Tsvetelina Tsvetkova Kafkas Vakfı’ndaydı

24 Nisan 2017 tarihinde Dr. Tsveteline Tsvetkova Kafkas Vakfı’ndaydı. Doktora tezinin “Kuzey Kafkasya’nın Rusya tarafından Kolonileştirilmesi (1785-1864)” sunumunun yapıldığı konferansta Doç. Dr. Fethi Güngör notlar aldı. Konferans sırasında alınan bu bilgileri sizlerle paylaşıyoruz.

Dr. Tsvetelina Tsvetkova

Kuzey Kafkasya’nın Rusya tarafından Kolonileştirilmesi (1785-1864)

Ön bilgi:

Rusya bölgeyi kolonileştirmeden önce kavim çeşitliliğini bilmiyordu. Kafkasyalılar da imparatorluk yapısını bilmiyorlardı. Şehirleri, kralları, imparatorları, bürokrasileri yoktu. Bunlar karşısında gereken sorumluluklardan da habersiz idiler. Böylece birbirinden çok farklı iki taraf savaşıyordu. Rusya yeni yerler fethetmek, Kafkasyalılar da kültürlerini korumak istiyorlardı.

Rusya Kafkasya hakkında bilgi sahibi olmadığı için sürekli deneme-yanılma yöntemini kullanıyordu. Bu da iki taraf arasındaki mücadeleyi kızıştırıyordu.

Konu geniş olduğu için anahtar mesabesindeki anahtar kişi ve olaylara değinmekle yetineceğiz.

Kafkasya’yı kolonize etme stratejisinde en önemli figür Prens Grigoriy Potyomkin (1785-1791); gayriresmi olarak çariçe ile de evli idi. Novorosiya, Azov ve Astrahan Genel Valisi idi. Karadeniz Filiso’nu inşa etmişti.

1785-96: Rusya’nın Kafkas Vekaleti’nin kurulması. Potyomkin Kafkasya yönetici mesabesindeydi. Sadece Çariçe Katerina’ya karşı sorumlu hissediyordu kendisini.

1876: Dağ Halkları Tüzüğü: Kafkasya’da şehirler inşa etmek ve halkı vatandaş yapmak ve yönetimi seçimle belirlemek istiyordu. Kafkasyalıların askerî yeteneğini şehirlerin inşasında kullanmak ve aynı zamanda bu süreçte etraftan gelecek saldırılara karşı kullanmak istiyordu. Çerkes, İnguş ve Asetinlerden askerler seçti.

Kafkasyalıların tarımı geliştirmeleri için düz arazilerde tarım yapılmasını destekliyordu. Bu plan Çariçe Ketrin tarafından onaylandı, ama uygulanamadı. Zira Osmanlı ile savaş başladı ve uzun sürdü. Bu arada Potyomkin öldü.

1777: G. Potyomkin’ın Siskafkas kolonileştirme planı: Azov-Mozdok hattını inşa edeceklerdi, Terek’den Don-Rivor’a kadar. Amaç Rus topraklarını korumak ve ekonomiyi canlandırmak. Bu hattın gerisinde deri, kâğıt vb. fabrikalar kurarak üretilen malları Kuzey Kafkasyalılarla ticaret yapmak için kullanmayı düşünüyordu. Böylece yasadışı mal ticaretini engellemek mümkün olacaktır. Bu sınır köylüler arasında çıkan yaylak tartışmalarına da bir son verecekti. Bu hattın Kafkasya’nın maden kaynaklarını kontrol etme amacı da vardı. Çariçe buna da onay verdi. Hat boyunca çok sayıda kale ve palangalar inşa edildi. 20 senede hattın inşası tamamlanıyor.

Kafkas Hattı

Bu hat, daha büyük bir hat olan Kafkas Hattı’nın inşasına da zemin hazırlamıştı. Hazar Denizi-Akdeniz hattı da inşa edildi. Bu hat Kafkasyalılara etkin saldırılar düzenlemeye elverdiği gibi bir yönetim mekanizmasına da imkân veriyordu. Her kaledeki komutan bölge kabilelerini izlemek ve onlarla iyi ilişkiler geliştirmekle görevliydi.

Uluslararası Antlaşmalar ve Rusya’nın Bölgesel Kazanımları

Bu antlaşmalar, Güney ve Kuzey Kafkasya’nın Rusya’nın bir parçası olduğunu savunmaya zemin oluşturmuştur. Bu antlaşmalar imzalanmadan önce de Rusya zaten bölgede hakimiyet kurmuştu.

Küçük Kaynarca, Bükreş, Gülistan, Türkmençay ve Edirne Antlaşmaları.

Bu antlaşmalardan sonra bütün Kuzey ve Güney Kafkasya Rusya toprağı kabul edildi.

2- Prens Pavel Tistsianov (1802-1806)

Gürcü asıllı bu prens Güney Kafkasya’da askerî kolonizasyonu başlatan ve Rusya’nın bölgede yayılmasını sağlayan aktördür. Casus belli (savaş sebebi) ve “domino etkisi”ne dayalı askerî cezalandırma seferleri düzenledi. Halkın Rusya ile yapılan bir antlaşmayı tanımamaları ya da düşman bir ülke ile görüşme yapmaları savaş sebebi sayılıyordu.

Bir Rus tarihçisi olan Vladimir Lapin tarafından kavramsallaştırılan “savaşın özelleştirilmesi” de önemlidir. Ruslar Kafkasya’ya geldiğinde geleneksel savaşı biliyorlardı. Ancak Kuzey Kafkasyalıların çok farklı savaş teknikleri vardı. Rusların başarılı olabilmek için bu yeni tekniklere adapte olmaları gerekiyordu. Dolayısıyla Ruslar Kuzey Kafkasyalılardan savaş tekniklerini öğrendiler. O kadar ki aynı kıyafetleri giymeye başladılar. Böylece Kafkasya’da savaşan Rus askerleri Rus Ordusu içinde ayrı bir kategori oluşturduları.

 

3- General Aleksey Yermelov (1816-1827)

Rus İmparatoru kendisine çok güvendiği için 1816’da onu Kafkasya Yöneticisi olarak tayin eder. Kuzey Kafkasyalılar üzerinde psikolojik bir üstünlük sağladı ve onları korkutmayı başardı. Ama kendisiyle savaşmaya da devam ettiler.

Yermelov, “Baskın sistemi”ne karşı “kuşatma sistemi”ni geliştirdi. Kuzey Kafkasyalılar Rus şehirlerine mal, hayvan ya da köle için baskınlar düzenliyorlardı. Ruslar bölgeye gelince bu sefer bu ekonomik baskınların askerî versiyonunu Rus askerlerine karşı kullandılar.

Yermelov Kuzey Kafkasya’yı bir kale gibi tasavvur edip bu geniş coğrafyayı küçük bölgelere ayırıp kalelerle kuşattı. Bu baskı insanları daha yüksek dağlara sığınmaya zorladı. Sabırla yürütülen bu sistemin ne kadar etkili olduğu yıllar sonra anlaşıldı.

Ufak tefek çatışmalar yaşansa da Yermelov bölgede hakimiyet kurmayı başardı.

Askerî-ekonomik abluka birlikte yürütüldü. Çünkü insanlar yüksek yerlere sığınınca hayvanları ve tarım faaliyetleri zayıfladı. Diğer Kafkas kabileleriyle ticaret yapmalarını da yasaklamıştı.

Kazak kolonizasyonu da Yermelov döneminde en yoğun şekilde yaşandı. Ticari açıdan güçlü şehirler kurabilmek için Kazakları bölgeye aileleriyle birlikte yerleştiriyordu. Yermolov döneminde bölgeye iskân edilen Kazak sayısı 35 binden 50 bine yükselmişti. 40 yıl içinde asker sayısı 200 bine ulaşmıştı.

Yermolov’un adlî ve idari reformları: İdari bölgeler ve mahkemeler oluşturdu. Bölge halkı xabzeye göre yargılanıyordu. Çünkü asıl amaç şeriatın etkisini azaltmak ve cihad ilanının zeminini yok etmek istiyordu.

Pasif grupları asi gruplardan ayırmak istiyordu. Halkı kolayca kontrol etmek için Dağlıların yeniden yerleşimini sağladı.

Devlet Rus köleleri yerleştirerek Kafkasya’daki Rus varlığını artırıyordu.

Yermolov, pasifize olmuş halkın vergi ödemeden ticaret yapmasına imkân veriyordu. Ticaretin onları pasifleştireceğini düşünüyordu.

Dönemin tek Çeçen ressamı Pyotır Zahayev Yermolov’un portresini de yapmıştı. 1919’daki Rus saldırısında bir köyde kurtulan tek çocuk bu idi. 3 yaşında ölmek üzereyken Yermolov’un emriyle doktora götürüldü. Yermolov onu kuzeni Pyotır Yermolov’a onu yetiştirmesi için verdi. Onu çok sevdi ve 8. çocuğu olarak yetiştirdi. Sanat akademisinden mezun oldu, ünlü bir ressam oldu.

İmam Şamil (1834-1859)

Ruslara karşı kabileleri birleştiren Müridizm hareketinin 3. İmamı. Ama onları birleştirmeyi başaran İmam Şamil’dir.

Nakşibendi tarikatına müntesip idi. Seyr ü sülukunu tamamladıktan sonra müritlik hareketini sistematize etmek istedi.

Müridizm başta Ruslar’dan özgürleşmeyi ifade ediyordu. Daha sonraları ise çok sayıda insanı tek amaç etrafında toplama anlamına geldi. Birleşmiş ve güçlü bir grup olduklarını hissediyorlardı.

İmamet, bir din devleti olarak tesis edildi. İmam Şamil sadece dünyevi değil aynı zamanda dinî otoriteyi de temsil ediyordu. Bu devlette geçerli hukuk şeriat idi. Gerçek anlamda ilk devlet diyebiliriz. Zira ordusu vardı. Acil durumlarda bir anda 15 bin asker toparlayabiliyordu. Geniş zamanda 35 bin asker çıkarabiliyordu. Bazı araştırmacılar Şamil’in ordusunun dönem dönem 60 bine kadar ulaştığını tespit etmiştir.

1840-1843 arasında Dağlık Dağıstan ve Çeçenistan’da hâkim idi. 240 bin insanı yönetti.

Prens Mihail Vorontsov (1844-1854)

Prens Titianov zamanında görev yaptı. Paris kuşatmasında da komutanlık yaptı. Çöl durumundaki Novirusya onun döneminde çok gelişti. Bu yüzden Çar Nikolay I onu Kafkasya Valisi atadı.

İmam Şamil’e karşı ilk seferinde başarısız savaş verdi. Başkenti ele geçirdi, ama İmam Şamil’i yakalayamadı, devleti yıkamadı. Dolayısıyla Yermolov’un yöntemini benimsedi. Yeni yollar ve yeni kaleler inşa etti. Yol açmak için ağaçları kesti. Şamil’in devletini kuşatan kaleler zinciri inşa etti.

Kuvvetlerini Kuzey, Doğu ve Güney’den konsantre şekilde hareket ettirerek saldırdı.

Saldırgan yıldırma seferleri düzenledi. Kafkasyalılara korku salıp dağda nereye giderlerse gitsinler Rusların onları bulabileceğine ikna etmek istiyordu. Buğday tarlalarını yakıyor ve gıdasız bırakıyordu.

Vorontsov’un aldığı –diğer generallere göre skandal- bir karar köle ticaretinin yeniden serbest bırakılmasıydı. Çünkü o bunun Çerkes geleneğinde önemli bir yere sahip olduğunu anlamıştı. Böylece bazı beylerin kendisine karşı savaşmasını engelleyebildi.

Keza, bazı liderleri İmam Şamil’e karşı çıkıp kendi yanına çekmek için güçlü bir propaganda uyguluyordu ve rüşvet dağıtıyordu. Mesela, Rus ordusunun yerlilerle savaşmak için değil barışı korumak için bölgede bulunduğunu söylüyordu. Keza, Müslümanlığa karşı olmadığını, ama İmam Şamil’in iyi bir Müslüman olmadığını, kendilerini yanlış yönlendirdiğini savunuyordu.

Prens Aleksander Baryatinsky (1856-1862)

Çarın arkadaşı, Rus ordusunda en alt rütbeden en üst rütbeye kadar yükseldi. Rus-Kafkas savaşını bitiren adam.

Kuzey Kafkasya yönetimini üstlenince Yermolov’un sistemini geliştirdi. Bölgeyi 5 askerî ve idari bölgeye ayardı. Her bir bölgenin bir general yöneticisi vardı, hepsi Baryatinsky’ye bağlı idi. Kendilerine insiyatif de tanımıştı.

Düzensiz kolordu oluşturdu. İmam Şamil’den kaçan tüm askerler bu düzensiz orduya katıldı. Baryatinsky onların savaşma dışında bir şey yapamayacak iyi askerler olduğunu biliyordu. Bu yüzden onları toparladı ve İmam Şamil’in bölgesine onun tekniği olan saldır kaç taktiğini ona karşı kullanmaya başladı. Yağmaladıkları tüm ganimetin kendileri ait olduğunu söylemişti onlara. Kazaklar gibi ayrıcalıklı bir askerî grup olarak tasarlamıştı bunları.

Baryatinsky’nin bir başka yöntemi de askerî mahkemeler kurmasıydı. Başkan general, üç üye saygın kabile reisleri, bir de kadı vardı mahkemede. İnsanlar şeriata ya da xabzeye göre yargılanmayı kendileri tercih ediyordu. Şeriata göre yargılanmayı seçen kişiler için kadı en önemli figür iken xabzeyi seçenler için tavsiye makamındaydı. Bu da şeriata karşı xabzeyi öne çıkarma stratejisi güdüyordu.

Baryatinsky İmam Şamil ile savaşının en yoğun dönemlerinde dağ okulları açtı. Amaç sadece Kuzey Kafkasya’nın çocuklarını eğitmek değil, onları Ruslarla yakınlaştırmak idi. Generallerin çocukları da bu okullarda okuyordu.

15 Temmuz 1859’da İmam Şamil’e karşı çok güçlü bir saldırı başlattı. Devletin birçok sorunlar yaşadığı bu dönemde İmam Şamil 25 Ağustos 1859’da teslim oldu.

İmam Şamil’in neden teslim olduğu tarihçiler arasında hâlâ tartışma konusu. Gerçek nedeni sadece kendisi biliyordu. İlginçtir ki Ruslar onu büyük bir saygıyla karşıladılar, hapse koymadılar. İmparator Aleksandre II ile tanıştırıldı, dostane bir ilişki kurdular. Uyumlu arkadaş oldular. İmparator yaşamaları için başkente yakın bir yerde güzel bir konak verdi. Aristoklar tarafından en çok ziyaret edilen bir insan oldu İmam Şamil. Sadece savaş konusunda değil farklı entelektüel konularda da sohbet ediyorlardı kendisiyle.

Hacca gitti, 1871’de Medine’de vefat etti.

Çerkesya

Ruslara boyun eğmeyen bir başka bölge Çerkesya idi. İmam Şamil teslim olduktan sonra Ruslar Çerkesya’ya yoğunlaştılar. Aynen İmam Şamil’e uyguladıkları yöntem ve teknikleri burada da uyguladılar.

Maksat Çerkes kabilelerini Karadeniz kıyısından uzaklaştırıp, öbür taraftan da Laba Nehri’nin batısına doğru sıkıştırıp onları dağlara sığınmaya zorladılar.

1861-62 yıllarında 35 Kazak iskân edildi Çerkesya’ya.

İki seçenek sunulmuştu Çerkeslere: Rus kontrolü altında Kuban Nehri ovalarına yerleşme ya da Osmanlı Devleti’ne göç. İlk seçenekte üstünlüklerinden feragat etme ve Rus hakimiyetini kabullenme anlamına geliyordu. İkinci seçeneği tercih ettiler. İlk göçler insanların hacca gitme şeklinde gayriresmi olarak gerçekleşti.

Göçler 1861-1865 arasında en yoğun şekilde yaşandı. Kesin bir rakam yoksa da bir Rus tarihçi 500 bin kişinin göç ettiğini söylüyor. Hac gerekçesiyle gidenler hariç. Bir başka araştırmacıya göre de 2 milyon kişi göç etti. Ancak bunların belgeleri yok.

Rus generalleri göçü tek seçenek olarak görmüyorlardı. Bu kadar çok insanın göç etmesini de beklemiyorlardı, şok oldular. İşgücünü kaybettiklerini fark ettiler, bu yüzden 1865’te resmi bir fermanla göçü yasakladılar. Ayrıca, Osmanlı Devleti bu göçmenleri Ruslara karşı savaşçı olarak kullanıyordu.

Göç muhacirler için büyük bir felaket oldu. Bir yılda sadece yolda değil Osmanlı Devleti’nde de en az yüz bin insan öldü. Anadolu’da yerleştirildikleri çöl görünümündeki yerlere uyum sağlamadılar. Bu yüzden geri dönmek isteyenler de oldu.

Sorular:

Erol Karayel: Araştırmasını yürütürken Osmanlı ve Rus arşivlerinden yararlandı mı? Osmanlı ve Rus hükümetleri arasında sürgüne dair bir anlaşma var mı?

TT: Kafkasya ile ilgili Rus arşiv belgelerinde mevcut Rusça belgelerin tamamı yayımlanmış ve internete yüklenmiş, ücretsiz indirebilirsiniz. 12 bin sayfalık belge yayını. St. Petersburg arşivinde Fransızca belgeler de mevcut.

Osmanlı arşivinden orijinal belge almadım, ama yayımlanmış belgelerden yararlandım.

Murat Tosun: “Göç” kavramını kullanıyorsunuz. Biz “sürgün” kelimesini kullanıyoruz. Kafkasyalılar kendi hür iradeleriyle mi göç ettiler?

TT: Mekke’den Medine’ye hicreti ifade eden “muhacir” kelimesini tercih ettim. Ama bu baskı altında verilmiş bir göç kararı (tehcir).

…: Yani Kafkasyalılar keyfi olarak mı göç etti? Madem göç etmelerini istemiyorlardı, niye köyleri yakıyorlardı.

TT: Berje 500 bin insanın göçürüldüğünü söylüyor. Bu sadece kayıtlı olan rakam. Bu sayı bütün Kafkasya’nın 1/11’ine tekabül ediyordu.

Saim: Pasifize olan kabile var mı? İnsanlar pasifize olmuş, ama kabile yok bildiğim kadarıyla. Göçü durdurma kararı da dünyaya soykırım yapmadık diyebilmek için yapılmıştır. Adıge kabilelerinde böyle teslim olan yok. Ben Ubıhların Jude sülalesindenim.

TT: Çeçenlerin tamamı değil bazı köyler teslim oldu. Osetlerin büyük kısmı teslim oldu.

Erol Bey: Kafkasya insanının doğusuyla batısında yaşayanların önemli bir karakter farkı yok. Dolayısıyla Doğu’dan göçenler az iken Batı’dan göçenler niye bu kadar çok? Kafkasya’da düzenli ordu yoktu. Bir halk düzenli bir orduyla mücadele etti. Araştırmacı “soykırım” kavramını da hiç kullanmadı.

TT: Benim tezim bir tarih çalışması, objektif olmak zorunda. Bu olayı soykırım olarak tanımlayanların görüşlerine de yer verdim. Seçimi okuyucuya bıraktım. Tez geniş olduğu için burada hepsini sunmadım. Bir tarihçi olarak Rusların ya da Kafkasyalıların tarafında değilim.

Saim Bey: Bunu anlıyoruz, doğaldır. Acaba Rus tarihçilerden bu olayı soykırım olarak tanımlayana rastladı mı? Avrupalı tarihçilerden bu kavramı kullanana rastladı mı?

TT: Ruslar Avrupa karşısında düzgün imaj vermek kaygısı taşımış olabilir, bu benim için yeni bir bilgi.

Aslanbek: Gidenlere Rus hükümeti ödeme yapıyordu. Bürokratlar bu paraları onlara ulaştırmadan kendileri ele geçirmek için kayıtlarda sahtekârlıklar yapmış olabilir.

TT: Kafkasya’daki Rus bürokrasisi başlı başına bir araştırma konusu. Rüşvet ve yolsuzluğun ne kadar yaygınlaştığını imparator bile biliyordu, ama engelleyemedi. Kapasiteyi aşan teknelerin batması da…

FG: Sunumdan çok istifade ettim. Bu başarılı çalışmasından dolayı Bayan Tvetkova’yı tebrik ediyorum. “Kafkasya Savaşı”, hicret gibi kavram tercihleri objektif yaklaşıma aykırı. Böylece sürgüne bir gönüllülük ve dinî boyut yakıştırılmış oluyor. Meretoko Nuh buna karşı çıkan önemli bir âlimdir.

Nüfus konusunda Kemal Karpat’ın Ottoman Population, Yusuf Kabuzan’ın Naseleniye Severnogo Kavkaza kitapları önemli belgeler ihtiva ediyor.

Erol beyin sorusuna ben bir cevap vermek isterim. Osmanlı ve Rus hükümetleri arasında bir görüşme ve mutabakat sağlanmıştı, ancak 50-60 bin kişiyle sınırlı kalacağını umuyorlardı.

İmam Şamil’in teslimi anlatıldığı kadar meçhul değil. Vorontsov Napolyon gibi ünlü bir komutanı yenmiş bir komutan. İmam Şamil çeyrek asır Rusya’nın en güçlü generalleriyle başarılı bir mücadele yürütmüş büyük bir komutandır.

Araştırmalardan bahsetti, Rusya bunları çarpıtarak dünya kamuoyunu aldatmıştır.

İmam Şamil’in naipleri hakkında bir araştırmanız oldu mu?

İngiltere’nin sürece müdahalesi hakkında hiç açıklama yapmadınız.

Naipler hakkında da bilgiler var tezimde. İngiliz belgelerini de inceledim, enteresan bilgiler var.

Erol Bey: Bulgaristan’daki Çerkes varlığı hakkında ne biliyorsunuz?

TT: Varna civarında yaşıyorlar, ama sayılarını bilmiyorum. Nüfus sayımlarında Çerkes oldukları yazılmıyor. Festivaller yapıyorlar, kendi geleneksel kıyafetleriyle katılıyorlar. Margarita Dobrova’nın bu konuda bir makalesi var. Osmanlı döneminde Bulgaristan’da iskân edilen Çerkesleri inceliyor.

…: Bulgaristan’da Circassian United rak grubunu duydunuz mu?

Hayır.

 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone