İki genç Adıge, bir Abhazya projesi

“Canlar Ülkesi: Abhazya” belgesel ve kitap projesi, bir süredir fongogo.com’da başlatılan destek kampanyası ile gündemde. Fransa’da yaşayan Adıge Yönetmen Damla Yolaç ile Çerkes Köyleri projesinden tanıdığımız fotoğrafçı Denef Huvaj’ın ortak girişimi olan “Canlar Ülkesi: Abhazya”yı kendileriyle konuştuk.

Ajans Kafkas: Böyle bir belgesel çekme fikri nasıl oluştu? Nasıl bir araya geldiniz ve “Canlar Ülkesi: Abhazya” projesi ortaya çıktı?

Denef Huvaj: Damla’yla uzun süredir uzaktan birbirimizi tanıyor ve birbirimizin işlerini takip ediyorduk. İkimizin de yoğun tempolarından dolayı bir türlü bir araya gelemiyorduk. Sonra uzun uzun mailleşmeye başladık. O Çerkes Köyleri için bir belgeselin hazırlığındaydı ben de Çerkes Köyleri için bir fotoğraf projesi yapıyordum. Bunu nasıl birleştirebiliriz, ortak ne yapabiliriz üzerine uzun uzun konuştuk. Konuştukça ortak bir çok duygumuz ortaya çıktı. Ben bu arada geçen sene Abhazya’da bulunmuştum. Abhazya’da savaş döneminde de çok arkadaşım, tanıdığım vardı. Yıllardır gitmek istiyordum. Bir tek göremediğim o bölge kalmıştı ve gittiğimde müthiş heyecanlıydım. Hatta dağ yolunda, bir uçurumun kenarında gittiğim köyün muhtarı, “burda kocaman adamlar çığlık atıyor hiç mi korkmuyorsun gülümseyip duruyorsun” diye sordu bana. “O kadar heyecanlıyım ki korkmak aklıma gelmiyor, hep gülesim var” dedim. Ve sanırım orda bulunduğum sürece en ciddi konuşmaların ortasında bile hep gülümsedim. Kitabın ilk kısmında da yazmak istiyorum. Bir masada sırayla herkes bir şey söylerken, bir büyük ayağa kalktı ve ‘küçük bir ülkeyiz, ama o kadar da büyük. Kaç kişisiniz diyorlar , kaybettiğimiz canlar sayılara sığmaz, duygular sayılara sığmaz, Ama iila ki soruyorlarsa biz Abhazlar bir milyon kişiyiz, ağaçlarla beraber. ‘dedi. O cümleden sonra her cümlelerini yazmaya başladım. Erkekler içlerine ağlar, içlerine sığmayan ise burdan akar diye gösterdikleri küçük şelalerini, annesi ölmüş diye beslenen tatlı ayı yavrusunun hikayesini, anlattıkları her şeyi… Ne diyebilirim bilmiyorum ama içime işledi işte. Bu hikeyeler ve fotoğraflarla bir kitap yapmaya karar verdim. Uzun sohbetlerimizde bundan Damla’ya da bahsettim. Sonrasında bu heyecanlı projeye adım attık işte.

Proje sonunda ortaya bir belgesel ve bir de kitap ortaya çıkacak galiba. Belgeselin içeriğini nasıl planladınız? Yani hangi konulara odaklanacak belgesel?

Damla Yolaç: Abhazya çok köklü bir kültüre sahip biliyorsunuz. Tarihsel gerçeklere ek olarak bugünkü yaşantıya yer vermek, bu yüzden çok hikaye dinlemek istiyoruz. En iyi ev sahipleri anlatır düşüncesiyle, anılarına yer vermek istiyoruz. Tüm doğal güzelliklerini göstermek, yeme-içme alışkanlıklarından, düğünlerine yer verebildiğimiz kadar ayrıntıyı yakalamak istiyoruz.

Belgeselin dışında, basılacak kitabın içeriği ne olacak peki? Belgesel ile paralel bir çizgide mi düşünüyorsunuz kitabı?

Denef Huvaj: Az önce de bahsettiğim gibi, halkın kendi kendine anlattığı hikayelere yer verip bol bol fotograf çekmek istiyorum. Abhazya çok renkli bir coğrafya. İnsanların hayata yaklaşımı çok farklı. Ben işin en çok burasından etkileniyorum. Ayrıca tabiki harika doğasından ve tarihinden. Kitap belgeselden bağımsız ilerleyecek ama içerik olarak da çok farklı şeyler olacağını sanmıyorum. Sanırım Damla’yla kendi görsel disiplinlerimizi ifade etme şekillerimizde ve yakaladığımız ayrıntılarda biraz ayrışacağız. Ama tabii konu ortak.

Denef Hanım sizin bir Çerkes Köyleri projeniz olduğunu biliyoruz. Bu proje neyi hedefliyor ve ne aşamada?

Denef Huvaj: Çerkes Köyleri Projesi geçmişimden itibaren bağlı olduğum bazı şeylerin yok oluşunu kabullenemeyişimle doğdu. Yani proje fazla kişisel diyebilirim. Kocaman ömürlerin geçtiği, her parçamızı orda geliştirdiğimiz yerlerin tükenip bitişine tanıklık etmek can yakıcı. Şehirlerde bir sürü kültürel etkinlik oluyor. Çerkesce dersleri, halk oyunları dersleri, yemeklerin sohpetlerin yapıldığı toplanmalar vs. Bunların hiçbirini tabiki küçümsemiyorum yanlış anlaşılmasın. Mutlaka modern topluma uyum sağlamak gerekiyor. Sadece en doğal ve katıksız hali tükenip giderken, bu gelenekleri yeniden şehirlerde var etmeye çalışmak yetersiz geliyor . Dallarını budayıp geliştirirken, köklerini ihmal ediyoruz gibi. Bir yandan Kafkasya ile ilgili, bir yandan şehirlerdeki örgütlülüklerle ilgili ciddi adımlar atılırken, arada ki bir şeyi atlamışız gibi hissediyorum. Köy kültürü bence çok önemli. Ki zaten günümüzde de şehirlilerin çoğu doğal hayata, kasabalara, köylere dönme derdinde. Aslında kimi yoklasanız kendi köyünden, kendi ardında kalan hikayelerden bahsediyor.

Çerkes hikaye anlatıcılığının temelinde köy kültürü ve yaşamı önemli bir yer turar. Bizler köylerde çok özgür ve mutlu büyüdük. Bir çok çocuğa göre şanlıydık. Her şeyi en yaşlısından, en bilgesinden öğrendik. Eriğe hiç para vermedik, karpuza da, incire de . Gerçek domatesin nasıl koktuğunu biliyoruz. Mesela güç, su örümceğini tek parmağıyla suya batırabilene aitti bizim için. Hırsızdan, tacizden korkmayı şehirlerde öğrendik. Biz köyde en fazla yılandan korktuk sanırım. Saat dokuzdan sonra başlayıp, köy meydanlarında sabahlara kadar devam eden, lüks salonlara, saat sınırlamalarına sıkıştırılmamış düğünlerde eğlenme şansımız oldu.

Ama işsiz de kaldık. Tavuklarımızın toptan hastalığa tutulduğu, mamüllerimizi satamadığımız zamanlarımız oldu. Herhangi bir şeyi satın alabilmek için günlerce pazar arabasını da bekledik, hastamız olduğunda en yakın hastaneye ulaşmak için hep birlikte telaş ettik. Suyumuzu taşıdık, odunumuzu kendimiz kestik. Evlerimizi kendimiz yaptık, elbiselerimizi kendimiz diktik.

Yani köy yaşamı güzel olduğu kadar da zordur. Köylerde hala bir sürü insan yaşıyor. Kimisi yaşlı, kimisi genç. Gençler şehirlere gelip iş bulmaya, orada yeniden hayat kurmaya çalıyor. Yaşlılar yaşamlarını oldukları yerde sürdürmeye.
Bu projeyle hem zamanla tükenen köyleri, yani bir değeri arşivlemek istedim, hem de tükenme sürecini elimden geldiğince ağırlaştırmak, köylerin temel sorunlarını ve ihtiyaçlarını duyurmak, destek toplamak.

Arşivleme sürecinde önce Kafkasya’daki bir köyü çekiyorum, daha sonra burada yani Türkiye de dağıldıkları köyleri çekiyorum. Türkiyede’ki köylerde yaşlılardan bütün hikayeri dinleyip not ediyorum ve hiç değiştirmeden sadece düzenleyip fotograflarla birlikte yayınlıyorum. Köylerde var olan her şey oluyor içinde. Düğününden cenazesine, sorunlarından, şikayetlerine. Hayatlarında ne varsa işte. Fotoğraflarını çetkiğim ama tüm hikayelerine ulaşamadığım köyler var hala elimde. Bu hikayeleri tamamladığımda ve kısa dönem için bir kaç köy daha var programımda onlar da bittiğinde köy kahvelerinde sergiler yapacağım. Büyüklerin ”bizim oralara gitmeye, görmeye ömrümüz yetmez, sen bizi buluştur’ gibi sözlerinden yola çıkarak, sergileri Türkiye’ de ve Kafkasya’da eş zamanlı yapmaya karar verdim. Sunumda, iki sergi alanında büyük bir ekranda online bir bağlantı olacak ve akrabalarının yerleştiği köy fotograflarına ve portrelerine bakarken birbirleriyle selamlaşıp sohpet edebilecekler. Fakat bu sergilerden sonra da projeye devam etmeyi düşünüyorum, olabildiğince geniş bir arşiv olsun istiyorum.

Canlar Ülkesi:Abhazya” projesinin finansmanı için fongogo.com’da bir destek kampanyası başlattınız. Dünyada oldukça yaygın olan bu yöntem diaspora için yeni sayılır.  fongogo’yu tercih etme sebebinizi öğrenebilir miyim?

Damla Yolaç: Genç bir yönetmen olarak, alternatif kaynak ve alternatif paraya inanıyorum. Kitlesel fonlanma sayesinde, halk desteğiyle film yapmak en güzel seçenek. Bu belgesel hepimizin belgeseli. Hepimizin çorbada tuzu olursa, biz de daha güçlü hem daha imkanlı olacağız.
Film yapmanın birkaç yöntemi var. Bakanlık veya film fonlarına başvurmak gibi. Hassasiyeti yüksek projelerde sansür veya ilgi görmeme ihtimalimiz olabiliyor. Dolayısıyla, bağımsız film yapmak çok daha özgür bir alan tanıyor.

Finansman için ne kadar desteğe ihtiyacınız var?

Damla Yolaç: 35.000 TL hedefle proje açtık. Bu paraya ancak, hedefin tamamı toplandığında dokunabiliyoruz. 35.000 TL’nin altında kalırsak, destekledikleri miktarlar çekilmemiş oluyor.
Bu rakam bizim Abhazya’ya gidebilmemiz için yol, yiyecek, konaklama, yanımızda götürmek istediğimiz hediyeler, vize ücretleri ve ekipman kirasından oluşuyor. Kendimize veya ekibimize bir bütçe ayıramadık. Filmin tamamı 135.000 TL civarında bir bütçe ile tamamlanabilecek, bunun için sponsorluk görüşmelerimiz sürüyor. Şu an için 35.000 TLlik hedefimizi başarıyla tamamlamak öncelik tabi.

Projeye ilgi nasıl? Yada ilgi desteğe dönüşüyor mu?

Damla Yolaç: Kampanyayı tam bir hafta önce açtık. İlk gün Gupse Özay ve kardeşi Betal Özay’ın daha yirmi dakika bile olmadan destek olmaları bize harika bir motivasyon oldu. Hem para istiyor, hem de çok utanıyoruz. Şu an %14’ünü toplayabildik. Önümüzde bir aydan biraz fazla zaman var, umarım destekçilerimiz artar, kampanya hedefe ulaşır ve Abhazya’ya gidip çekimlerimizi tamamlayabiliriz. Her destek bize çok büyük mutluluk ve motivasyon oluyor, gözümüz doluyor, sevinçten havalara uçuyoruz.

Destek olmak isteyenlerin ne yapması gerekiyor, tam olarak?

Damla Yolaç: Bir kredi kartları veya PayPal hesapları olması gerekiyor. Fongogo’nun sitesine üye olduktan sonra, desteklemek istedikleri miktarı seçerek, gayet güvenli ve pratik olarak ödemeyi yapabilirler. Proje tamamlandığında, bu miktar hesaplarından çekiliyor. Dolayısıyla o tarihte limitlerinin yeterli olması gerekiyor. Projeye en son destek olabilecekleri tarih 26 haziran.

Sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederiz.

Biz ilginize çok teşekkür ederiz.

“Canlar Ülkesi:Abhazya” projesinin detaylarına ulaşmak ve destek olmak için: http://www.fongogo.com/p/canlar-ulkesi-abhazya

 

 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone