Annenin cihadı

Ona oğullarının sonuncusunun ölüm haberi verildiğinde, ondan ilk duyulan şey şu oldu: "İnna lillahi ve inna ileyhi raciun" (Şüphesiz Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz).

 Ve ekledi: "Yüce Allah duamı, çocuklarımı cihad yolunda almayı kabul etti. Allah bu haberi bana vereni mükafatlandırsın."

Tek bir gözyaşı, hiçbir ağlanma sızlanma olmadı. Ve o anda misafirlerini doyurmak için koşuşturmaya başladı, hazırlamaması için de yalvarılamazdı: "Böyle güzel bir haberden sonra sizi nasıl bırakabilirim? Biz de böyle yapılmaz çünkü."

Evinde olanların en iyilerini çok çabuk topladı ve masaya koydu. Misafirler sadece ev sahibini üzmemek için biraz dokundular. Argunlu Zara Muskiyeva’nın hikayesini ilk duyduğumda, diğerleri gibi ben de onun imanı ve soğukkanlılığına hayret ettim.

Gurbette Zara’yı hemen bulamadım. O, olayın detaylarını öğrenmek için vatanına gitmişti. Birkaç gün sonra Muskiyev ailesini yakından bilen tanıyan ortak bir tanıdığımızın misafirperver evinde görüştük. Bu kişi Abubakar idi (İbrahim Mecidov), Abdulhalim Sadullayev’in devlet başkanlığında, devlet başkanlığı genel sekreteri idi.

Ne acıların, ne yılların yaşlandıramadığı bir kadın görüyorum. Çok dinç ve canlı. Hiç kimse ona, omzunda zorlu bir hayat olan altmış yaşını vermez. Onun tüm şüpheleri altüst eden yüksek sesinin hükmettiği evde, ölüm hakkında üzüntülü konuşmalara artık yer yok, sadece düzenli bir hayat, hayatın aslında nasıl olması gerektiğine dair düşünceler var.

Zara anlatıyor: "Sonuncuları İsa ve Ali hayatlarını kaybettiklerinde haberim yoktu. Akrabalarımdaydım. Ölüm haberi ilk önce oraya geldi. Ama hiç kimse bana bir şey söylemedi. Gizlediler. Kalbimden korktular. Sonra eve döndük ve ben her zaman olduğu gibi tespihi aldım. Ve her zaman olduğu gibi mücahitler için zikrettim. Oğullarımı hiçbir şekilde diğerlerinden ayırmadım. Alllah’a hepsini esirlikten ve haysiyetsizlikten koruması için dua ettim.

Saat dokuzda, haber saatinden önce Abubakar karısıyla birlikte bize geldi ve şöyle dedi: Henüz bir şey bilmiyor musunuz yoksa?

Ben de diyorum:

– Anlat, neler var orada?

Abubakar şöyle diyor:

– Kahramanlığınızı bilerek, size bir şey söylemeye karar verdim. Güzel bir haber. İsa ve Ali şehit oldular, İnşallah.

Benim için bu büyük bir sevinçti. Ardından Abubakar’a çok teşekkür ettim… Ölünceye kadar Allah’tan onun için rahmet isteyeceğim.

İşte o zaman oğullarımın babası, kendisinin ve kız kardeşinin haberi akşam altı haberinde duyduklarını, ancak söylemek için uygun bir vakit beklediklerini söyledi".

Beş oğlunu yitiren bir annenin kalbini hayal etmek benim için zor. Ama o ben sormadan davranıyor ve şöyle diyor: " Kalbim taş gibi. Allah’ın izniyle Allah’tan başka kimseyi dinlemez. Sebep yokken nasıl ağlanabilir? Ölenleri değil yaşayanları düşünmek lazım. Şu dakikalarda ormanda geceleyen veya düşman eline düşebilecek olanları".

Zara münafık ve işgalcilerin eline düşenlerin başına neler geldiğini biliyor: kendisi de buralardan geçti. Tsotsan-Yurtlu ‘cesur’ gençler yalınayak ve başı açık Zara’yı yerde sürükleyerek iki gün boyunca Abdulhalim Sadullayev ve oğulları hakkında sorgulamıştı.

Muskiyev ailesi köken olarak Tsotsan-Yurt’tan, ama Zara özel sürülen bir ailenin çocuğu olarak Orta Asya’da doğdu. Geri döndüğünde ailesi Argun’a yerleşti. Eşi ile de orada tanıştı.

Kendini bildiğinden beri, Allah’tan imanlı çocuklar vermesini, onlar artık olmadığında da Elhamdülillah diyebilmeyi istedi. Ve hem kız, hem erkek öyle çocukları da oldu.

Zara uzun yıllar inşaat firmalarında çeşitli işlerde çalıştı, kocası her zaman yerel karayolu firması şoförü idi.

Yedi çocuk yetiştirdiler. Onların ikisi kızdı. Biri yirmi yaşın biraz üzerindeyken öldü. İkinci kız evlendi, ama kısa bir süre sonra tek başına kaldı. Kocası inşallah şehitlerden.

Çocukların biri diğerini tamamladı, büyükler küçüklerine baktı ve hiçbir zaman anne-babalarını üzmedi. Ve annenin hiçbir zaman onlardan dolayı hoşnutsuzluk duyacak bir nedeni olmadı, veya onlardan birini diğerlerinden fazla sevecek bir nedeni. Ama İsa ile ilgili eğlenceli bir olay vardı ve bu olay daha sonra tüm ailenin Zara ile şakalaşmasına sebep oldu. Altı aylık İsa ile annesi Caharkale hastanesine gittiklerinde 1978 yılıydı. O zamanlar bir dönem ülkede çocuklar kaybolmaya başlamıştı. İsa’yı da yabancı bir kadın çalmaya kalkışmıştı. Allah’a şükür hırsız kadın yakın bir otobüs durağında yakalandı. İşte o zamandan beri Zara’nın İsa’ya daha bir düşkün olduğu yönünde ailede şüpheler ortaya çıktı. Onlar kendi aralarında "İsa’nın serçe parmağı acımasın diye Zara hepimizi defnetmeye hazır" diye şakalaşıyorlardı. Elbette bu böyle değildi. Onun için hepsi birdi. Bugün bu olayı hatırlayan annenin kendisi de tebessüm ediyor.

Onların hepsini birleştiren İslam’dı. Anne şöyle diyor: "Kendimi bildim bileli, tüm oğullarımın dilinde sadece Allah’ın söyledikleri vardı." 

Ve Rus işgalciler Çeçen halkına karşı acımasız ve uzun bir istila savaşına başlıyor ve tüm barışçıl gayeler, istekler geçmişte kalıyor. İlk günlerden itibaren anne ve oğullar arasında bir konuşma geçiyor. Aile toplantısında çocuklar şunu söylüyor:

Zara, eğer sen kendin bunu istersen, senin için bunun faydasının ne olacağını anlarsan, bizim için cihad hayır duası yaparsan, mutlu bir anne olursun. Bunu kabul edersin veya etmezsin, biz yine de cihada gideceğiz.

Süt bebekliklerinden itibaren onları iman ile yetiştiren anne buna ne cevap verebilirdi. Hayatı boyunca tüm yedi çocuğundan Allah’a hizmeti isteyen biri olarak. O onlardan namaz kılmalarını isteyip, onları dini ibadetlere göndermedi mi? Çocuklar henüz okula başlamadan namaz kılmayı öğrendi. Ailede hiçbir baskı yoktu. Çocuklar yetişkinlerini takip ediyordu.

Allah Zara’yı hayırlı çocuklarla mutlu etti ve o hiçbir şekilde O’nun yolunda engel olarak duramazdı. Elbette o, beş oğlundan dördüne cihad için hayır dua etti. O zamanlar Ali’nin yaşı henüz küçüktü. Diğerleri savaşmaya başladı.

Savaşta onlar düşmana korku yaşattılar. Küçük Kadirov İsa’nın başı için milyon dolar ödül koymuştu.

Abubakar anlatıyor. Muskiyevlerin askeri yolu efsanevi Argun cemaatinde başladı. Bu cemaat düşmana yıllarca korku yaşattı. Şehirden geçen yolu Ruslar için gerçek bir cehenneme çevirdiler. Düşman buradan geçemedi, hızlı bir şekilde uçtu gitti. Birçok Rus ve münafık burada ölümü tattı.

Bu cemaat Abdulhalim Sadullayev’in cemaati idi. Abdulhalim Sadullayev’in ideolojik meseleler danışmanı ve sağ kolu Şamil Muskiyev idi. Onun ölümünden sonra yerini beş kardeşten en küçüğü olan Ali almıştı. Sadullayev’in ölümünden sonra Ali İsa’ya katıldı.

Annesinin söylediğine göre, İsa savaştan önce Mashadov’un yakınında idi, savaşın başlamasının ardından her zaman Abdulhalim Sadullayev ile beraberdi. Üç kez tutuklandı. İkinci kez tutuklandığında henüz on bir günlük evliydi. Hankala başkanı (veya onun adına biri) Zara’ya bir not gönderdi: " 25 gövde getirin, ben oğlunu annesi ile görüştürürüm". Zara tüm tecrübesizliğiyle, ifade edilen şeyin patlayıcı olduğunu düşündü ve görüşmeye gitti.

– Ee ne getirdin?

– Gövde dediğiniz nedir?

– Otomatik silah.

– Ne düşünüyorsunuz, onları sebze bahçesinde mısır gibi mi yetiştiriyorlar? Eğer durum bu ise, oğlumu hiç göstermeyin. Bırakın onu öldürsünler.

Ve gitti. Bundan iki hafta sonra daha İsa’yı bir yerden başka bir yere götürdüler ve ailesinin onun izini bulmasına izin vermediler. Gudermes’e götürülürken yolda, sürekli olarak kardeşi Şamil’in öğrettiği gibi dua ediyordu. Argun’a geldikleri gibi grup başkanı arabadan indi ve diğerlerine gitmelerini söyledi. Onlar da Gudermes’e kadar gittiler ve pazara göndüler. Galiba işgalcilerin almaları gereken bir şeyler vardı. Koruma arabadan indiğinde çekirdek satan kadın İsa’yı fark etti: "Çeçen misin?" Ve cevabı duyduğu gibi tüm pazara bağırdı: "Yardım edin! Çeçen genci götürüyorlar!" Pazar ayaklandı, askerler toparlanamadan, kadınlar her taraftan geldi ve İsa’nın götürülmesine izin vermedi.

Savaşın başında Çeçenler, her bir Çeçen’e kaç Rus’un düştüğünü hesapladılar. Bu 150 kişiydi. Bu bir ölçüydü ve İsa kendi görevini yerine getirdi.

Ve bu Çeçen komutanlıklarının güveni ile Şali, Kurçaloy, Aıtur, Argun’da oldu, buralarda düşman için gerçek bir cehennem oluşturdu. Ekim 2004’de Tsotsan-Yurt’a, Temmuz 2004’de Şali Emniyet çalışanlarına, Ocak 2005’de Argun’a, 15 Eylül 2005’de …

İsa mücahitleri korumayı başardı, her zaman önde kendi gitti. Yaz boyunca sadece altı mücahit kaybetti. Ama o kendisini koruyamadı.

İsa ve Ali ile anneleri ölümlerinden üç ay önce görüşmüştü. Bundan önceki üç yıl hiç görüşmemişlerdi.

İlk olarak savaştan Musa’nın ölüm haberi geldi. Bu 2 Kasım 1999’da oldu. Delikanlı henüz 19 yaşındaydı. Henüz aile kurmamıştı. O zaman Argun’dan bir grup Çeçen savaşçı keşif için Gudermes’e gitti, dönüş yolunda pusuya düştü.

Ruslar o zaman Musa’nın cesedini 1000 dolara vereceklerine söz verdi. Bu parayı Abdulhalim Sadullayev verdi, ama o zaman Zara bunu öğrendiğinde kabul etmedi. Ve diğer anneleri düşmanı, şehit olan çocuklarını geri almaya alıştırmamaya çağırdı. Ruslara ‘ Oğlumun ruhu Allah’ta, cesedini ise sırtınıza yüklenin" dedi ve Argun’a geri döndü. Tam bir hafta sonra paranın olmayacağını anladıklarında, Musa’nın cesedini getirdiler ve bahçelerinin yanına bıraktılar.

Şoyp 2002’de, 35 yaşındayken hayatını kaybetti. Birinci ve ikinci savaşta iki kez yaralanmıştı. İhbar kurbanı oldu. Onu öldürdüler ve köpeklere attılar. Daha sonra elbiselerinin teşhisi için annesini çağırdılar. Ceset yoktu. Hainin kim olduğunu sonradan öğrendiler ve Allah’a havale ettiler.

En büyükleri olan Şoyp babası ve erkek kardeşleri, herkes için ilgili ve dikkatli biriydi. Evde düzeni sağlıyordu. Bundan dolayı da diğerleri de düzenli kişiler olarak yetişti. Girişimci ve yetenekli idi. Ticarete atılmıştı, bundan önce de teknik okulunu bitirdi, ikinci eğitimde ekonomi enstitüsünde okudu.

Daha sonra Şamil hayatını kaybetti. Eylül 2005’de Argun’da. Şamil bir mücadelede öldü ve mücahidin cesedine hürmetsizce davranıldı. Annesine, oğlunun kafasını kestikleri söylendiğinde, sükunetle ve soğukkanlılıkla: "Önemli değil. Ruhu cennette" dedi.

Şamil’in güçlü bir imanı vardı ve ailesinde her bir erkek kardeşinin ve kız kardeşinin Allah’a hizmet etmeleri için çabaladı. Çocukken çalışkandı, annesine işlerinde yardım ediyordu, küçüklüğünden beri dini eğitimi hayal ediyordu. Onbirinci sınıfı bitirdiği gibi, İslam enstitüsüne yazıldı, oradan 1992’de 16 yaşındayken Mekke’ye giderek Hac yaptı. Eve döndükten sonra Arapça ve dini dersler verdi. Öğrencileri çoktu. Kafkasya televizyonunda sıkça vaazlar verdi.

En son İsa ve Ali hayatlarını kaybetti.

Çeçenya toprağı Zara’nın oğullarının kanıyla sulandı. Muskiyevlerin üzülecek bir şeyi yok. Kendileri hakkında bu dağlarda güzel bir hatıra bıraktı. Ve başı dik gururla yürüme imkanını sadece sonraki nesillere değil, vatanının kaderine kayıtsız olmayan herkes için bıraktı.

 Muskiyev sülalesi de sönmeyecek. Ölenler yerine Allah başkalarını verdi. Ailede halen erkekler yetişiyor, şimdi bu babaanne Zara için büyük bir sevinç.

Ve Çeçenya’ya verdiği değerli anneler için hamdolsun. Onlarsız Çeçenya ne olurdu ve onlar olmadan biz kimiz?

Urus-Martan’dan altı oğlunu cihad yolunda kaybeden Ahmadova Zura ile ilgili olayın görgü tanığı oldum. En küçük ve yakışıklı oğlu Zelimhan’ın ölüm haberini götürmek zorunda kaldım. O annenin ilk ifade ettiği şey şu oldu: "Elhamdulillah. Demek ki, hepsini cihad için doğurdum." Ve o da tek bir damla gözyaşı akıtmadı. 

Gudermes bölgesinin Noyber kasabasından Visayeva’nın hikayesi de önemli. İşgalcilerin elinden hayatını kaybetmiş olan dördüncü oğlunun başında geceyi geçirmeyi çok istiyordu. Sonunda odaya girmeye karar verdi ve şöyle dedi: "Kınamak için acele etmeyin. Ağlanıp sızlanmak için burada değilim. Sadece bugün onu yalnız bırakmak istemiyorum. Bu onların yolu ve onlar böyle gittiğinde bu benim için en büyük ödül oluyor".

Arsemikovların annesi savaşta dört kayıp veriyor ve gururla oğulları hakkında konuşmaya devam edecek. Barayev, Tsagarev’in anneleri de çok yiğitçe duruyorlar…

Onlar, annelerimiz ve kahramanlıkları hakkında efsaneler dolaşıyor.  

Allahu Ekber!

 

Kaynak: Daymohk

ÖZ/FT

Data Tutaşhia