Putin kimdir

İnsanlar akşam vakti şöyle bir televizyon kanallarını gezdikleri zaman farklı farklı konularda birçok uzman görünümlü kişinin hararetli biçimde tartıştıklarını göreceklerdir. Hepsi sanki onlarca yıldır tartıştıkları konu üzerine araştırma yapmışçasına özgüvenlidir.

Halbuki gerçek tam tersidir. Kim ne kadar bağırır ne kadar sesini çıkarırsa televizyon kanallarımız da o kadar onları ekrana çıkarıyor. Ne yazık ki Türkiye’de gerçek uzmanlar, liyakat sahipleri -belki de gerçekleri söyledikleri ya da birilerinin hoşuna giden şeyleri söylemedikleri için olsa gerek- hak ettiği değeri bulmazlar.

Konumuz Vladimir Putin, bu isim Rusya Federasyonu’nu yirmi senedir yöneten biri. Türk medyasında onu çoğunlukla yarı çıplak ata binerken, kaslı vücuduyla soğuk sularda yüzerken, judo ile güç gösterisi yaparken ve fabrikatörleri azarlarken gösterildiğine şahit oluyoruz.

Aslında bu durum sadece Türk medyasına mahsus bir durum değil. Neredeyse bütün dünyadaki Putin imajının aşağı yukarı bu olduğunu görüyoruz. Elbette bu da bizi ciddi, profesyonel bir imaj çalışması olduğuna götürür. Medyada gördüklerimiz ve çıkarımlarımız bu kadarla kalabilir.

Fakat eğer gerçekten konunun uzmanlarına kulak verecek olursak daha ciddi bilgiler elde edebiliriz. Türkiye’de Putin ile ilgili çalışmalara baktığımızda 2018 yılında yayınlanan dikkat çekici bir çalışmayla karşılaşıyoruz: “Vladimir Vladimiroviç Putin: Rusya’yı Ayağa Kaldıran Lider”.

Eserin müellifleri Cenk Başlamış ve Okay Deprem. Kısaca onları tanıtmam gerekirse, Cenk Başlamış 1989-2010 yılları arasında ilk yerleşik Türk muhabir olarak Moskova/Rusya’da bulunmuştur. Okay Deprem ise 2014’te Ukrayna’da çıkan savaş sırasında orada bulunmuş ve Türkiye’ye haber geçen bölgedeki tek gazeteci olmuştur.

Bu bilgiler önemli; çünkü medyada uzman sıfatıyla konuşan ve yazanların birçoğu sahada hiçbir zaman bulunmamış kişilerden oluşuyor. Rusça’yı ve Rusya’yı iyi tanıyan ve uzun yıllardır ilgi alanı bu bölge olan gazetecilerin yazdığı bir eserden bahsediyoruz. Konunun Kafkasya’yı ilgilendiren tarafı ise şu, Rusya bu bölgeyi tam yüz elli senedir bilfiil yönetiyor. Son yirmi senedir ise Putin Rusya’yı yönetiyor.

Olaya Kafkasya merkezli baktığımızda Putin ismini mercek altına almakta fayda var; çünkü kitapta geriye doğru tarihi bir okuma yapıldığında görülen şey şu, Putin ismi ilk olarak II. Çeçen-Rus Savaşıyla birlikte dünya sahnesine çıkıyor; ve ne ilginçtir ki hayatının bundan öncesiyle ilgili bilgiler oldukça az.

Şimdi biraz daha geriye gitmeliyiz. Tarihler 31 Ağustos 1996’yı gösterirken Çeçenya karşısında yenilgiye uğramış Rusya; Güvenlik Konseyi Sekreteri Aleksandr Leped ve Çeçenya Genelkurmay Başkanı Aslan Mashadov arasında Dağıstan’ın Hasavyurt kentinde imzalanan ateşkes anlaşmasıyla Çeçenya’nın fiilen bağımsızlığını tanımıştı.

Ancak ne olduysa Şamil Basayev ve Ömer Hattab grubu Dağıstan’a 7 Ağustos 1999 tarihinde operasyon düzenlediler. Binlerce milisin elini kolunu sallayarak Çeçenya’dan Dağıstan’a girmesi ne içindi, kimin işine geliyordu ve bu nasıl mümkün oluyordu? Bu onların özgür iradeleriyle mi gerçekleşti yoksa Kafkasya’nın göbeğinde Çeçenya gibi bağımsız bir devlet olması birilerini rahatsız ediyor ve oraya operasyon düzenlemek için bir bahane mi aranıyordu? Ne tesadüftür ki iki gün sonra 9 Ağustos 1999 tarihinde dönemin devlet başkanı olan Boris Yeltsin, başbakanlık koltuğuna Vladimir Putin’i getiriyordu.

Sovyetlerin yıkılmasından itibaren; oligarkların sınırsız zenginleşmesi, Rusya’dan bir bir kopan eski Soyvet ülkeleri, kötü giden ekonomi, rüşvetin yaygınlaşması gibi nedenler derin Rus devleti tarafından sabırla takip ediliyordu. Yeltsin ile işlerin daha fazla gitmeyeceğini anlayanlar; otoriter, sözü geçen, karizmatik bir çar aramaya başladılar.

Aramalar neticelendiğinde taze kan belli olmuştu, Vladimir Putin. Sıradan bir taşra bürokratı olan, doğuştan gelen herhangi bir karizması ya da hitabet yeteneği olmayan fakat sadakat konusunda oldukça mahir Putin, iktidara geldikten sonra parlayacaktı. Bu da aslında onun birileri tarafından iktidara getirildiğini kanıtlar nitelikte bir ip ucuydu.

Rusya’nın gücünü yeniden herkese gösterecek ama bunun yanında binlerce sivilin ölümüyle neticelenecek II. Çeçen-Rus Savaşı için muzaffer bir çar imajı artık yürürlükteydi. 2000 yılının başlangıcında Çeçenya’nın başkenti Grozni Çeçenlerden alındığında artık ülkenin devlet başkanı olan Putin’in savaş uçağıyla oraya inmesinin başka bir açıklaması olabilir miydi?

Savaştan ve kandan beslenen, bunlarla iktidarını sağlamlaştıran ve elbette Rus halkının sevgisini ve saygısını kazanan, onlara yeniden güçlü bir ülkenin vatandaşları olduklarını hissettirecek yeni bir düzen kuruluyordu. Bunlara rağmen dünya kamuoyunda Çeçenler hala özgürlükleri için savaşan bir güçtü. I. Çeçen-Rus Savaşında olduğu gibi dağlara çekilen Çeçen güçleri yeniden Grozni’yi almadan terörist hale getirilmeliydi.

11 Eylül 2001 tarihinde İkiz Kuleler’e (Dünya Ticaret Merkezi) yapılan saldırı sonrası güvenlik merkezli bakış açısının kamuoyundaki hakimiyetinden faydalanan derin Rus devleti, bundan sonra terörist Çeçen savaşçılar imajı için kolları sıvadı. Savaşları kazanmak için sadece güç değil aynı zaman propaganda kullanılması gerekiyordu, belki de bu Sovyetleri zihinlerde çökerten Rambo ve Rocky filmlerinden sonra Ruslar tarafından iyice anlaşılmıştı.

Tarihler 23 Ekim 2002’yi gösterirken Moskova’da tam teçhizatlı 41 eylemci Dubrovka Tiyatrosunu basmış 900 sivili rehin almıştı. Eylemcilere ve onların fikrinde olanlara ders vermeyi hedefleyen Putin iktidarı tiyatro salonuna uyuşturucu gazla doldurmuş operasyon sonunda 129 kişi hayatını kaybetmişti. Tepeden tırnağa silahlı 41 kişinin Moskova’ya nasıl girdiği yıllarca tartışılırken 2011 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yakınlarını kaybeden 64 kişinin başvurusu üzerine operasyon için yeterli hazırlık yapılmadığına karar verip Rusya’yı 1 milyon Euro tazminat ödemeye mahkum ediyordu.

Gene tarihler 1 Eylül 2004’ü gösterirken bu sefer 31 civarındaki eylemci Kuzey Osetya’da bulunan Beslan’da 1.100 sivili rehin alıyordu. Üç gün süren bekleyişin ardından, Oset polisi meslektaşlarını engellemeye çalışmalarına rağmen Rus timlerin yaylım ateşi başlatması üzerine çoğu çocuk 312 kişi hayatını kaybediyordu. Tepeden tırnağa silahlı 31 eylemcinin hiçbir engelle karşılaşmadan Kuzey Osetya sınırlarına nasıl girdiği yıllarca tartışılırken 2017 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yakınlarını kaybeden 400 kişinin başvurusu üzerine Rus güvenlik güçlerinin baskın sırasında ciddi hatalar yaptığı sonucuna varıp Rusya’yı 3 milyon Euro tazminat ödemeye mahkum ediyordu.

Kitaptaki sadece iki olayı detaylı anlattığımız bu süreç ile ilgili daha birçok örnek var. Çeçenya’nın ardından Gürcistan sonra Kırım daha sonra Suriye ise bu yazıda bahsetmediğimiz diğer olaylar. Günümüzde Putin ile beraber artık Rusya hem içeride hem de dışarıda daha popüler, daha güçlü bir durumda görünüyor. Soğukkanlı ve detaylı bir süreç analizi yapılıyor.

Putin’i okurken aynı zamanda Kafkasya’yı, Rusya’yı ve hatta dünyayı okumak mümkün. Çünkü kitapta da yazıldığı üzere, “Uluslararası alanda son 15 yılda adından en çok söz edilen, hatta pek çok ülkede hayran kitlesi bulunan lider kimdir? diye sorulsa herhalde hepimizin aklına önce Vladimir Putin gelir.” diye haklı bir gerekçe var.

Putin’in hikayesi bu saatten sonra Rusya’nın hikayesidir. Rusya’nın hikayesi ise Kafkasya’nın hikayesi. Kafkasya üzerine düşünenler için Rusya’yı ve Putin’i anlamaya çalışmak aynı zamanda Kafkasya’yı anlamaya çalışmaktır. Bu gerçekleri gösteren Cenk Başlamış ve Okay Deprem gibi uzmanlarımız olduğu için Türkiye ne kadar gurur duysa azdır.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Ajans Kafkas'ın editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Diğer Köşe Yazıları

Cevabı iptal etmek için tıklayın.

Yorumlar
  1. 200 Milyar doları olduğu söyleniyor…200 milyar dolar ne olduğunu açıkça açıklar sanırım. bir ucundan diğerine 15 saatte uçakla gidilen bir ülkede 150 milyonluk halkın bir avuç lordun esiri olarak yaşaması acınacak bir durum… rusya federasyonuna demokrasiyi ben getiremem ruslar da gertiremez… Oligarklar neden getirsinler ki… Oligarkların hası yahudiler zaten tüm milletlerin ağası, paşası… rusya 1000 yıl geçse değişmez…sonuçta alkolik bir toplum gaz verirsen gider gaz çekersen durur… putin yakında ölür yerine de bir başka putin geçer…