Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’ndeki Olaylar ve Türkiye’ye Yansımaları

Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde Kendelen bölgesinde yaşanan olayların yansımaları acı bir şekilde Türkiye’de hissedildi. Aslında bütün bu olayların bir benzeri 2008 yılında gerçekleşmişti ve her sene gerçekleşmeye müsait. İnternette yapılacak geçmişe dönük ufak çaplı araştırmalar olayın çözümüne yönelik bir arpa boyu mesafe katedilemediğini gösterir nitelikte.

Kafkasya’da zaman zaman yerel halklar arasında çatışmalar olabiliyor. Hatta orada yaşayan insanların epey bir bölümünün meşguliyeti bu problemlerdir. SSCB döneminde dizayn edilen yapay sınırlarla adeta yüzlerce yıl öncesinin kabile savaşlarını andıran çatışmaların tohumları profesyonel bir şekilde ekilmiştir.

Bu sınır kavgalarından kaynaklı olarak en ufak bir sürtüşme geçmişten kaynaklı kin ve nefretle birleşip olayların büyümesine yol açmaktadır. Son bir haftadır Türkiye’deki Kafkas-Çerkez kurumlarının gündemini meşgul eden olaylar işte bu birikimle ortaya çıkan problemlerin yansımalarıdır.

Türkiye’ye yansıyan biçimiyle olaylarda üç taraf bulunmaktadır. Kabardeyler, Balkarlar ve güvenlik güçleri. Sosyal medya kanalıyla ve çeşitli telefon görüşmeleri neticesinde üç tarafı da yakından takip etmiş biri olarak tarafların anlattıklarına güvenemeyeceğimizi net bir biçimde belirtmek isterim.

Bu yazıyı zaten olayın detaylarıyla alakalı meselelere girmek için değil, daha çok bu olay neticesinde Türkiye’de yaşananlara bakmak için kaleme aldım. Neredeyse Kafkasya’daki kadar Türkiye’de de Kafkasyalı bulunuyor ve bu açıdan Türkiye’deki durum kritik.

Aslında yazıda kurum ve kişi adı geçmesin diye uğraşmak zor ve bu zora talip olmaya çalıştım. Olaylar başlar başlamaz sosyal medyada bir kesim “Balkarlar Çerkezlerin yolunu kesiyor, taşlar ve sopalarla saldırıyorlar” minvalinde paylaşımlarda bulundu. Sosyal medyadaki kişisel paylaşımlar belki ciddiye alınamaz ama bunun kurumları etkilediği açık.

Bireysel paylaşımların şiddet derecesi zaman ilerledikçe artıp “Balkarlar güvenlik güçleriyle bir olup Çerkez gençlerine zulmediyorlar” seviyesine ulaştı. Bu saatten sonra kurumlarımız olayların ne olduğuyla ilgilenmek ve adil olmak yerine sosyal medya paylaşımcılarını rahatlatacak ve onları temsil edip kurumlarına kazandıracak bir söylem inşa etmeye koyuldular.

Elbette bu söylem Balkar karşıtı bir söylem olacaktı. Basın açıklamalarındaki genel tutum “Balkarların yol kesmesi”, “Balkarların geçişe müdahale etmesi” ifadelerini taşıyordu. Kurumlarımız açıklamalarında Balkarları hedef tahtasına oturttular. Açıklamaların sonu “sakin olalım” şeklinde bitiriyordu ancak bu Balkarlara suç isnat ettikten sonra gerçekleşiyordu.

Totalde kurumlarımızın kötü bir niyet taşıdığını iddia etmiyorum ancak sosyal medyadaki paylaşımlar neticesinde o paylaşımı yapanları kazanmak ve teskin etmek üzerine planlanan metinler sonuç olarak bir Kafkas halkını hedef gösteriyordu. Kurumlar, bu hedef göstermeye üye veya gönüllü kazanma çıkarları gereği ne acıdır ki dahil oldular.

Fakat olaylar neticesinde paylaşım yapıp Balkarları hedef alan kişisel kullanıcıların geçmiş yıllardaki paylaşımlarına bakılırsa inanılması güç ifadelerle karşılaşılıyoruz. Onlar için “Çerkezler” dışında -ki bu kimlik içerisine hangi halkların girip girmeyeceğini kendileri belirliyorlar- hiçbir halk makbul değil ve hepsi aşağılanması ve hakaret edilmesi gereken topluluklar.

Ayrıca “Balkarlar” olarak ifade edilen halkın “Karaçay-Balkar” halkı olduğu açık. Bu bakımdan cephe alınan halk Kafkas halklarının belli başlılarından biridir ve Türkiye’de de mensupları bulunmaktadır. Ancak metinlerde Balkarların karşısına konulan bir diğer halk “Çerkezler” olunca sayıca çok olanın tarafında yer almak problem teşkil etmiyor gibi yorumlanmıştır.

Görünen o ki adil olmak yerine popülist olmak seçildi. Açıkçası süreç boyunca pek mantıklı hareket edilemedi. Halbuki “Çerkez” kelimesi üst kimlik olup, Kafkasya’dan farklı coğrafyalara ve en çok da Türkiye’ye sürgün edilen veya hicret eden bütün halkları kapsıyor. Ancak kurumlarımızdaki genel anlayış “Çerkez” kelimesini bir etnik kökene bağlayıp ona göre tavır almakla kalıyor.

Nasıl ki Kafkasya’daki problemlere baktığımız zaman geçmiş kaynaklı problemler olduğunu görürsek Türkiye’deki kurumlarımızda da geçmiş kaynaklı problemler olduğu açıktır. İsminde Kafkas veya Çerkez ifadesi geçen kurumlarımız hangi halkı hangi oranda temsil etmektedir ve temsil etmek istemektedir oldukça meçhul. Temsil etmeyi geçelim, ne yazıktır ki artık “Çerkez” olmadığını iddia ettikleri bütün Kafkas halklarıyla kavgalılar.

Kimse pek dillendirmese dahi kurumlarımız ciddi bir kriz içerisinde ve gittikçe Kafkas halklarından kopup tek bir etnik kökeni kapsayan, dışlayıcı bir milliyetçilik ve hatta kabileci etnikçilik anlayışına -bir güç olduklarını düşündükleri sosyal medya kullanıcıları yüzünden- teslim olmaktadırlar.

Bunu ortaya koymak ne kurumlarımızı eleştirmek ne de o kurumlardan umudumuzu kesmek manasına gelir. Bu kurumlar bizim kurumlarımızdır ve onlar güçlendiği zaman kimseye bir zarar değil, tam tersine fayda geleceğine dair inancımız ve umudumuz tamdır.

Konu dışında görünecek ancak tam da konuyla alakalı bir durum daha var. Çok değil bundan on sene öncesine kadar Türkiye’deki Kafkas toplumu Kafkasya bölgesini pozitif manada etkileyebiliyordu. Fakat görünen o ki şimdi oradaki küçük gruplar arasındaki kabile çatışmalarını andıran olaylarda buradaki kurumlarımız ve bireylerimiz negatif manada etkileniyor.

Her şeye rağmen olumsuz bir hava çizmek istemem. Bu tarz olaylarda toplumun çoğunluğu her zaman itidali gözetir. Kafkasya’daki mevcut etnik kavgaları oradaki gerçek bu deyip kabullenmek bizi mantıklı ve adil olmaktan uzaklaştıracaktır. Eğer adil ve mantıklı olmak oradaki mevcut duruma ve kavgaya dur demekse bunu yapmaktan çekinmemek gerekir. Adaleti ve mantığı gözetmek umuduyla.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone

DiasporaKabardey-BalkarKabardino-BalkariaKaraçay Çerkes

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Ajans Kafkas'ın editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Diğer Köşe Yazıları