değerlendirirken bizi gözetmelisiniz diyemedi. Hiçbir konuda bir refleks gösteremedi. İşte bu noktada Çerkes Hakları İnisiyatifi ortaya çıktı. Birileri artık biz de çıkalım bir şeyler söyleyelim deme noktasına geldi. Toplumsal bir Çerkes hareketi olarak Çerkes hakları inisiyatifi kuruldu. ÇHİ, artık kültürel Çerkeslikten siyasal Çerkesliğe geçilmesini ve talep eden bir toplum haline gelinmesini, talep etmezsek, varlığımızı gücümüzü ortaya koymazsak yok olacağımızı, yok sayılacağımızı topluma anlatmaya çalıştı. Bunun akabinde Çoğulcu Demokrasi Hareketi oluştu. ÇDP de artık Çerkes toplumunun siyasallaşması, kendi varlığını siyasal alana da taşıması gerektiği düşüncesiyle ortaya çıktı. Çünkü eğer siz parlamentoda değilseniz, taleplerinizi Türkiye halkının, iktidarın gündemine getiremiyorsanız kimse sizi kale almıyor. Bakın Türkiye’de demokratikleşme sürecinde pek çok demokratik açılım paketleri, yasal değişiklikler vs. yapıldı yada akil adamlar heyeti oluşturuldu örneğin. Bunların hiçbirisinde Çerkeslerin esamisi dahi okunmadı. Neden? Çünkü talep edenlere, kendi sorunlarını sisteme dayatanlara öncelik tanınıyor. Dolayısıyla bu noktada Çerkes toplumu bir yol ayırımdaydı. Ya kaderimize razı olup bu iş bitti artık, yapacak bir şey yok diyecektik. Ya da imkanlar dahilinde bir başlangıç yapacaktık. Bir siyasal parti ile Türkiye’ye biz de varız, varlığımızı yaşatmak, geleceğe taşımak istiyoruz denecekti. Çoğulcu Demokrasi Partisi var olma iradesinin ortaya konmasının bir sonucu olarak ortaya çıktı. Tabi bu irade sadece Çerkes toplumu adına değil Türkiye’de görmezden gelinen, yok sayılan bütün halklar, kesimler adına ortaya konulan bir iradeydi. Çünkü demokratik taleplerde tüm halkların toplumsal kesimleri kapsayan taleplerdir. Dolayısı ile hem Çerkes toplumunun hem de diğer toplumların varlıklarını teminat altına alacak düzenlemelerin yapılmasına katkı sunmak ayrıca Türkiye’nin demokratikleşmesine, çoğulculuğu, çoğulcu demokrasi anlayışını Türkiye’nin gündemine getirecek bir siyasal yapılanmaya ihtiyaç olduğu düşünülerek ÇDP hayata geçirildi.

ÇHİ, ardından Dünya Çerkesleri Dayanışma Komitesi, sonra Çerkes Dernekleri Federasyonu, Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti ve ÇDP. Çok kısa sürede 5 tane örgüt kurdu aynı kadro. Hepsini denediniz olmadı da mı ÇDP’yi kurdunuz? Daha açık sormam gerekirse sivil toplum faaliyetlerinden ümidinizi kestiniz de mi kurdunuz yani ÇDP’yi?

Şu var, sivil toplum örgütleri siyasi partilerin arka bahçesidir. Onu besleyen yapılardır. Bu anlamda sivil toplum örgütlerinin fonksiyonları farklıdır. Hangi amaca binaen oluşturulduysa o amaca hizmet ederler. ÇHİ toplumsal politik bir hareketti ve Çerkes kimliğinin siyasallaşması amaçlanıyordu. Yani Çerkes tabanında bir kimlik bilinci uyandırılmasına yönelik bir hareketti. Tarihimize baktığımızda bu anlamda hiçbir siyasal hareket göremiyoruz. Dağlılar Birliği dışında bir altyapı yok. ÇHİ Bu amaca hizmet etti, başarılı da oldu. Çerkes varlığını Türkiye toplumuna, siyasi yapılara, devlete göstermiş oldu. Toplumun taleplerini iletti bir bakıma. Ayrıca tabanda da bir hareketlilik oldu. Yani Çerkes siyasallaşmasını başlatmış oldu. Bazıları bu söylemimizi iddialı buluyor ama ÇHİ kurulmadan önce sosyal medyaya girdiğimizde Çerkesler ile ilgili Çerkes tavuğu, Çerkes kızı vs dışında pek bir şey yok. Bir de sadece sürgün, hatta sürgün bile değil göç deniliyordu biliyorsunuz. Sonra Kafkasya Forumu ile beraber sürgün ve soykırım süreci başlamıştı. Ama Çerkes toplumunun sosyal medyada ilgi alanları kaşenlik, dernek toplantıları, kültürel çalışmalar vs. idi. Yani Çerkeslerin talepleri, varlık mücadelesi, anavatan perspektifi konusunda netleşmiş veya toplumun gündemi haline gelmiş bir durum yoktu. Bugün geldiğimiz noktada ise artık Çerkeslerin parlamentoya girmesi, kim daha iyi, ne yapılmalı, partilerden mi girilmeli, parti mi desteklenmeli, parti mi olmalı gibi tartışmalar var. Herkes artık Çerkeslerin de siyasal alanda temsil edilmesi gerektiği, kendi kimlikleri ile eşit vatandaş olması gerektiği konusunda hemfikir. Önceden ne vardı? Biz hain miyiz, yemek yediğimiz kaba pislemeyiz, annem babam Çerkes ama ben Türk oğlu türküm diyen bir kitleydi genelde Çerkesler. Hala var bunlar belki ama artık genel söylem bu değil. Bugün artık ÇHİ’nin ortaya koyduğu çalışmaların sonucunda tabanda bir kimlik bilinci oluştu ve bu Çerkes halkının varlık mücadelesine dönüştü.

Çerkes toplumunun siyaseten varlık gösteremediğini sizde söylediniz. Parlamentoyu hedeflemektense, Çerkeslerin sosyolojik durumunu ve politize olmamış bir kitle oldukları da dikkate alarak sivil toplumun güçlendirilmesi ve bu şekilde, önce toplumun siyasallaştırılması gerektiğini öneren bir kesim de var. Bu konuda sizin düşünceniz nedir?

Tabi bu da bir yöntem olabilir. Zaten biz ÇHİ’yi bunun için oluşmuştuk. Çerkes Kadınları Teavün Cemiyetini de bunun için kurduk. Bunlar siyasallaşmanın farklı ayakları. Yine biz dünya Çerkesleri Dayanışma Komitesi’ni bunun için oluşturduk. Yardım amaçlı ama aynı zamanda tüm dünyadaki Çerkeslerin dayanışmasını ortaklaşmasını önemle vurgu yaptı o yapı. Bunun sonucu olarak da önemli bir katkı sunduk. Bakın. Dünya Çerkesleri Dayanışma Komitesi şunu yaptı. Nasıl ortaya çıktığından bahsedeyim önce. Suriye’de durum çok kritik hale gelmişti. Golan dahil Çerkeslerin olduğu bölgeler bombalanmaya başlamıştı. Biz komiteyi kurmadan önce tüm kesimler Kaffed dahil davet edilerek acil bir toplantı yapıldı. Bağlarbaşı Dernek başkanı Ümit Duman moderatörlüğünde yapıldı toplantı İstanbul Çerkes Derneği’nde. Burada bir komite kurulması kararlaştırıldı. İsimlendirme sonraki toplantıya bırakıldı. Ama o kararlaştırılan toplantıdan önce Kaffed kendi komitesini ilan etti ve yok saydı diğer katılımcılar. Kendi genel sekreterleri de Kaffed’i temsil ediyorum diye katılmıştı ilk toplantıya halbuki. Bunun üzerine biz toplandık tekrar İÇD’de. Dünya Çerkesleri Dayanışma Komitesi’ni bu şekilde kurduk. Komite kurulduktan sonra ilk olarak Cevahir Otel’de büyük bir toplantı yaptık ve toplantıda sağladığımız imkanlarla, evi olanın evi ile, parası olanın parası ile, mesleği itibari ile destek olabileceklerin mesleği ile her türlü desteğe açık bir havuz oluşturuldu. Bu şekilde 600’e yakın hemşerimizi Türkiye’nin değişik yerlerine yerleştirerek istihdam ettik ilk defa. Akabinde imkanlar bitti tabi. Yoğun bir sıkıntı vardı ne yapılabilir diye düşündük. Sonunda devletten sağladığımız imkanlarla 200 konteynerlik bir Çerkes kampı oluşturduk. Bu kamp Türkiye’de birleşmiş milletlerin örnek gösterdiği kampın en güzel yerinde. Okulu, kreşi, sosyal kültür merkezleri, anadil sınıfı olan ve kendi bayraklarımızın asılı olduğu bir kamp. Burada 1200’e yakın hemşerimizi istihdam ettik. Daha sonra ev bulanlar buradan eve geçtiler. Bunların yerine yenileri geldi bu süreç hala devam ediyor. Bu konuda çok suçlandık. Hala da bizi suçlayanlar var. Ama bizi suçlayanlara şunu sormak istiyorum. Biz bu insanlarımızı ölümden kurtardık. Kendileri daha iyi imkanlar sağlayabiliyorlarsa açık orası gidip ziyaret edebilirler. Ama biz risk alarak bunu yaptık. O insanları toparladık, Beyrut’a getirdik. Beyrut’ta, Hizbullah’ın kontrolündeki bölgede 3-4 kez ben şahsen sorgulanarak, her an tutuklanma riskiyle karşı karşıya, 4 sefer gidip bu insanları getirdim. Bu süreci önemli buluyorum. Dünya tarihinde de sivil toplum operasyonu olarak gerçekleştirilen en önemli tahliye operasyonudur. Bunu ileride insanlarımız daha iyi anlayacaktır.

ÇDP’nin kuruluşu ile devletten icazet alarak kuruldu şeklinde iddialar var. Bunun bir başka versiyonu da AK Parti’den icazet alarak kurulduğu şeklinde. Bu eleştiriler genelde belli sivil toplum örgütlerinden gelse de sosyal medyada ciddi şekilde tartışılan bir konu bu. Siz bu iddiaların ortaya çıkış sebebini neye bağlıyorsunuz ve bu iddialara nasıl cevap veriyorsunuz?

Bize karşı bu ithamlarda bulunanlar dünyaya ideolojik yaklaşımla bakan yani at gölüğü ile bakan insanlar. Ulusalcı çevreler, ulusalcı solcular. Yada bazı marjinal gruplar. Kaffed çevresi ağırlıklı olarak. Bunların bunu yapması da gayet doğal. Bakın biz şuna karşı değiliz. Keşke AK Parti iktidarı Çerkes meselesine sahip çıksaydı. Biz bundan gocunmayız. Eğer AK Parti böylesine demokratik, çoğulcu bir parti olsaydı zaten ÇDP gibi bir parti kurmaya da gerek kalmazdı. Tam tersine bizim muhalefetimizin, bu partinin ortaya çıkışının temel sebeplerinden biri de AK Parti’nin demokratik açılım süreçlerinde, Türkiye’nin demokratikleşme süreçlerinde Çerkesleri ve bizim gibi diğer halkları yok sayması, görmezden gelmesidir. Güçlü olanlarla dar bir çerçevede sorunları çözmek istemesidir. Ak Parti’nin Türkiye’nin inanç sorunlarını Alevi-Sünni ekseninde, etnik sorunlarını da Kürt-Türk ekseninde çözmeye yönelik anlayışı ÇDP’nin hayata geçmesinin en önemli sebeplerinden biridir. Bir AK Parti projesi olmak yerine tam tersine AK Parti’nin demokratik yaklaşımına karşı konulmuş bir tavırdır ÇDP. Yöneltilen diğer bir iddiada Amerikan projesi, CIA vs. olmamız. O kadar önemsiyorlar ki kendilerini Çerkesler bazen. Keşke Çerkes halkı öyle önemsense. Ben şunu da söyleyeyim. Amerika gibi bir süper gücün Çerkes meselesine sahip çıkmasından mutlu olurdum. Keşke destekleseydi maddi manevi sahip çıksaydı. Hiç gocunmam bundan kendi adıma. Ama maalesef Çerkesleri dünyada ne Amerika ne Avrupa dinliyor. Çerkesleri ciddiye alan, dinleyen hiçbir kesim, hiçbir kimse yok. Bunu bugün açıkça görebiliyoruz. Keşke olsaydı. Asıl garip olanda şu, bize bu suçlamaları yapanlara bakıyorsunuz HDP’yi destekliyorlar. Açık olarak sorayım HDP AK Parti ile görüşüyor mu, Evet. Çözüm sürecini kim ile yürütüyor AK Parti yada Devlet. Peki HDP Amerika ile görüşüyor mu, destek alıyor mu? HDP dediğimiz Kandil, Kürt hareketi değil mi? HDP, PKK ile devlet arasında postacılık görevi yapıyor netice itibari ile. Siyasal ağırlığı olan, karar merciinde olan bir siyasi hareket değil. Bunu açıkça söylemek lazım. Saygı duyuyorum buna da o ayrı bir mesele. Peki, CIA ile görüşüyor mu, Avrupa’daki bütün istihbarat teşkilatları ile ilişkisi var mı? Bilmiyoruz, muhtemelen var. Peki insan kaçakçılığı var mı, uyuşturucu kaçakçılığı var mı Kürt silahlı örgütünde ve siyasetçilerinde. Kürt siyasi hareketinin örgütü mü PKK ve her türlü terör eylemi içerisinde var mı? Var. Peki bütün bu ilişkiler içerisinde olan bu yapıyı destekleyebiliyorsunuz da Çerkeslerin kuruluşuna öncülük ettiği, çoğulcu dünya görüşüne sahip bir Türkiye partisi olma iddiasında olan Çoğulcu Demokrasi Partisine kininiz nedendir? Bunu anlamak mümkün değil. Şunu açık olarak söyleyeyim, eğer ben Kenan Kaplan olarak milletvekili olmak isteydim ve AK Partili olsaydım, gider AK Parti de çok rahat siyaset yapar, belli noktalara da gelirdim. Ama tam tersine ben bir eğitimci olarak, Türkiye halklarının bütün kesimlerine 25 yıl hizmet etmiş, onuruyla emekli olmuş bir eğitimci olarak hayatımın bu son döneminde Çerkes halkının varlık mücadelesine katkı sunmayı, kendimi buna vakfetmeyi gerekli görmüş bir Çerkes evladıyım. Benim ne maddi yönden bir beklentim var bu işlerden, ne de kimsenin desteğine ihtiyacım var. Ne mevki ne makam beklentim var ayrıca. Arkadaşlarım da öyle.

devam edecek…

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone