Mesele Durulmadı, Henüz Başlıyor

Bir önceki yazının ardından haklı, haksız pek çok tepki aldık. En garibiyse yakın büyüklerimizden aldıklarımızdı. Yazının üslubunu yakışık bulmamışlar. Haklarıdır.

Ben de Samsun BKD’nin olaya ilişkin yayınladığı metni yakışık bulmadım, üstüne son derece taraflı buldum. ‘Abilerimize’ sonra döneceğiz.

Yazının ‘kışkırtıcı’ olduğunun farkındaydım. Bunu bilinçli yaptım. Zira sosyal medyada şahit olduğumuz ifadelerin iler tutar yanı yok. Vakit buldukça kışkırtmaya devam edeceğiz.

Öncelikle şunu bir kez daha hatırlatalım. Bir köyün içinden (ilgili güzergaha giden tek yol olsa dahi) geçerken atlardan inilir. Bu, en anlatıla gelen (bilhassa ‘qagolara!’) khabze kurallarından biridir. Atlarla devam edilecekse dahi ilgili köy sakinleri bilgilendirilir, izinler alınır geçiş üslubunca, sessizce, atlardan inilerek yapılır. Mesele Adigage ise Adige Khabze’nin söylediği, niyetimiz kendisinin de aslen Balkar olduğu kimi zaman dillendirilen Kazanuko Jabağı’yı mezarında ters döndürmek değilse budur.

‘Seyahat hakkı’ gibi çocuk kandıran beylik lakırdıların muhatabı şu saatten sonra Rusya mahkemeleri, biz değiliz.

Kaldı ki benzer bir problemin aynı yerde benzer şekilde on sene önce yaşandığı da söyleniyor. Bunu bile bile ilgili bölgenin üzerine yine de at sürmek bir Adige olarak tekraren söylüyorum aktivizm değil, eşkıyalıktır, lümpenliktir. Kafkasya’da bir halkın bir diğeri üzerinde tepinerek elde edebileceği tek bir karış toprak parçası dahi yoktur.

Adamlar insan eti yiyen ilkel Afrika kabileleri gibi çoluğun çocuğun yaşadığı köyün üzerine atlı birlik sürecek, sen burada o adamların arkasında saf tutacaksın, sonra da onlara lümpen denildiği için alınacaksın. Ah canım kıyamam. Az bile söyledim.

Atlı birliklerle ‘fethe’ yeltendiğiniz o köyün çocukları vardır, kadınları vardır, yaşlıları vardır. Pek tabii ki erkekleri de olacaktır.

Yüzünüzün kızarması, bir Adige olarak yapılan işten haya etmeniz lazım.

İznini yöre sakininden alır, atından iner öylece gidersin gideceğin yere. Bayrağını da dalgalandırmazsın. Bu durumda belki sana Balkar köylüleri dahi eşlik edebilir(di). Aksi durumda insanlar (ki bu insanlarla ilişkilerin belli ki netameli) senin haklı olarak ‘fethe’ çıktığını düşünürler ve gayet haklı olarak karşında dikilirler. ‘Cepheye’ sürdüğün Kabardey de envai halktan müteşekkil (anladığımız kadarıyla Kafkasyalı birlikler bilhassa tercih edilmiş!) Omon’un gazını yediğiyle kalır.

İlişkilerinizin netameli olduğu bir grup köyünüzden kortej yaparak geçse hangi tepkiyi verecekseniz, Balkarlar da o tepkiyi vermişlerdir. Bu anlamda tekrar kendilerine şükranlarımı sunuyorum.

Görebildiğimiz kadarıyla yaşanan da budur, bizim tepki gösterdiğimiz mesele de budur. Yoksa ne Çerkesya ile ne Çeçenya ile ne de Abhazya ile bir problemimiz yok. Unsurlar var olmalılar ki nihai kertede o da gerekliyse ve de istiyorlarsa eğer ‘birleşebilmeliler’.

Bu sebeple yapılması gereken ve bilhassa kendimize yakın hissettiğimiz büyüklerimizden beklediğimiz, sükunet çağrısı değil, yapılan hareketin yanlışlığını üzerine basa basa, gerektiğinde kışkırtıcı ifadeler de kullanarak vurgulamaktır. Bunun Adige’si, Çeçen’i, Karaçaylısı vs yok. Yangını körükleyene ricacı olunmaz, elindeki körük alınır.

Adamlar kendi milliyetçi histerilerini yanı başındaki kendinden sayıca çok daha az bir halkın (bir önceki yazıdaki garibandan kastım budur) üzerinde tepinerek okşayacak (aynı şey Karaçay-Çerkes’te sayıca azınlık olan Çerkeslere karşı yapılsa yine tepki göstereceğiz), sizler de bu hastalıklı kafayı es geçip, bizlere sükunet telkin edip Don Kişotlukla itham edeceksiniz.

Ortada sessiz kalınacak bir durum yok. Bilakis üzerine gitmek, bu sapık kafayı faş etmek gerek. Yok, nazarınızda herkes eşit ama Adigeler Balkarlar karşısında biraz daha eşitse onu da söyleyin de bilelim.

Aşağıdaki görseli işin boyutunun Türkiye’de hangi noktalara geldiğini göstermesi için buraya aldım. Bu görseli gören abilerimiz niyetimizin Don Kişotluk olmadığını umarım anlarlar.

 

 

 

 

 

 

Bu yamyam arkadaş, daha o dönemler babası tıp eğitimi, kendisi hukuk eğitimi almış KDB’nin ilk Merkez İcra Komite Başkanı Basiyat Şahan’a (1879-1919) hayasızca ‘çöp kokan’ diyecek, sizler bizlere sükunet çağrısında bulunacak, Don Kişotluk yaptığımızı iddia edeceksiniz. Tam tersi önümüzde saf tutmanız gerekirken.

Adige gençleri ‘kaçırmamak mı’ istiyorsunuz? Yanı başındaki sayıca kendinden çok daha az bir halkın üzerine beygir süren, üstelik bunu yaparken kimin tongasına düştüğünü de kestiremeyen bir grubu, salt Adige oldukları için alkışlayan serseri mayınlarla ilgilenmesi gereken kurum hali hazırda Bakırköy’de mevcut. Bırakın onlar ilgilensin, Çerkes cemiyeti değil.

Bu yazıyı yazmak ve yaşanılanların, Adige gençlerinin sürüklendikleri açmazı uzun uzun vurgulamak dahi utanç verici. Hele ki kendimizi yakın hissettiğimiz büyüklerimize.

Bilmiyorum farkında mısınız ama normal şartlar altında medeni dünyada Afrika’daki toplama kamplarında izolasyona mahkum edilmesi gereken adamlar yanı başımızdan sizlere, bizlere, büyüklerimize nefret kusuyorlar ve siz bunu görmüyorsunuz. Cephe alın.

Karaçay-Balkarların kimi zaman Turancılığa, kimi zaman Alancılığa, kimi zaman Kırım’a dayandırılan çarpık bilinçlenme tahayyülleri ise ayrı bir tartışma konusu. Zamanı gelince o da sapına kadar kritik edilir.

Kafkasyalılar hali hazırda çok farklı coğrafyalarda ‘lejyonerlik’ faaliyetlerine devam ediyorlar. Bu, Kırım üzerinden yaşanan Ukrayna-Rusya krizi için de geçerli. Niyetiniz Kırım’da misal Adige ve Çeçen milis güçlerin NATO ve Rusya saflarında birbirlerini vurduğu bir vasat değilse eğer, bizim küresel çatışmalara bagaj olacak bir halkımızın olmadığının da idrakinde olmanız gerek.

Bu topluma hakaret eden ben değilim, kendi politik angajmanlarını Adige milliyetçiliği ambalajıyla cemiyetimize yedirmeye çalışanlardır. Daha da ne söyleyebilirim bilemiyorum ki?

Yazının başında vakit buldukça kışkırtmaya devam edeceğiz dedik ama açıkçası uzatma niyetim de yok, kendi izole cemaatlerinde (bunu kamuya açık da yapmıyorlar!) içinde yaşadıkları topluma ‘qago’, ‘lhepak’ gibi ifadelerle hakaret eden, Adige olmaktan başka hiçbir vasfı olmayan zombilerle yürünecek bir yol da göremiyorum ki müstear kullanmamın sebebi de bu. Bu ışığı görseydim kendi adımla yazardım, kuşkunuz olmasın. Bunu da öyle ‘cosmopolitan’ pozlar takınarak değil, bu cemiyetin bir evladı olarak söylüyorum. Durum hakikaten fecaat. Arada ‘dışarıda’ soluklanmamız belli ki nefes açıyor.

Bu vesileyle, ilgili olaya ilişkin kurulacak en doğru cümleleri kuran Eskişehir Kafkas Kültür Derneği, Eskişehir Karaçay Balkar Derneği ve Kafkas Vakfı’na da teşekkürlerimizi iletelim.

“…Bir grup Adige aktivistin Kanjal Zaferi’nin yıldönümünde yapmak istedikleri demokratik ve meşru bir etkinliğe, etkinlik güzergahında bulunan bir Balkar köyünde yapılan sinsi provokasyon…” diye cümleye başlayan (ki devamını okumadım) Samsun BKD’nin yapması gerekense, bizim büyüklerimizi arayıp yazımızın kaldırılması için ricacı olmak değil derneğin ismini “Samsun Adige-Ubıh (ve zaman zaman Abhaz) Kültür Derneği” olarak değiştirmeleridir.

Son bir not: cherkessia.net benim söylediklerimle benzer ‘kışkırtıcı’ ifadeleri de içeren ve söylediklerimle de yoğun şekilde uyuşan bir uzmanın analizini garip bir şekilde yayınlamış. Yazıda yapılan iş için aptallık mı komplo mu diye soruyor. Cevabı siz verin. İlgilisi için linki aşağıya aldım.

http://www.cherkessia.net/makale_detay.php?id=3796

Tweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someone