Neyi Kaybettiğini Hatırla!

Kafkas Vakfı’nda geçtiğimiz sene başlayan bu sene de devam eden Kafkasya Okumaları Atölyesi bünyesinde oldukça verimli tartışmalar gerçekleşiyor. Kafkasya üzerine yazılmış makalelerin her hafta okunup değerlendirildiği bu atölyede, son birkaç haftadır “Kafkasyalı olmak” mevzuu tartışmanın ana eksenini oluşturuyor. Kafkasya ve Kafkasyalılar üzerine faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları içinde aktif görev alan kişilerin de sürekli gündeminde olan bu konu, “diasporada” farklı taraflarıyla ele alınarak arada bir tekrar tartışmaya açılıyor.

Diaspora olarak adlandırılan “Türkiye’deki Kafkasyalılar” topluluğunun var olup olmadığı gibi temel bir başlık üzerinden tekrar tartışmaya açılması gerektiğini düşündüğüm bu konu, Kafkasyalılar neyi kaybettiğini hatırladığında sağlam bir zemine kavuşacak belki de. Kafkasyalıları ilgilendiren en önemli mevzuların bile toplumsallaşamadığı, etkin bir söylem ve eylem pratiğinin gerçekleşemediği, kısır tartışmalarla var olan az bir enerjinin heba edildiği, hatta diaspora denen şeyin en fazla bin kişiyi ilgilendirdiği düşünülürse, neyi kaybettiğimizi hatırlamak yeni bir sözü yükseltmenin esas anahtarı olabilir.

İsmet Özel, “Neyi Kaybettiğini Hatırla” isimli kitabında bir münevver bilinciyle Türkiye’de yaşayan insanların, “ne durumda olduğu konusunda bir kaygı taşıyıp taşımadığını” gündemine alarak, yapılan işlerin mahiyetinin artık kimseyi kaygılandırmadığını, bu kaygı eksikliği ile yapılan işlerin de esasa değmediğini dile getiriyor. Sivil toplum kuruluşlarımızın (belki de bu kaygı eksikliği ile) yaptığı faaliyet ve etkinliklerin toplum nezdinde büyük bir karşılık bulamamasının birçok sebebi var. Peki toplum olarak var olmamıza engel olan nedir? Gerçekten bahsedildiği gibi diaspora diye bir kurum var mıdır? Türkiye’de yaşayan Kafkasyalılar kendilerini ne kadar Kafkasyalı ve nereye ait hissetmektedir? Bu sorular çoğaltılabilir. Toplumların yok oluşu ile ilgili teoriler iç ve dış birçok etkeni sayarken, o toplumun inancının yok oluşunun o toplumu yok olmaya götüren en önemli etken olarak dile getirmektedir. “Ölü olduğunun bilincinde olmak, bir toplumun yok olma sürecinde geri dönülmez noktada olduğuna delalettir.” Hastalığımıza doğru teşhis koymazsak yapılacak tedavilerin bir faydası olmayacaktır. Türkiye’deki Kafkasyalılar, var olmak ve yok olmak arasında bir yol ayrımındalar. Ya sessizce yok olacaklar ya da yeni bir sözle yeniden var olacaklar. Yeniden İsmet Özel’e kulak kabartırsak;

“Eğer neyi kaybettiğimizi biliyorsak o eksik olan şeyi bulmaya çabalamamız belki birçok zorluğu yenmemizi ve belki de birçok eziyete katlanmamızı, birçok tehlikeyi göğüslememizi gerektirecek. Bu elbet zor bir durum. Zor, fakat vahim değil. Vahim olan bir şeyin eksik olduğunu bilmek, bir şeyi aramak gerektiğini hissetmek ve giderek onu aramak; lâkin neyin eksik olduğundan, arayacağı şeyin ne olduğundan habersiz kalmaktır. Türkiye’de yaşayan insanlar olarak zor durumda olduğumuzu söylemek hafif kalır; durumumuz vahim.”

Türkiye’de yaşayan Kafkasyalılar olarak aynı vahim durumun içindeyiz. Bu durumdan kurtulmak için ilk önce neyi kaybettiğimizi hatta kim olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor.

Kim olduğumuzu hatırlamamıza yardımcı olması dileğiyle 1991 yılında bir Çerkes köyünde ikindi namazı çıkışı çekilmiş aşağıdaki fotoğrafı paylaşıyorum. Çerkes denildi mi aklıma her zaman bu güzel simalara sahip değerli insanlar geliyor.

kafkas
Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone

Diaspora

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Ajans Kafkas'ın editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Diğer Köşe Yazıları

Yorumlar