Dağıstan gençliği: Kulüplerden camilere

Bir çok kişi, Dağıstanlı Müslümanların kalitesindeki düşüşü soruyor. Bugünkü makalemizde, bu soruya cevap vermede yardımcı olabilecek bazı düşünceleri sunmak istiyoruz.

Dağıstan gençliği her zaman rekabet ruhuna sahip olmuştur. Dağıstanlılar gençliklerini her alanda rekabet ederek geçirmişlerdir. Bu rekabet ruhu kendisini öncelikli olarak sporda gösterir elbette. Okulların tahta sıralarında öğrenciler, kendilerini yazılı olmayan bir listenin içerisinde hissederler. Kim birinci sırada, kim daha güçlü, o beni dövebilir ama ben de şunu dövebilirim… Güreş ve boks kulüpleri, bilgisayar salonları, oyun alanları, diskotekler, barfiksler, sokak… rekabet ruhu her yere hakimdir.

Dağıstan gençliği, hangi modayı takip ederse etsin, bu moda her zaman bir rekabet ruhu içerisinde anlam bulur. Rekabet ruhu çok önemlidir ve çocuklarımız yenilgiye tahammül edemezler. Gençlerimiz hakkıyla kazanıp hakkıyla kaybetmeyi bilmiyorlar. Güçlü olan zayıfı aşağılar ve bu aşağılama zayıfta bit yenilgi psikolojisi oluşturarak, onu toplumun dışına iter. Tam da bu cümleyi yazarken, gözüm 26. Okulun bahçesindeki iki ilkokul öğrencisine takıldı. Biri diğerinin yakasından tutmuş, karnına diz vuruyor. Dayak yiyen çocuk, kendini savunmaya bile çalışmıyor.

90’lı yıllarda bürokrasinin iflası ve geleneksel değerlerin yok olması Dağıstan gençliğini sokağa itti ve gençliğin zihni ve karakteri sokakta gelişti.

90’ların çocukları büyüdü

90’ların çocukları yetişkinliğe uyum sağlayamadı. Temel meseleleri, hesaplaşma ve suç üzerine kurulu çok sayıda gençlik çeteleri türedi. Bu çeteler, büyük paralar kazanan, örgütlü suçlar işleyen çeteler değil. Bu çeteler, sadece, çocukluklarında oynadıkları oyunun kurallarını değiştirmek istemeyen gençler.

Bu potansiyel gücün, belirli odaklar tarafından kullanıldığı da oldu tabi. Gençlikteki potansiyel güç, kişisel hedefler için kullanıldı. Tanınmış kişilerin spor okullarına girenler oldu. Ama gangster olan da.

“Hesaplaşmaya!” Bu çağrı yapıldığında, her bir sokak kahramanı kalabalık arkadaş grubunu etrafında topladı. Büyük çoğunluğu anlamsız kavgalardan ibaret olan bu olaylarda, teke tek, ikiye iki, grupça silahsız kavgalar edildi.

25-50 yaşındaki hemen her Mahaçkaleli bu konuda bir yığın hikaye anlatabilir. Örnek bir vaka hatırlıyorum. Dağıstan Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerinden birinin Mahaçkale’de yaşamayan biriyle bir anlaşmazlığı olmuştu.

Yıl 2004. Öğleden önce dersler bitti. Hukuk Fakültesi öğrencisi hemen üniversite meydanında, fakülte binası önünde “büyük bir kalabalık” toplamaya karar verdi. Oradan da kavga için belirlenen yere gideceklerdi. Anlaşmazlık beklenmedik şekilde bir telefon görüşmesiyle sona erdi. Kavga için gelenlere durum izah edildi. İşin kavgasız çözülmesi, hukuk öğrencisinin kavga için çağırdığı çete liderlerinden birinin o kadar hoşuna gitmedi ki, neredeyse hukuk öğrencisini dövecekti.

O zamanlar yaygın gençlik eğlencesi diskoteklerdi. PAPAS, Baron, İmperiya, CACADU, Savoy, Viva, Tseh, Kaktus, Bezdna… şehrin merkezine konuşlanan diskotekler gündüz vakti dahi doluydu. Gençler bu mekanlara üniversitedeki derslerinden sonra koşuyorlardı. Bu yerlerde hemen her gün küçük ve büyük kavgalar oluyordu. Bu, oralara macera için giden müşterileri rahatsız etmiyordu. Bunun dışında bu diskolar uyuşturucu ve türlü ahlaksızlığında bolca bulunduğu yerlerdi.

Yıl 2000, Diskotek Baron. Şahıs, sokakta “Şeytan Zaur” olarak tanınıyor. Dans pistinin kenarındaki masada oturuyor. Sıkıcı bir akşam. Zaur birdenbire masasında duran boş cam şişeyi kapıyor ve başının üzerinden arka masaya atıyor. Allah’tan şişe kimseye isabet etmeden, masaya düşüyor. Sonrası, kavga, yaralanma, kan ve adrenalin. Akşam artık sıkıcı değil.

Mahaçkale sokaklarında bu tür şahıslar çoktu. Taksiciler genellikle onları arabalarına almıyordu. Bu şahısların hepsi aynı değildi. Örneğin, sokakların bir diğer tanınmış ismi Beton Ahmet’i, Lenin caddesindeki devlet kütüphanesi okuma salonunda elinde bir kitapla görmek mümkündü. Genç insanlar enerjilerini, kolaylarına gelen tarafa yönlendiriyordu. Onlar yaşadıkları zamanın ürünleri idiler.

Yetişkinler ve çocuklar

Çocuklarda rekabet ruhu iyi bir şeydir. Özellikle çocukların yeteneklerinin yetişkinler tarafından fark edilip uygun alana yönlendirildiklerinde. Maalesef, 90’lı ve 2000’li yıllarda Dağıstan’da böyle bir şey görülmedi. Yetişkinler çocuklarından farklı değillerdi. Gençler yaşıtı olan üniversitelileri korkutup ceplerindeki parayı alırlarken, büyükler işadamlarını tehdit ederek onlardan büyük paralar alıyordu.

Çalmak ayıp bir şey değildi. “El koymak, edebe uygundu.” Önceden moda spor ayakkabılara, şapkalara el koyuyorlardı, sonra elbette cep telefonlarına.

Bu dönemde gelişen Dağıstanlı karakteri sporculara da sirayet etti. Sidney’deki olimpiyatların 96 kg serbest güreş finaline bakın. Bu müsabakada, kamera arkasında, her şey çok daha sertti.

İlginçtir ki, Dağıstanlılar başarı ödüllerini hiç bir zaman önemsediler. Ya altın madalyaya sahip olacaksın ya da elin boş döneceksin. Üçüncü bir ihtimali olmadı sporcuların. Örneğin, olimpiyatlarda serbest güreş dalında 3. olan Sajid Sajidov ve Mahaç Murtazaliyev, bronz madalyaları sebebiye o kadar hayal kırıklığına uğradı ki, kariyerleri bitti.

Kendisini ve yakınlarını müdafaa etmek en büyük gençlik değeriydi. Yetişkinler bile her durumda buna anlayışla yaklaştılar.

Yıl 2001. Mayıs başı. Öğlen. Sıcak. Klimalar henüz yoktu. Şehirde yağmur sonrası artan mantarlar gibi çoğalan internet kafeler dersten kaçan öğrenciler tarafından işgal edilmişti. Hepsi o zamanlar moda olan Counter-Strike’ı oynuyor: “polisler teröristlere karşı.” Strateji oyunları daha sonra popüler oldu. Gaciyev caddesindeki Matrix isimli internet kafe (sahibi “Red Mage” o günlerde uyuşturucudan öldü) tamamı 3. okuldan liselilerle dolu. Çok sert bir okul müdürü olan Patimat Adilovna son uyarısını yaptı, “derslerden bir daha kaçan olursa okuldan atılacak!”

O gün, müdür 9 Mayıs kutlamaları dolayısıyla parkta yapılan provalarda öğrencilere eşlik etmeye karar verdi ve yoldan geçerken Matrix’e baktı. Henüz uyarı almış öğrenciler müdür ile göz göze gelince korkudan dilleri tutuldu. Bir dakika sonra onlardan biri titrek bir sesle şöyle dedi: “Sınıfımızdan birini dövdüler, ayrılmak zorunda kaldık.” Öğrenci o anda en uygun sözleri seçmişti. Müdür sadece sertçe şöyle dedi: “Öyle mi? Tamam. Hemen okula gidin”.

Yeni gelişmeler

70 yıl boyunca geleneksel İslami değerleri metodik şekilde yıkan, toplumu mengenede tutan devlet 90’lı yılların sonunda baskıyı kaldırdı. Okullar ve üniversiteler temel fonksiyonlarını yerine getirmeyi bıraktığında, Dağıstan gençleri arasında yeni fikirler ortaya çıkmaya başladı. Katı prensipler, romantizm, sakal, tesettür… gençleri herkesten farklı yaptı. Bunlar dikkatleri kendilerine çekti ve ilgi oluştu.

Genç Dağıstanlılar İslam’ı denemeye başladı. İnsanlar dine kendi dünya görüşleri, alışkanlıkları ve karakterlerini üzerlerinde taşıyarak girmeye başladı. Elbette, İslam’ın kurallarına riayet etmeye başladıktan sonra tümüyle yaşam şekillerini değiştiren bir çok insan örneği de var. Ancak ifade edilen olayın hızlı gelişim karakterinden dolayı bu örnekler çok az. Daha dün haraç kesen ve diskoteklerde coşarak dans eden gençler, camiye gittikleri gibi meleğe dönüşemezdi.

İslam moda oldu. Gençler, şer’i bilgisi ve manevi zenginliği olan tecrübeli yetişkin rehberlerden yoksundu ve hala yoksun. Gençliğin, rekabet ruhu gibi olumlu nitelikleri ise, belalı doksanların oluşturduğu alışkanlık ve mantaliteyi bırakmayarak, bu yeni moda içerisine giriyor.

Allah Kur’an’da doğru yarışmadan mealen şöyle söz ediyor: “İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar” (Mutaffifin Suresi, 26). Hz. Peygamber’in (sav) sahabesi bu ayeti doğru anladı ve bu da onlara bir çok iyilik getirdi. Bu ayet-i kerimeyi doğru anlarsak, bize de bir çok iyilik getirebilir.

Sonuç

Altıncı sınıftayken sınıf öğretmenimiz ve matematik öğretmeni Svetlana Vasilevna bir şey denemeye karar verdi. Öğretmenimiz sınıfımızdaki öğrencileri not ortalamalarına göre listeleyerek, listeyi sınıfa astı. Liste düzenli olarak değişiyordu. Sonuç çok kısa bir sürede görüldü. Daha dün iyi okuma dersinden aşağılarda olanlar, bugün üstlere çıkmıştı. Yarışa herkes katıldı. Sınıfımız başarısıyla diğer sınıfların önüne geçti ve mezuniyete kadar orada kaldı. Matematik ise bir çokları için sevilen bir ders oldu. Hatta sonucunda ben Dağıstan Devlet Üniversitesi matematik fakültesine girdim.

Yetişkin bir insanın küçük doğru bir adımı bir çok küçük insanın yaşamında büyük bir rol oynadı. Yazık ki, bu tür adımlar onların yaşamında azdı.

Geçmişi düzeltemezsin. Gelecek henüz gelmedi. Dikkat edilecek en önemli zaman şu an. Özellikle de aileler için. “Görmedin mi? Allah nasıl bir misal verdi. Güzel bir söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. (O ağaç) Rabbinin izniyle her zaman meyve verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller verir.” ( İbrahim Suresi, 24-25). Güzel bir ağaç dikin ki, güzel meyveler versin.

Kaynak: Chernovik

Tercüme: Ajans Kafkas

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone